Aslında böyle bir sanat türü yok ama içimden böyle bir başlık koymak geldi. Elimden geldiğince eski çizgimi de devam ettirmek istiyorum ve bunun içinde özellikle Pazar günlerini çok seviyorum. Hafta sonları oyunlarımdan arta kalan zamanlarda Almanya’nın neresi olursa olsun bütün bir hafta boyunca bilgi edindiğim sanatsal etkinliklere katılmayı çok seviyorum. Özellikle aslında bu blogda yazmak istediğim ama baya bir tepki çekeceğini düşündüğüm için vazgeçtiğim bir gelişme olmuştu Almanya’da. Berlin de devlet sahnesinde sadece anadan doğma oyuncuların birçok klasik oyunları farklı bir biçimde sergilemiş olmaları. Amaç çıplaklık değil ki zaten onların bedenlerini görmenizi imkânsız hala getirecek kadar etkili bir sanat onların ki. Hemen farklı taraflara çekecek arkadaşlara fırsat vermek istiyorum. Neyse giriş biraz uzun oldu ben hemen bugün sizler için aslında bahsetmek istediğim iki üç konuya bir giriş yapayım.

İlk önce biraz eski Mısır’dan bahsederek başlamak istiyorum. Biz Türkler kültür konusunda insancılız ama meraksız bir milletiz. Kendimiz kültür üzerinden hâkimiyet kurmaya çalışan bir toplum olmadığımız için kültür olayının Avrupalılar ve dolayısıyla Batı için ne kadar önemli olduğunu anlayamıyoruz. Amerika nefret etsem de Avrupa’dan farklı bence bu konuda. Benzer tarafları da var, ama yine de farklı tarafları da var. Ne söylemeye çalışıyorum? Batı dünya sahnesine oldukça geç çıktığını ve çıkarken de doğudan oldukça çok şey kopyaladığını iyi biliyordu.  Doğuyu yenmek Batı için ne kadar önemli idi, birçoğumuzun bunu anlamanız zor. Çünkü öyle bir kuşak yetiştirildi ki, ya Doğu - Batı farkını bilmiyor veya Doğuyu Batının eksiği olarak görüyor. Bence çok yanlış. Eski Mısır çok önemli bir uygarlıktı. Kuran’da da ismi geçen Firavunların Eski Mısır da yaşadığı biliniyor. Çin deki Tang Hanedanlığı zamanında muhtemelen daha Musevilik ortaya çıkmamıştı ama çıkmaya yakındı diye tahmin ediyorum. Çinlilerin daha monoteizmden evvel o kadar yüksek bir kültür sahibi olmaları hayret vericidir. Belki de Çinlilerin ihtiyacı olmadığı için onlarda bir Tektanrılılık tecrübesi yaşanmadı. Belki de Tektanrılılık kendi içinde çatışma yaşayan ‘edepsiz’ toplumlar içindi. Yine sansürsüz ve düşünmeden yazıyorum. Bu bahsettiğim tabiî ki baya bir geçmiş için ve bu sesli düşünme değil, yazılı düşünme oluyor. Spontane olmak düşünmeden davranmak benim için önemli. Çünkü sözlü geleneği taklit etmek, hatta yaşatmak pc ortamında bana enteresan bir tahayyül olarak gözüküyor.

 

Şimdi isterseniz biraz Avrupa’da ki ressamlara gidelim. Tintoretto nun meşhur ‘Susanna ve Yaşlılar’ tablosu bildiğim kadarı ile yeri değişmediyse Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde asılı. Yeni tanıdığım bir İsviçreli sanatçı ‘Susanna’ ile oldukça ciddi bir şekilde uğraşıyor. Ben de bir ara o tabloya kafayı takmıştım. Pembe olan resim o sanatçıya ait. Ana resimde İncil den bir hikâyeyi resmediyor Tintoretto ama hayal gücü bir kere daha geleneği ve gerçeği bastırıyor. Hani aynen Rembrandt ın bazı resimlerinde olduğu gibi. Artık hikâye ile değil, Susanna ile uğraşıyoruz. Tintoretto ın Susanna sı sonra bir başkasının Susanna sı oluyor. Bu böyle devam ediyor. Üsteki resim benim beğendiğim resimlerden. Ama yine fırsatım olup da bir türlü istediğim yazıyı yazamadığım konulardan biridir Susanna. Onu da bu toparlayamadıklarım ama aslında bir gün toparlamayı istediklerim arasına alarak Hollandaya doğru devam edelim.

 

 

Aslında ressam Johannes Vermeer ile ilgili bir blog yapmak istiyordum ama şuan için imkânsız Güney Hollanda, geniş anlamı ile Vermeer in geldiği yer. Ama harita ve resimde ki alan Rotterdam ve Leiden gibi şehirlerin olduğu bölge Delft diye küçük bir yerden geliyor Vermeer.

 

Bir Holywood filminde karşıma çıktı. Ölüyorum hocam dediğim ressamlarımdan değildir. Birkaç tablosunu daha evvel de görmüştüm, ama yine de yeni bir keşif sayılır Vermeer. Vermeer daha 19.yüzyıldaki toplumsal ve ekonomik uçlardan uzak küçük ve tarihi bir kasabada rahat bir burjuva hayatı sürüyor. Bu rehavet ve güzellik tablolarına yansımış. Açıkçası hoşuma gitti. Ama aynı zamanda ‘dekadent’ bir tarafı var bu rehavetin. Sonun başlangıcında olduğunu belki de o da biliyor ama umurunda değil. Bir baş aşağı gidişi var bu rehavetin sanki.

 

 

Bu Pazar gezimizi çok farklı bir müzik ile bitirmek isterdim ama yaklaşık bir haftadır milyonlarca kez dinlediğim ve hala bıkmadığım bir müziği paylaşmak istedim. Aslında Türkiye’de yeni olarak kimler var kimler çıkmış diye bakınırken iki kardeş olan öykü ve berk’in müziği ile tanıştım acayip süper. Siz zaten biliyorsunuzdur ama ben Türkiye’de ki bazı gelişmeleri hep geriden takip ediyorum maalesef. Umarım en yakın zaman da buralara da yolu düşer canlı izlemek ayrı bir keyif olur.

İyi Pazarlar.


Tags: , , , , , , ,

Bu Yazıyı Paylaşın Türkçe yazanlar için hatırlatmalar; cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter. Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar. "gelcem, gitcem, gidiyom" denmez "geleceğim, gideceğim, gidiyorum" denir. "Herkez" denmez "herkes" denir. "Yaaaa" çok laubali bir sözdür. "bU şEkiLDE" yazmak sadece okuyanı yorar. "Yanlız" değil "Yalnız" denir. "ğ" harfi "g" şeklinde yazılamaz. "Bende, sende" denmez, "Ben de, sen de" denir. "Dahi" anlamındaki "de" ayrı yazılır. "Geldimi?" yazılmaz "Geldi mi?" yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. "OKmi?" değil, "Tamam mı?" denir. "ahmet, belgin, duru" denmez. "Ahmet, Belgin, Duru" denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır. "ki" eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. "v" yerine "w" yazılmaz... Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi'yle değil.
7 Cevap Var “Bir Pazar Sanatı”
  1. Goddess Artemis diyorki:

    Bu da benden Perşembe Sanatı :-) İlginizi çekeceğini ve hoşunuza gideceğini düşündüm: Batı Sanatı’nda Erkek Otoportrelerinin 500 Yılı

  2. volkanalabaz diyorki:

    Ne güzel efendim. Teşekkür ederim tabiki ilgimi çekecektir. Hatta birazdan evden çıkıp sizin bloga doğru yol alacağım. :)

  3. Sahra Gül diyorki:

    Herkese merhaba,

    Volkan bey, ben bu konu (çıplaklık ile ilgili olanı) ilk gördüğümde içimden dedim ki, bu konu ne beni ilgilendirir ne de camiamı hiç bulaşmayayım. Ama sonradan düşündüm de sadece ülkemiz olarak değil, dünya genelinde , erkek kadın bütün insanların giyim tercihlerini tesettürden yana kullanan, hatta sahnede her rolü oynamayan, her kıyafeti giymeyen sanatçılara, (siz daha iyi bilirsiniz Türk Sineması’nda “ Türkan Şoray kanunları”olarak bilinen bazı kurallar vardır,) bir takım insanlar bunu ilkel, gereksiz, hatta sinema sanatı ile bağdaşmayan bir duruş olarak tanımlar ve konan bu sınırları eleştirirler. Garip olansa açıklıkta, soyunmakta sınır tanımayan insanlar, örtünmekye sınır koyma konusunda herkesten önde gidiyorlar. Hele de söz konusu kişiler, bizim ülkemizin insanları iseler bu tepkiler doruğa çıkıyor. Belki diyeceksiniz ki, yaaa yine mi başörtüsü ? Bıktık ama yeter artık. Ben de bıktım, bizler de bıktık ama bıkmak sorunu çözmüyor maalesef. Deve kuşunun başını kuma gömmesi nasıl ki, onu gizlemeye yetmiyorsa bıktık diye başka konularla ilgilenmemiz, soruna sırt çevirmemiz sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Bakın Sn. Başbakan (aslında kendisine hiç saygı duymuyorum, benim saygım makamadır.) ilk iktidara geldiğinden bu yana neredeyse 6 yıl geçti bu konuyu ele almadı, şimdi sırası değil, biraz ortam oluşsun diyerek Devekuşu misali kuma gömdü başını onun bu halini görenler, Refah Partisi döneminde konunun ele alınış biçimini eleştirmişler, bize Sn. T. Erdoğan’ı göstererek bu işler böyle yapılır demişlerdi. O kişiler umarım şimdi başörtüsü konusu açılır açılmaz ülkede kopan fırtınayı görünce bu konu iktidara geldikten ben diyeyim 10 siz deyin 20 sene sonra bile ele alınsa, birileri tarafından aynı fırtınanın kopartılacağını sanırım anlamışlardır. Ben diyorum ki, sınırlı örtünmenin olduğu bir dünyada sınırsız çıplaklık olmaz, olamaz. Hatta örtünme de sınır olmasa bile çıplaklıkta olmalıdır. Hiç kimse bana çıplaklığı sanat diye dayatamaz. Benim en sevdiğim ve yaparken zevk aldığım resim sanatında bile çıplaklığa hoşgörü ile bakamıyorum. Bir dönem düşünün ki, elektrik yok, internet yok, televizyon ve telefon belki var belki yok, sanat malzemelerinin kalitesi, saklama /koruma koşulları yetersiz bir ortamda bir çok ressam çıplaklığı malzeme etmeden eserler vermiştir. Bunlardan bazıları bizden Hoca Ali Rıza, Ahmet Hamdi Bey(Kaplumbağa terbiyecisi adlı eserin kaça satıldığı hakkında bir fikriniz vardır sanırım) yanlış bilmiyorsam, sadece deniz kompozisyonları çalışan Aivazovisky, bu sanatçıların o koşullarda yaptıkları eserler,sahip oldukları zengin malzeme ve teknolojiye rağmen hâlâ günümüz sanatçılarıyla yarışabiliyor hatta geçilemiyorlar. Eğer bu ülkenin üniversitelerinde Nü çalışma gibi bir zorunluluk konmasaydı belki ben de şu anki seviyemin çok üstünde, hem akademik bir ünvan sahibi kaliteli bir ressam olabilirdim. Kim bilir bu sebepten dolayı benim gibi kaç kişi resim sevgisine gem vurmak zorunda kaldı? Bu ülke, saçma zorunluluklardan dolayı kim bilir kaç Hoca Ali Rıza’lar kaç Ahmet Hamdi’ler kaybetti. Size soruyorum bu ülkede Cumhuriyet ilan edileli beri kaç Cumhurbaşkanı, kaç Başbakan geldi geçti bir tanesinin sanatla uzaktan yakından ilgisi var mıydı?. Sn. Kenan Evren, görevinden sonra bu konuya eğildi ama yinede kendisini sayabiliriz aksi taktirde bu sorunun cevabı koca bir hiç olacak. Ama her fırsatta gerici olduklarından, Avrupa’yı takip etmediklerinden bahsedilen Osmanlı Padişahlarının arasında sanata ilgi duyan, ressam, şair, tasavvuf konularına vakıf kaç padişah vardı ?.Siz sanatın içindesiniz, bunu benden daha iyi bilirsiniz. Örtünmeye sınır konan bir ortamda sınırsız çıplaklıktan bahsedilemez. Sizler sanatçı olduğunuz için bu konuyu kanıksamış olabilirsiniz ama aile bireyleriniz içinde buna sıcak bakmayanlar olabilir. Sanatçı da olsa herkesin bir arada yaşamak zorunda olduğu kökleri, bir aile geleneği vardır. En basitinden bizim ev 4 kız kardeşiz görseniz şahit getirsek inandıramayız kimseyi kardeş olduğumuza. Herkes ayrı telden çalıyor içlerinde bir ben tesettürlüyüm o da tesettürlülerin yüz karası bazı ortamlar da açıp bazı ortamlar da kapıyorum. Çünkü kardeşlerimin hepsi açık olduğundan bazı ortamlarda benden rahatsız oluyorlar, bazen de ben onlardan . Ama sonunda herkes birbirinin duyarlı olduğu konuları bildiği için elinden geldiğince temkinli davranıyor. Sosyallik budur, benim düşüncem böyle, ben bunu yapıcam demekle olmuyor maalesef. Birileri tiyatrocu, ressam ya da ses sanatçısı olabilir, ama onun yakın bir akrabası da belki imamdır, müftüdür, en azından inancını yaşamaya çalışan dindar biridir toplumda böyle örneklere rastlanmıyor mu?. Ben bir dönem gelinlik ve abiye dikiminde çalıştım. Müşterilerin arasında bazıları gelirdi kız ya da damat tarafı açık dekolte bir model seçerdi, kaparo verilir, provalara başlanır gelinliğin teslimine yakın son prova da bazen her iki tarafın aileleri de gelirdi. Aksilik bu ya birinden birinin ailesi daha katı çıkar yavrum senin baban, ya da deden hacı, düğüne şunlar, bunlar gelecek bu gelinliği nasıl giyersin, kız tutturur benim düğünüm, rahatsız olan gelmesin . Karşı taraf bakar ki durum vahim bu iş böyle olmayacak yol yakınken dönelim yanı başımızda yüzükler atılırdı. Bu yüzden ben derim ki, sınırsız özgürlük diye bir şey yoktur. Hiç kimse dizginlenemeyen ihtirasları uğruna toplum içinde, yakın çevresindekilerin yüzünü karartacak tavırlar içine giremez. Sanatı severim sadece resim de değil en azından bugüne kadar yazdıklarıma bir genel bakış yapılacaksa üslup olarak edebiyat’a da yatkın biriyim ama çıplaklık kesinlikle ama kesinlikle bir sanat değildir. Diyorsunuz ki, burada öyle bir ortam var ki kimse karşısındakinin çıplak olduğunun farkına bile varmıyor, bu insanlar olaya cinsellik olarak yaklaşmıyorlar. Eğer o insanların amacı çıplaklık değil de sanat olsaydı ille de çıplak oynamak ta ısrar edilmezdi. Madem bir insanın üzerinde süslü, fiyakalı kıyafetler olmadan sanat yapılabiliyor o zaman çarşaf ve pardösü ile de yapılabilinir mi diyeceğiz? Öyle ya madem sanatta sınır yok.Benim size bir dost olarak şöyle bir önerim olabilir. Sanat adına fazla aşırı uçlarda dolaşmayın hiçbir toplum aşırılıktan hoşlanmaz ne aşırı dindar ne aşırı açık. Birkaç kişinin sanatçısı olmak yerine toplumun, ülkenizin sanatçısı olun inanın bütün dünya genellemesi yapılsa çıplaklığa evet diyenlerin sayısı hayır diyenden az çıkar.

  4. volkanalabaz diyorki:

    Sayın Sahra Hanım;

    Merhabalar. Kısa bir aradan sonra gene sıkı bir şekilde dönüş yaptınız efendim. Şimdi sanat ve siyaset birbirinden ayrı farklı iki konu. Kesinlikle karıştırmamak ve birbiriyle bir bütün içine sokmamak gerekir diye düşünüyorum. Arada ufak tefek ayrıntılar var ben sanatı çıplaklık olarak görmüyorum. Çıplaklık sanatla estetik bir şekilde birleştirildiğinde tamamlayıcı bir unsur olabiliyor. Bu sizin için böyle olmayabilir. Buda sizin bakış açınızdır saygı duymak gerekir. Ama sahnede veya bir resimde sanatın hangi dalında olursa olsun çıplaklık bakış açınıza bağlıdır. Ben çıplak bir adama veya kadına bakarken onların vücutlarını görmem. Sadece esere katmış oldukları vurucu yanları görürüm. Tabi sizin için çıplaklık girince işin içine sanat olmaktan çıkıyor çünkü siz onlara politik bir gözle bakıyorsunuz diye düşünüyorum. Sanatın politikası dini olmaz. Sanat farklı bir alan siz kişisel olarak dininiz ne olursa olsun sonuna kadar yaşarsınız ama bu sanatta farklıdır. Ayrıca şu çıplaklıkta sınır olmuyor ama kapanmakta niye sınır oluyor demişsiniz. Ben buna katılmıyorum. Türkiye’de yeteri kadar sarıkla ve çarşafla gezen insan var. Mesela Ataköy’e gidin bütün evler artık Rus hayat kadınlarıyla dolu ama hemen bir cadde karşısı E-5 üst geçitten geçip Şirinevler semtine bakın bir tane başı açık insan bulamazsınız. Ben kapalı bir insan görünce aaa bak başı kapalı gibi bir şey demiyorum ya da tanga giymiş bir kadını görünce bak terbiyesize demiyorum. Bunlar kişilerin hayatı yaşama şekilleridir. Herkese saygımız vardır.

    Benim Avrupa’da yaşamak isteyişimin en büyük ne denelerinden biri sanatı yaşama şeklimle Türkiye’de ki sanat ve yapılan işlerin benim düşüncelerimle uyuşmamasındandır. Ben özgür bir sanat türünü savunurum sınır sanat için geçerli bir kavram şekli değildir. Ayrıca Ülkem için inanın çok çalıştım hem de çok ama olmadı. En fazla dedikleri Emrah’la beraber bir dizide oynar mısın? Yaa ne Emrah’ı ben ilkokul dördüncü sınıftan beri her yıl oynuyorum anam ağlamış çıkıp Emrah’la dizide oynayacağım imkansız. Neyse bu konu uzayıp gider. Yorumunuz için teşekkür ederim eksik olmayın. Kendinize iyi bakın saygılar.

  5. Eda diyorki:

    Merhaba

    Ben Sahra Hanım’ın görüşlerinin bir kısmına katılmıyorum. Mesela kendisi kardeşlerinden ve bazen onlarla girdiği ortamlar(tahminimce ev içerisindeki ortamlar) sonucunda başını açtığından bahsetmiş. Bence bu yanlış bir davranış. Kardeşleri açık olsa bile kendisinin kişisel tercihi olan baş örtüsüne her ortamda ve her koşulda saygı duymalılar bence ve kendisi de başkaları için kendi düşüncelerinden ödün vermemeli. Bir diğer konu da Türkan Şoray konusu. Kendisinin kurallarından bahsetmişsiniz ama birçok kişinin de bildiği gibi kendisi ünlü olmadan önce şöhret basamaklarını tırmanmak için porno filmlerde rol almıştır. Bence bir insanı örnek olarak sunarken daha dikkatli olmalısınız. Son olarak da çıplaklığa hayır diyenlerin evet diyenlerden az olacağını iddia etmişsiniz. Bence sonuç kesinlikle tam tersi olacaktır. Ben Volkan Bey’le tanışmıyorum ama bende Antalyalıyım ve uzun yıllardır turizm sektöründe çalışıyorum. İslam dininin en katı kurallarla yaşandığı bir ülke olan İran’dan gelen bayan turistlerin ülkemize ayak basar basmaz yaşadıkları kıyafet devrimini görseniz inanamazsınız. Ben açık görüşlü bir insan olmama rağmen o kıyafetleri giymeye cesaret edebileceğimi hiç sanmıyorum. Emin olun ki seçme hakları olsa bu insanların büyük bir çoğunluğu çıplaklıktan yana olacaktır. İnsanlar için bu yöndeki tercihlerini ve isteklerini gerek aile gerekse yaşadıkları ortamlar dolayısı ile açığa vuramıyorlar. Şunu da unutmayın ki ülkemizde muhafazakar bir şehir olarak tanınan Konya; Türkiye’nin en çok alkol tüketilen şehri. Umarım fikrimi belirttiğim için sizi incitmemişimdir.

  6. Sahra Gül diyorki:

    Şu an biraz erken uyandım ve sabah namazını beklerken biraz internette gezineyim dedim, aklıma akşam gönderdiğim yazım geldi, bir dönüp bakmak istedim. Yorumuma verilen her iki cevapta da haklılık payı var. Bu yüzden yazınızı ve yorumunuzu eleştirmek istemiyorum. Ama kısaca bazı sorularınıza cevap vermem gerekirse önce Eda hanımın vurguladığı bazı noktalara değinmek istiyorum. 1-Türk sinemasına emek vermiş Sn. Türkan Şoray’ın öz geçmişi hakkında fazla yorum yapamayacağım, çünkü bilgilerim dahilinde yazıp, konuşabiliyorum bu konuda haklı olabilirsiniz ben halk arasında yaygınlaşmış bir kanaatten bahsediyordum.2- İran ve diğer İslâmî ülkelerde, sayısı oldukça fazla gayri müslüm insanda var ama dediğiniz yanlış da değil sadece oralarda değil Suud-i Arabistan gibi bir ülkede bile sadece Mekke ve Medine şehirleri bu konuda emin Ben 2 Kasım 1999′da bir umre ziyareti için gitmiştim. Hocalarımız hacı adaylarına ısrarala Mekke ve Medîne şehrinin dışına çıkılmamasını tavsiye ediyor. Özellikle Cidde’nin İstanbul’dan hiç bir farkı yok. Orada da alkollü lokantalar, hatta belki biraz ağır bir tabir olacak ama, fuhuş merkezleri var, bahsettiğiniz türden davranışlar,bizim ülkemizde de geçerli. Hatta bazen ben bile bu gruba girebiliyorum isterseniz bunu biraz açayım. Şöyle ki, ben yaklaşık15 yıldır modelistlik mesleğiyle meşgulüm, mesleğimde oldukça da iyi sayılırım lâkin iş bulmakta zorlanıyorum. Gittiğim bir çok iş görüşmesinde bana “Siz gözünüzü nereye diktiğinizin farkında mısınız? son derece popüler ve insanların giyimine yön veren bir meslek bu oysa sizler tesettürlüsünüz, madem örtünmüşsünüz, sonuçlarına katlanacaksınız, oturun evde niye iş arıyorsunuz ki ” diyen çok oldu tabi olumlu yaklaşanlar, bu konudan hiç bahsetmeyenler de var ama taktir edersiniz ki, bu firmalar ya orta ya da ufak çaplı firmalar ve maalesef onların referansları da piyasa da diğerlerinin hükmün de değil. Oysa ben en büyük firmalarda bile rahatlıkla çalışabilecek tecrübedeyim. Bu yüzden bazı iş görüşmelerine giderken ya da böyle yerlerde çalışırken başımı açıyorum ve bunu evden başörtülü çıkıp uygun bir yerde açma şeklinde uyguluyorum. Şimdi siz ya da Volkan bey veya bir başkası bu halimi görse aklından aile baskısıyla örtündüğümü düşünebilir. Oysa bahsettiğim gibi biz dört kız kardeşiz ve üçümüz tercihini farklı kullandı. Aynı imkân bana 20 yıl önce sunuldu ailem sen de aç istersen dedi. Ama ben tercihimi bu yönde kullandım, halimden şikayetim yok, ama İslâm’ın bu emrini dört dörtlük yerine getiremiyorum. Bazen aç bazen kapa hiç hoş değil, üstelik sizler gibi düşünenlere değilse de bazılarının eline çok büyük kozlar veriyorum/veriyoruz. Fakat ameller niyetlere göredir. En azından ben neyi niçin yaptığımı biliyorum bu saatten sonra meslek mi değiştireyim değiştirsem bile orada da buna benzer şeyler yaşanacak,yoksa çalışmayayım mı?, mesleğimin en verimli çağında evde mi oturayım şu an olduğu gibi. Peki benim seviyemdekiler evde otursun da piyasa çaylaklara mı kalsın, gerçi onlar da bir şekil de bir yerden başlamak zorundalar hepimiz böyle başlamadık mı? ama birden büyük sorumluluklar alamazlar, almamalılar. Eda hanımın bahsettiği bir diğer konu da şu ki,yine bir çok İslâmi ülkeden gelen turistlerin çoğu, burada çok açık kıyafetler giyiyor, eğer dediğiniz gibi bir araştırma yapılsa inanın çoğu çıplaklıktan yana olacaktır. Eda hanım, lütfen eleştirim için bana gücenmeyin ama burada benim ve Volkan bey’in bahsettiği çıplaklıkla açık ya da dekolte giyinmek arasında fark var gibi geliyor bana bilmem yanılıyor muyum?. Eğer benim gibi SP gibi bir çok insana göre daha sert görünen çizginin bir temsilcisi bile böyle diyorsa inanın bu dün değilse de bugün kısmen doğrudur. Aksi taktir de inancına duyarlı ama,nefsine yenik düşen bir çok hanıma haksızlık ederiz aslında bu konuya biraz daha değinirdim ama ezan okundu, vakit geçiyor hoşçakalın.

  7. Mirc diyorki:

    Sahra hanım yorumunuzu cok begendim. Tşkler.

Yorum yaz

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Kapat
E-posta ile paylaş