Bu AKP’yi Sarımsaklasaktamı Saklasak Yoksa Sarımsaklamasaktamı Saklasak?

Bir süredir Almanya dışındaydım işlerim nedeni ile. Dün geldim eve. Akşamda en büyük zevk olarak yaptığım rss beslemelerimi okumaya başladığımda burada Stern dergisinin AKP’ye açılan kapatma davası ile ilgili başlığı görünce acaba doğrumu okuyorum diye şöyle bir gidip geldim. Malumunuz konu belli üstünde dallandırıp budaklandırmaya gerek yok bence. Bende kendi düşüncemi söylemek istedim sadece. Yoksa artık Türkiye’de ne siyaseti yazmak mümkün ne de yapmak. Haberi geniş bir şekilde okuyunca yüzümde hafif bir gülümseme oluştu. Nedeni dava değil. Bundan yaklaşık beş gün kadar önce annem ile telefonda Türkiye hakkında baya detaylı bir konuşma yaptık. Çok tedirgin bir aileye sahibim şuan. Hele annem tam tuhaflaştı. Ben hep soğukkanlı ve ne olacağını bilen biri gibi davranıp sakinleştirmeye olayların farklı bir boyut kazanacağını savunarak durumu idare etmeye çalıştım. Ağzımdan da bak anne görürsün bu hafta bilemedin önümüzde ki hafta bu adamlara kapatma davası açılacak. Annem inanmamıştı. Ama dün itibari ile söylediklerim fazla bir zaman geçmeden gerçekleşti.
Konuya yapılan yorumları Buradan okuyabilir veya Bu linki kullanarak herhangi bir Rss aracı ile yorumları takip edebilirsiniz.
Yorumlar
ben ak parti içindeki cüruf ile uğraşmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim, yani gıcık baykal beyefendinin dediği gibi, tek tek yanlş şeyler yapan kişilerle uğraşmak daha mantıklı en azınan bir müddet daha, ama tayyip gibi boşboğaz birisini başbakan olarak görmekten çok utanıyorum, ben hayatımda bu kadar saçmalayan bir başbakan görmedim, en son şu çocuk yapın yumurtlaması da tüy dikti.
@Sevgili Fatih Bey;
İlk önce teşekkür ederim Demokrasinin açıklamasını yaptığınız için bu Ülkede herkes Demokrasi lafını kendine özgü bir şekilde çevirip işlerine geldiği gibi kullanıyorlar. Bakın bir birey istediğini giymekte yaşamakta ve seçmekte özgürdür. Ama durum siyaset ve Türkiye’de ki potansiyel olunca o zaman bu anlayış değişir. Yoksa demokrasinin ne olduğunu bilmediğim için sormadım. Ben bir asker çocuğu olduğumu söyleyeyim ilkönce. Çok fazla söylemem dile getirmek istemem. Beş yaşımdan beri okuma ve yazma bilirim ilk okuduğum Atatürk paşamın hayatı idi. İlk yazdığımda Demokrasi ve laiklik oldu. Bu yüzden hassasım. Yoksa emin olabilirsiniz ki 21 yy. böyle giderse daha utanç şeyler yaşayacağız. Size kısa bir gerçek olayı anlatayım. Türkiye’de tanıdığım biri adamın adına gerek yok. 65 yaşında uzaktan tanıdığım bir büyüğüm. Adam tutturmuş Akp oy verecek sormuşlar neden vereceksin peki diye? Adam: Genç konuşmasını bilen biri iyi olur demiş ve vermiş. Şimdi gülerek bana anlattı ve dedi ki ben bu adama oy verdiğim için bin pişmanım bunun Erbakancı olduğunu ve bu Ülkeye zeval getireceğini bilemezdim. Yani anlayacağınız ne kadar bireyin seçme özgürlüğü de olsa belli bir kesimin bu Ülkede eğitimsiz olması ve kaba tabir ile iki dakikada kandırılan bir toplum olduğumuz için Akp başta olması gayet doğaldır. Bakın bu Ülkede herkes Üni mezunu değil.
Cahillik hat safhada. Eğitimsizlik hat safhada. Zamanında Akp den Büyük Şehir Belediye Başkanı seçilen Menderes Türel seçim öncesi halka en başta beni seçerseniz Antalya’ya Disney Land yaptıracağım dedi. Bir açılışta karşılaştık sonra tanıştırdılar. Bütün gazetecilerin içinde kendisine Disney Land yaptıracakmışsınız Menderes Bey dedim. Oda evet yanıtını verdi. Dedim siz böyle saftirik cahil bir kesim bulduğunuz sürece Uzaya başkanınızla beraber cami bile yaptırırsınız diye söyleyince adam kıpkırmızı oldu bende uzaklaştım.
Bu Ülkede neden fakir çok neden geçim sıkıntısı çeken çok ve hep böyle devam ediyor. Neden yıllarca Ulu Önder Atatürk’ün biraz daha yaşasa piyasadan silmek istediği doğuda ki aşiret anlayışını silmediler. Hep oy toplamak hep bu Ülkeyi ve bireyleri saftirik olanların gerçekten çok olduğu bir yerde başa geçmek için. Benim öğrendiğim tek şey şudur. Bu Ülkede demokrasi ve Laiklik anlayışı ve benim için her şeyden önemli olan Yüce insan ulu önder Atatürk için bu Ülkede bir tehdit olduğunda. Bırakın yargıyı Askeriyeyi babamın bana söylediği bir şey vardır. Son kurşunun kalsa da ve bu ihaneti bu ülkeye ben yapsam da kafama sıkacak olan ilk insan sen olmalısındır.
İşlerine gelince kıçlarından demokrasi anlayışını çıkartıp şuan ki durumda yalvar yakar millete şikâyet edip yarım akıllı kesimleri din ile sömürmekteler. Bakın Demokrasi araç, amaç şeriattır. Bu zamanda dur denmezse şeriat bu ülkede geldiği zaman mı dur denecektir.
Hepiniz Türkiye’de ki bir gözle değerlendiriyorsunuz. Ama gelin birde Avrupa’da ki duruma bakın ben Türküm dediğiniz zaman insanlar sizden artık kaçıyor. Bizim sadece Arapça konuştuğumuzu ve yazdığımızı sanan salak Avrupalılar var. Bana nasıl yaşıyorsunuz sadece peçeli siyah örtü takan insanlarla diye soruyorlar. Bende sizin kadar cahil ve saf bir Avrupalı toplum daha görmediğimi söylüyorum ben hayatımda böyle bir kötü imaja sahip başka bir Ülke dünyada görmedim.
Allah sonumuzu hayır etsin. Başımızdan askeri ve yargı sistemini eksik etmesin. Umarım daha neyi seçtiğinden haberi olmayan bu saf kesimin başına taş düşerdi akıllanırlar. Yoksa sonumuz bellidir. Bu Ülkede gerçekten bilinçli bir toplum seçse okey diyeceğim ama iki kere iki kaç eder sorusunun bile cevabını veremeyen bir kesimin demokrasi anlayışı laiklikle değil şeriatla kesişir.
@Gaykedi;
Cahil bir toplum yüzdesi çok olan bir ülkede aydınlar tarafından yönetilmiyorsa cahiller tarafından yönetilir. Adam kasap havası çalıyor bu Ülkede. Artık birinin dur demesi gerekiyordu dendi. Umarım Avrupa’ya gelip de liderlerle kulaklık ve tercümanlar tarafından İngilizce bilmeyen ve sorulara kuş gibi bakıp gülünç durumuna düşen ve Afrika başbakanın bile takır, takır İngilizce konuştuğu bir dünyada hala etrafında ki adamların yardımı ile insanlarla tanışan bir Başbakana ve kendi halkına bile dinlemeyip artistik yapma lan diye konuşan bir insana ne bu ülkenin nede dünyanın ihtiyacı vardır. Ama güzel ülkemde hala hacı hocanın iyileştireceğini düşünen Atatürk’ü öcü bilen bir topluma ve kesime az biledir.
Yazınızın her kelimesine şiddetle katılıyorum.Bir toplum hem aç hem cahil olursa… İyi bir başlangıç oldu.İnanıyorum ki yargı bu işin içinden başarıyla
çıkacaktır.Yargıyı ve TSK.leri destekliyoruz.Gazamız mübarek olsun.
Sarımsaklamadan saklasak? Sarımsaklarsak, kötü kokarlar. Hoş, şimdiki kokuşmuşluklarından daha da kötü nasıl kokabilirler, bilemiyorum. Hmmm, mesela mumyalayabiliriz arkadaşları! Köktendincilere kökten çözüm! :-p
Öncelikle Volkan, ülkenin en büyük sorununun eğitim olduğu konusunda enfikiriz. Fakat anlatmak istediğimi tam anlatamadım ya da farklı anlaşıldı. Ben detayları asla tartışmıyorum. Bu ülke 70 milyon bir potansiyeldir ve bu potansiyelin tamamının aynı fikri savunmasını beklemekte hayalperestliktir. Herkes istediğini savunur, istediğini düşünür, istediğini uygular, belli sınırlar çerçevesinde!
1920 ‘lerde bu ülkeye Mustafa Kemal tarafından modern yönetim sistemi olan Demokrasi getirilmiş ve 80 yılı aşkın süredir bu sistem devam etmekte ve kusurlu kusursuz işlemektedir. AKP hükümetide daha önce bu sistemle ülke yönetimine gelmiş siyasi partilerden seçiliş itibariyle farksızdır. Biz halk eğitimsizdir, aptaldır, onlar bilmez biz biliriz diyerek aslında hatanın en büyüğünü yaptığımızın farkında değiliz. Halk kurtuluş savaşında da eğitimsizdi, 1919 Samsuna Ayak basıldığında da, Sivas ve Erzurum kongrelerinde de… Ama o halk doğruyu, Mustafa Kemalin gösterdiği yolu gördü. Demek ki gerçekleri görmek hissetmek ve onlara sahip çıkarak arkasından yürümek sadece eğitimle mümkün değil. Ayrıca bu ülke hiç bir şekilde şeriat sistemine geçemez. Bu olayın en büyük abartsıdır. AKP ye oy vermiş 16 milyon seçmenin hiç biri bu ülke şeriat sistemine geri dönsün istemiyor ve istemez. Çünkü bu sistem 21. yy da varolmak isteyen bir ülkenin ayakta kalbilmesi için yeterli değildir ve olamazda. Örnekler de saymakla bitmez.
Herşeyi bir tarafa bırakıp sadece AKP hükümetine açılan davayı ele alıp yorum yapmak geekirse, ben dava metinini dün gece okudum ve kim herşeyden uzak objektif bir yaklaşımla bakarsa metinin içeriğinin hukuk çerçevesinden daha çok kişisel hissiyatla oluşturulduğunu görecektir.
ender; TSK yı ne için destekliyorsun ya da yargıyı? Yargı bağamsızdır ve TSK ‘nın ise bu olayla hiç bir ilgisi yok. Hayır var diyorsan bu ne yaman çelişkidir.
Hiç anlamadığım birşeyse bu ülkede herkes 82 darbesinde ölen fidanlardan ne zaman konu açılsa hep övgüyle söz eder ve askeriyeyi suçlar. Sonrada TSK yı destekliyoruz, ah keşke darbe yapsalar denir. Böyle mi Deniz ‘lerin ideolojisinin arkassında ilerliyorsunuz? Yazık!! O genç fidanlar boşunamı öldü!
Sevgili Goddess Artemis;
Biz bence bunları ve bu şekilde düşünenleri en güzeli güzel bir paket yapıp İran Cumhurbaşkanının yanına göndermek orada onlar huzurlu güzel bir şekilde yaşarlar. Bizde burada rahat ederiz. :))
“kaşıntı demokrasileri” adında neslihan acu’dan okuğum nefis yazı aman kaçmasın diyerek buraya ekliyorum;
……..[Yargıtay Başsavcısının açtığı “kapatma davası” aslında AKP’de çok ciddi bir sarsıntıya ve endişeye yol açtı. Bunu, verilen demeçlerin “cayırtı” derecesinden anlıyorum.
Bu meselede önemli noktalar neler, onlara bakalım.
Bir kere… Yargıtay Başsavcısını eleştirenlere, demokrasilerde parti kapatmak olmaz diyenlere sadece şunu söyleyebilirim: Demokrasilerde parti kapatmak diye bir şey olmayabilir ama BİZDEKİ ZATEN DEMOKRASİ DEĞİL.
HUUU! NEDEN ALMIYOR BUNU KAFALAR BİR TÜRLÜ?
Tüm romantik liberaller ve de işbirlikçi eski çam yeni bardak solcular, söze “halkın yüzde 47’sinin oyunu almış parti” diye girdiler. “Halkı da kapatın bari!” diye dalga geçtiler. Engin Ardıç işi iyice ileri götürüp, dünkü yazısında “sıra geldi sarı saçlı mavi gözlü bir lider bulmaya” dedi. Bugünkü yazısında ise “Bunlar giderse ne halt edeceğiz, kadro mu var, lider mi var ortada?” mealinde bir yazı yazdı.
En akıllısı bile bunları diyor, hesap edin gerisini.
İyi yani. Adam yok, alternatif yok diye tepemize etmelerine izin verelim. Öyle mi?
Ben faşizmin ayak seslerini duyuyorum uzun süredir. Sizleri bilemem.
Sayın Başbakanın “en az üç çocuk doğurun ey kadınlar!” dediği günden beri “pat pat” sesler geliyor kulağıma.
Çoğalmak oy demektir. Çoğalmak istiyorlar.
Hele sayın başbakanın çevresinde etten duvar işlevi gören o kadınları gördükçe….Hepsi bir örnek türbanlı, bir örnek giysili o kadınları….
Ürperiyorum. Şizofrenleşmiş bir toplumda, aklı başında her insan ürperir çünkü.
Başbakan sürekli “kadın toplantılarında” konuşuyor. Çünkü biliyor, kadınları kafesleyen iktidarı da kafeslemiş demektir. O çaresiz, o şizofren, o türbanlarıyla var olmaya çalışan kadınları.
Halkın yarısının oyunu almış parti deniyor AKP için. Güldürmesinler adamı. O oyların ne şartlarda verildiğini, alındığını hepimiz biliyoruz. Kömür, un, fasulye çuvallarına endeksli satılık oyları….
Hepsi satılmış oy değil tabii. Haksızlık yapmayayım.
Bir de “başka alternatif olmadığı” için AKP’ye oy verenler var. Sırf çenesi iyi laf yapıyor diye bir adamın iyi siyasetçi olduğuna inananlar, Baykal (felaketinin) her türlü eksisini Erdoğan’ın + hanesine yazanlar…. Ama asla ve asla bir “alternatif” hareket, bir alternatif parti, bir alternatif oluşum için uğraşmayanlar…. Parmağını bile kıpırdatmayanlar….
Çünkü bizim insanımızın doğasında bu var. Uğraşmak istemiyor. Siyaset pis iştir diyor. E pis işlerle de, pisliğe alışkın olanlar uğraşır. Bu arada avantalardan yararlanacak, yağmacılıkta sınır tanımayacak tabii politikacı dediğin. Ama halkımız buna razı. Yeter ki iş yapsın -yapıyor görünsün-!
Oyların sırrı burada.
Peki iş yaptı mı AKP gerçekten?
Ne gezer! Tek yaptığı bizi sokak sokak, liman liman, firma firma satmak. Etimizi satıyorlar, kendi etimizi yediriyorlar bize, yaptıkları bu.
Tek başlarına iktidar oldukları süre içinde bir “sivil anayasa” taslağı mı hazırladılar mesela? Şöyle toplumsal bir uyum gözeterek, her kesimden fikir alarak...
“AB yolunda ilerliyorduk ne güzel, şimdi bizi AB’ye alırlar mı?” diye soruyorlar utanmadan.
Hangi AB yahu? Bizi AB’ye alan eden yok. Hiçbir zaman olmadı. Türbanlı kadınlar ordusu, ne yazık ki AB’nin standartlarına hiç uymuyor.
Aman zaten bırakalım AB’yi, Avrupa’yı, ABD’yi bir yana! Hepsi sahtekar, hepsi ikiyüzlü. Bizimki gibi “naylon demokrasi”lerde çobanlık yapmaya bayılırlar. Hepimizi koyun gibi gördüklerinden olsa gerek.
Devam ediyorum. Ne yaptı AKP bunca yıl içinde, ilerleme ve gelişme adına? Üretime mi hız verdi, işçinin emeklinin daha insanca yaşamasını sağlayacak düzenlemeler mi yaptı?
Ne yaptı ben size söyleyeyim. Üstümüze kocaman, tozlu, naylon bir türban örttü sadece. Tek yaptığı bu. Türban özgürlüğü gibi saçma sapan bir hadise nedeniyle günlerimizi, aylarımızı yedi boşu boşuna. İçki yasağı düzenlemeleriyle uğraştı, çok lazımmış gibi. Orada burada şeriat özlemlerini dile getirdi.
Tek başlarına iktidar oldukları halde sabretmeyi, biraz tevazu göstermeyi bilemediler. Azıcık rol yapmayı bile beceremediler.
Güçle derhal sarhoş oldular.
Ve onlara, onların anladıkları dilde bir müdahale yapıldı. Açılan kapatma davasının anlamı budur. Sadece budur.
“Biz çoğunluğuz, istediğimiz her haltı yaparız” diyen bir zihniyete verilecek tek cevap budur.
Ama hani demokrasi diyenlere (hala), yemişim demokrasinizi diyorum.
Uzun zamandır bu topraklarda yaşamıyor demokrasi falan.
Ahkam keseceğinize toplanın da alternatif yaratın, fikir üretin.
“Biz bunlara mecburuz” diyorsanız bazıları gibi, utanın kendinizden. Ve korkularınızdan. Ve sığlığınızdan.
Geri dönün de bir yerlerde kaybettiğiniz ideallerinizi yeniden aramaya başlayın. Belli olmaz, belki bulursunuz.......]
Sevgili Gaykedi;
Şimdi rahat bir şekilde okuma fırsatı buldum. Eksik olma çok teşekkürler paylaştığın için. Benim Türk basınını takip etme gibi bir seçimim yok. Aslında bazen çok şey kaçırdığı biliyorum bu dehşet yazı gibi mesela.
Herkese merhaba,
Aslında bu yazıyı yazmayı hiç düşünmüyordum, çünkü kısa zamanda o kadar çok ve uzun yazdım ki, ve de sonucunda bunların karşı tarafta en ufak bir etkisi olmadığını görünce insan yazmanın ve konuşmanın da anlamı kalmadığına inanıyor. Fakat susunca da, bir takım aklıevveller kendi zekâlarının(!) sonucunda karşı tarafı susturduğunu sanıyor. İşin aslının böyle olmadığını bilen biliyor, ama bu kendi lQ’sü nü ısrarla karşısındakinden yüksek sananlar da kendini kandırmaya devam ediyor.
Ben, hayat felsefesi olarak her konuda, her durumda seviyeyi korumaya özen gösterilmesini savunan ve önce kendi buna uymaya çalışan biriyim. Yalana hiç gerek yok,ben dahil hepimiz, zaman zaman bir takım insanlara öfkelenir, sayar söveriz hatta bazen kafamızın içinde onu yerden yere vurup,yok olmalarını bile istediğimiz olmuştur. Ama bunlar insanın kafasında gelip geçici düşünceler olduğu sürece zararı yoktur. Ta ki, bu düşünceler bir yerlerde eylem haline dönüşmeye başlarsa, işte zarar da orada başlar.
Beni bu siteye yazmaktan soğutan en büyük etken Sn. V.Alabaz’ın ikili oynadığını, yazdıklarında samimi olmadığını hissetmemdir. Ben sadece bu siteye değil, başka sitelere de hatta, başta Millî Gazete olmak üzere bazı gazetelere de defalarca yorumlar yazdım. Yazılarımı okuyanlar, artık hakkımda yeterince kanaate vakıf olmuşlardır. Öfkemin nerede başladığı, nereye kadar uzandığı, ve seviyesi konusunda iyi kötü tahminleri vardır sanırım. Bu ülkeye hizmet eden hiç kimsenin hakkını yemek istemem, bu insanlar benim davama inanırlar veya inanmazlar bu beni hiç ilgilendirmez çünkü ben kapı komşun kendi dîninden olmasa da git hatrını sor, hastalığında onu ara komşuluk vazifeni yap diyen bir peygamberin ümmetiyim. Bu yüzden kendileri her fırsatta davama sayıp sövseler de Millî Gazete’ye yazdığım bir yorumda yeri gelmişken Sn. Tansel Çölaşan hanıma da geçirdiği ameliyattan dolayı geçmiş olsun dileklerimi eklemeyi de ihmal etmemiştim. Çünkü ben Hz. Muhammed(sav)’in ümmetiyim. Onlar bana sövdü diye ben de onlara aynıyla karşılık verirsem, onlardan hiçbir farkım kalmaz. Bir çok kişi “Cihad “ kelimesini top,tüfekten ibaret bir mücadele sanır, ya da bu kavramın bu şekilde algılanması işlerine geldiği için, herkesin de böyle bilmesini isterler, ama maalesef yanılıyorlar.“Cihad” kelimesinin anlamı “Mücadele” demektir, ve her türlü mücadele “Cihad” dır ve bu mücadeleyi veren herkes de bir “Mücahit” dir. Cehalet’le mücadele eden öğretmen bir mücahit’dir. Terör’le mücadele eden asker ve polis de bir mücahit’ dir. Kalemiyle bir takım yanlışları düzeltmeye çalışanlar da. Mücahitliğin en şereflisi de bence nefsimize karşı verdiğimiz mücadeleyi kazanmakla elde edilecektir.
Ben kalemimle cihat etmekten mutluluk duyuyorum. Hiç bir şey yapmamaktan iyidir diyorum. Bu nedenle her fırsatta internet ortamında, bir takım siteleri ziyaret edip duruma göre konuyla ilgili yorum ve yazılarda bulunuyorum. Bazen bu yazılarımdan rahatsız olanlar oluyor, tıpkı burada olduğu gibi, duruma göre ya devam ediyorum ya da bırakıyorum. Bu ziyaretlerimde beni en çok üzen şey ise, kendini kültürlü,entel ve de milliyetçi,ülkesine aşık bir ferd sayan bir takım insanların yazdıkları satırları okudukça dehşete düşüyorum.
Bu ülke Kurtuluş Savaşı’nı ve daha nicelerini, bu ülkede yaşıyan çoluk-çocuk, kadın- erkek, yaşlı-genç, tarladaki çiftçisinden, dairedeki kâtibine kadar Milletçe el ele vererek kazandı. Hele ki, dün zafer yıldönümünü kutladığımız Çanakkale Savaşı’nda o cephede şehit düşen erlerin isimlerini ve nereden geldiklerini okuyun da biraz ibret alın, şu pervasızlıktan dağılan yakanızı paçanızı bir düzeltin de onlara saygı adına biraz olsun esas duruşa geçin.
Zaman zaman birileri çıkıp ortaya bizlere , Cumhuriyet’ten önce Padişahlık döneminde, halkla yönetim arasında, mesafe vardı baştaki padişahlar ve birkaç adamı, dilediklerince ülkeyi yönetiyorlardı ve halk bu yönetime katılamıyordu vs….diyor ve hemen akabinde devam ediyorlar, ……. ülkesini ve milletini çok seven ve bu duruma üzülen, halkın Devlet idaresine katılmasını ve söz sahibi olmasını isteyen Atatürk, zaferlerden sonra, kısa sürede Cumhuriyet’i ilan etti vs……Tamam buraya kadar anladık da, anlayamadığımız konu bunu sürekli dilinden düşürmeyen ve de kendini her fırsatta Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ve de inkılap’larının bekçisi olduğunu iddia eden bir takım eksik akıllıların her seçim sonucunda istedikleri sonucu alamadıklarında ortaya çıkıp, bu halk cahildir, yönetimden anlamaz, onlar gitsin, tarlaya, bağa bahçeye, ırgat gibi çalışsınlar gerektiğinde de gidip cephelerde can versinler, onların ne haddine ülke yönetmek demek de ne oluyor?. O zaman Cumhuriyet neden ilan edildi?. Bu zihniyetin padişahlık’tan ne farkı var?. Sizin niyetiniz, Osmanlı imparatorluğunu yıkıp yerine Kemalist imparatorluğu mu kurmak? Ve bunu bize Cumhuriyet diye yutturacaksınız öyle mi?.
Bizleri her fırsatta devlet yönetiminden anlamamakla suçlayan sizler, zaman zaman olduğu gibi şimdi de ortaya atılan bu parti kapatma davaları’nın sonuçlarının, halkın nazarındaki yankısını bilmiyormuş gibi sürekli aynı oyunu sahneye koyuyorsunuz?. Sizlerin asıl amacı nedir?. Sizler kimin adına çalışıyorsunuz?. Bugün bu siteyi ziyaret edip de yazılarımı okuyan herkes AKP hakkındaki düşüncelerimi bilir. Şimdi sizler dün AKP’ye oy verip de pişman olan bunca insan fikrini değiştirmişken, onları ve daha bir çok kişiyi buraya kaydırmaya yönelik bu tür eylemlerden neden ısrarla vaz geçmemekte direniyorsunuz?.
Benim asıl anlamadığım şu ki, AKP bugüne kadar Türkiye’nin Cumhuriyret’ten bu yana gelen bütün kazanımları ne varsa hepsini haraç mezat sattı,ama başörtüsüne yönelik kanunlara verdiğiniz tepkiyi o zaman vermediniz. Petkim’in satılmasının, ülkenin topraklarının yabancılara satılmasını kolaylaştırmaya yönelik Vakıflar Yasası’nın Cumhuriyetçi ve de laik geçinen sizler de bir gram dahi olsun etkisi yok muydu da açtığınız davalar da bunların adı geçmedi. Varsa yoksa tek bildiğiniz, başörtüsü irtica,yaygaraları yeter be artık evdeki çocuklarınız bile bıktı artık sizin ağzınızdan bu lafları duymaktan. Olmadık kanunları her fırsatta Anayasa mahkemesi’ne götürmekten kaçınmayan Sn. Baykal’ın Vakıflar Yasası’na kayıtsız kalması çok ilginç!…….CHP ve Sn. Baykal TC.’nin başına gelmiş ve gelebilecek en büyük felaketlerden biridir. Bugüne kadar bu ülkeye hiçbir faydası olmayan,ama verdiği zarar boyunu aşan bu camia mensuplarının uslanmaya ve akıllanmaya niyetleri yok maalesef. Ülkenin gelişmesine yönelik hiçbir icraatı olmayan ve Atatürk’ün kurduğu parti olmayı iktidara gelmek için yeterli sayıyorlar. Ve bir de çıkmışlar ortalığa siz siyasetten anlamazsınız yönetimi bize bırakın diyorlar. Kendileri elle tutulur hiçbir siyaset üretemeyen ve çareyi parti kapatmaktan medet umanlar mı yönetecek bu ülkeyi?.Peki nasıl yöneteceksiniz? Projeleriniz nedir? Sn. Baykal’ın seçim meydanında söylediği iki söz vardı bir Sn. Tayyip’in kolundaki saat bir de mazot fiyatlarını lt.1Ytl yapacağız. Siz kimsiniz ya, daha petrol fiyatlarının dünya devletleri tarafından ayarlandığını bilmeyen, fırınındaki ekmeğin fiyatını indirmekten aciz kişiler mi, yönetecek bu ülkeyi?. Yazılı ve görsel basının neredeyse tamamı, hâkimler, yargıçlar, askerler hepsi size çalışıyor ama ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız.boşuna konuşmayın.
Benim gibi bilgi yoksunu biri bile parti kapatma davalarının ,bir takım dış güçler tarafından kendi çıkarları için uygun görülen dönemler de sahneye konduğunu anlayabiliyorken, nasıl oluyor da her şeyi herkesten çok bildiğini sanan sizler, bunu anlamamakta ısrar ediyorsunuz. Bu gün gündeme gelen AKP’yi kapatma davası’nın yaklaşan ve her an öne alınma ihtimali söz konusu olan Belediye Seçimleri’yle doğrudan alakası var, Ergenekon davası da olayın bir başka boyutu AKP’ye dün oy veren bir çok kişi bu tercihinden dolayı bugün çok pişman ve bir çok kişi Saadet Partisi’ne kaymaya başladı. Bunu fark eden ve bu durumdan rahatsız olan bir takım İsrail ve ABD destekli senaristler yeni bir oyunu sahneye koymaya hazırlanıyorlar. Çünkü bu şartlarla AKP’nin Belediye seçimlerinde yüksek oy alması çok zor. Hele de Eminönü’nü muhtarlık yapan yasadan sonra bunun faturası bir şekilde sandığa yansıyacaktı. Bu durum AKP’den nemalanan bazı kesimleri rahatsız ediyor. Onlar biliyorlar ki, bu ülkede halk maalesef bazı durumlarda vicdanına engel olamıyor ve mağdurun yanında yer alıyor. Ben bu sefer ki kapatma davasının diğerlerinden çok daha büyük bir oyun olduğunu düşünüyorum ve bu oyun özellikle de AKP’nin icraatlarını her fırsatta eleştiren Saadet Partisi’nin hızını kesmek ve de eleştiriden teşvik’e yönlendirmek amacıyla yapılmış bir eylem.
Sn. T.Erdoğan, bu dava gündeme geldikten sonra,sanırım Ş.Urfa gezisindeki bir konuşmasında, diyordu ki, bu dava tabii ki birilerinin işine yarayacak, onların şimdi etekleri zil çalıyor, gelsinler bu meydana diyordu. Bu dava en çok AKP’nin işine yarayacağına göre, en çok AKP’nin etekleri zil çalıyordur. O meydana çıkmakta herkesten çok onlara yakışır. Ve bütün bunları göremeyen sizler bir de ülke yönetmeye talip oluyorsunuz. Yok eğer bunları görebiliyor da, buna rağmen bu eylemlerden vaz geçmemekte ve bu eylemlerin faillerini alkışlamakta ısrar ediyorsanız, öyleyse nasıl bir amaca hizmet ediyorsunuz?. Atatürk’ün tek değeri, tek inkılab’ı kadınları soymaktan ibaret miydi?. Siz bu zihniyetle Atatürk’ü ne kadar incittiğinizin farkında mısınız?. Hani Atam,Atam diye krize girenlerin başlarındaki şapkaları nerede? Neden mason localarının kapatılmasına yönelik talimatları kaale alınmıyor?.
Ya siz Sn. V.Alabaz, asker çocuğu olduğunuzu ifade ediyorsunuz ama, beni bu siteden kaçıran son beyanatlarınızı unutmuşa benziyorsunuz?. Bizler çeyrek asırdır bu ülkede bir avuç azınlıktan ibaret bir takım yandaşlarınızın bizlere uyguladığı onca baskıya rağmen bir kere olsun bu ülke vatandaşlığından ayrılmayı aklımıza bile getirmezken, bizden farklı hiçbir özelliğiniz olmamasına rağmen, sadece başınız açık ve kıyafetleriniz dekolte, alkol kullanıyorsunuz diye bu ülkenin kaymağını yiyip, işinize gelmeyince,zaten rahatlıkla açık giyinen sizler bir 5cm. daha fazla kısa giyebilmek uğruna TC. kimliklerinizi iade etmeyi aklınızdan geçirebiliyorsunuz?. Sizin bu satırlarınızı okuduktan sonra hakkınızdaki kanaatlerim değişti. Demek ki, gözünüzde, bu ülkenin, Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün bir mini etek kadar değeri yokmuş. Her fırsatta Atatürk’ün değerlerinden ve laiklikten bahseden sizler yoksa Atatürk’ü aklı fikri kadın bacağı görmek ve alkol masasında alem yapmak olan biri mi sanıyorsunuz? Ona böyle bir hakareti nasıl edersiniz?. Bir asker oğlu olan siz nasıl olabiliyor da Atatürk’ü ve onun değerlerini bu kadar hafife alabiliyorsunuz?. O sizlere başınızı açın dediyse, yanınızdakini de zorlayın mı dedi?. O size Avupa veya Batı’yı takip edin dediyse, sadece etek boylarını mı takip edin dedi. Sizler Atatürk’ün nutuklarını okumuşsunuz ama anlamamışsınız. Bence Cumhuriyet’in ve Laikliğin etek boyundan ibaret olmadığını artık anlayın ve bir asker oğluna yakışmayacak sözler etmekten de vazgeçin sizin gibi birinden bunu beklemezdim.
Üslup’ta seviyeye önem veren benim Sn. T.Erdoğan’ın hitap şeklinden rahatsızlık duymam son derece normal ama, bizlere sadece başörtümüzden dolayı, barbar, yobaz, örümcek beğinli, yarasa, kan emici vampir diye hitap edenlerin Başbakanın bu hitaplarından rahatsızlık duyması çok saçma. Çünkü Ayetler ve Hadisler buyuruyor ki, “Lâyık olduğunuz gibi yönetilirsiniz”. Karşısındaki insana örümcek beğinli, yarasa diyenler karşılığında ne bulacaklarını umuyorlardı acaba. Ayrıca en az 3 çocuk önerisi eğer oy içindiyse bu tavsiyeyi herkesten önce siz yerine getirin. Bu sitede daha önce Kürtlerin doğum oranının fazla olmasından dolayı, sizlere bu ülkenin onların eline geçmesini istemiyorsanız sizler de birden fazla çocuk sahibi olun dediğimi hatırlıyorum. Sanıyorum Başbakan benden kopya çekmiş.
Sözlerimi bitirirken, Eğer siz laikler Müslümanlığı kabul etmiyorsanız o zaman bu dinin değerleriyle uğraşmaktan vazgeçin. Yok eğer sizler de hatalarınızla , kusurlarınızla yine de müslümanız diyorsanız bugün,Yüce Rabbimizin adını adıyla yazdığı, Alemlere rahmet olarak gönderilen sadece bizlerin değil peygamberlerin de kendisinden Şefaat beklediği Son peygamber Hz. Muhammed(sav)’ın doğum günü yani Mevlit Kandili kendini onun ümmeti gören herkese HAYIRLI KANDİLLER dilerim. Güzel ülkemizi ve insanlarını doğal afetlerden ve şer güçlerden Allah’a emanet ederim. Çanakkale’ deki Şehitlerimiz başta olmak üzere bu ülkeye canıyla, kanıyla, malıyla ve ilmiyle hizmet eden bütün ruh sahiplerine de Allah’tan Rahmet dilerim. Ve Volkan Bey, o beni hayal kırıklığına uğratan düşüncenizden vazgeçmenizi, bir daha aklınıza bile getirmemenizi tesviye ederim…. Bu arada bir yandan İslâmi değerlere savaş açan, diğer yandan Şehitlikten ve Gazanız mübarek olsun vs. gibi temennilerden bahsedenlere Şehitliğin ve Gaziliğin laikliğin değil, İslâmın mertebeleri olduğunu hatırlatmama bilmem gerek var mı?. Ayrıca bize her fırsatta İran’a gidin diyenler şunu bilsinler ki, İslâm evrensel bir dindir. Sadece İran’da yaşanmaz, ve bu Kurtuluş savaşları, kalpleri Şehitlik mertebesine çıkabilmek için cepheye koşanlarla kazanıldı. Bacaklarını biraz daha fazla açamayacakları endişesiyle TC. kimliklerini iade etmeyi akıllarından geçirenler gitsin nereye gidecekse. Kimin yurdundan kimi kovuyorsunuz?. Sizden önce biz vardık….
Sahra Gül,
Sayın Sahra Hanım;
Demokrasiyi her şekilde savunan bir kişi olarak ve sabahın erken saatlerinde ki çok sinirli ve çekilmez bir kaprisi olan biriyimdir sabahları. Yorumunuzu tebessümle okudum. Şimdi teker, teker cevaplayarak gidelim.
Demişsiniz ki:
‘’ Aslında bu yazıyı yazmayı hiç düşünmüyordum, çünkü kısa zamanda o kadar çok ve uzun yazdım ki, ve de sonucunda bunların karşı tarafta en ufak bir etkisi olmadığını görünce insan yazmanın ve konuşmanın da anlamı kalmadığına inanıyor. Fakat susunca da, bir takım aklıevveller kendi zekâlarının(!) sonucunda karşı tarafı susturduğunu sanıyor. İşin aslının böyle olmadığını bilen biliyor, ama bu kendi lQ’sü nü ısrarla karşısındakinden yüksek sananlar da kendini kandırmaya devam ediyor.’’
Dolaylı yoldan da olsa şahsıma ilk hakaretiniz, aşağılamanızdır. Tebrik ederim. Beni en koparan cümlenizde burasıdır.
‘’ Beni bu siteye yazmaktan soğutan en büyük etken Sn. V.Alabaz’ın ikili oynadığını, yazdıklarında samimi olmadığını hissetmemdir.’’
Şimdi size soruyorum.
1) Ben hangi yazımda AKP destek vermişim?
2) Ben hangi yazımda Üniversitelerde veya devlet kurumlarında başörtüsüne destek vermişim?
3) Ben hangi yazımda Müslümanlığı kötülemişim?
4) Ben hangi yazımda CHP Genel başkanı Deniz Bey’e Antalya’da yan komşum olmasına ve çok sık görüşmemize ve koyu bir Atatürk hayranı olmamam rağmen destek verici yaklaşımda bulunmuşum?
Bırakın bu işleri beni demokratik olmadığımla suçlamayı da. Eğer böyle olsam sizin bu sitede ki hiçbir yorumunuzu onaylamam. Bana o kadar hakaret etmişsiniz ve aklınızca beni insanlara öcü gibi ya da kötü gibi göstermeye kalkıyorsunuz. Ama uygulamaya çalıştığınız yer yanlış yer. Devam edelim sabah incilerinizden.
‘’ Bu ziyaretlerimde beni en çok üzen şey ise, kendini kültürlü, entel ve de milliyetçi,ülkesine aşık bir ferd sayan bir takım insanların’’
Beni tanıyor musunuz? Hayır, o zaman bu yaklaşımınızdan uzaklaşın. İnsanları bilmeden ve tanımadan yargılamayın.
‘’Anlayamadığımız konu bunu sürekli dilinden düşürmeyen ve de kendini her fırsatta Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ve de inkılap’larının bekçisi olduğunu iddia eden bir takım eksik akıllıların her seçim sonucunda istedikleri sonucu alamadıklarında ortaya çıkıp, bu halk cahildir, yönetimden anlamaz, onlar gitsin, tarlaya, bağa bahçeye, ırgat gibi çalışsınlar gerektiğinde de gidip cephelerde can versinler, onların ne haddine ülke yönetmek demek de ne oluyor?’’
Artık hangi hakaretinize cevap yazacağımı şaşırdım. Ben siz sırf incilmeyin kırılmayın diye bana gelen sizin için yazılmış küfürlü ve hakaret içeren yorumların ya kestim ya da kişilere mail yolu ile uyarıda bulundum ya da yayınlamadım. Bu güne kadar sanki din hocasıymışsınız da bizimde din dersine ihtiyacımız varmış gibi görüp yazdığınız hiçbir yoruma kesik atmadan yayınlayarak ve üstüne negatif yorumda bulunmadan geçiştirmeyi uygun gördüğümde benden iyisi yoktu. Sanki bizim din dersine ihtiyacımız var? Ben her zaman sizin düşüncelerinize katılmadığımı sizi kırmadan dile getirmeye ve demokrasinin gerektirdiği karşı tarafın ya da herkesimin düşüncesine saygı duymak ve Dünyada özgürlük olduğu için sesimi çıkarmadım. Ama anlıyorum ki sırf herkesimin düşüncesine saygım var diyerek hata yapmışım. Şimdi İkiyüzlü oluyorum.
Bitmek tükenmek bilmeyen hakaretlerinize devam edelim.
‘’Yeter be artık evdeki çocuklarınız bile bıktı artık sizin ağzınızdan bu lafları duymaktan.’’
Siz bizim evimizde mi yaşıyorsunuz? Bizim çocuklarımız adına size konuşma hakkını kim veriyor. Olayları süper saptırma ve yaklaşımınız hakaretlerinizle yönlendirme başarınız mevcut. Ama meral etmeyin ben çocuklarımın bıkacağını sanmıyorum. Benim üvey babam emekli albaydı ben bıkmadım zevkle dinledim onlarda sapmadan sadece Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gideceklerdir.
Ve en kötüsü bana ve aileme yapmış olduğunuz hakaretlerde inanın hem çok üzüldüm hem çok sinirlendim. Aslında yayınlamayı uygun görmedim ama yinede size son kes cevap vermek istedim. Bundan sonra size ne cevap verecek nede yorumlarınızı onaylayacağım. Ayrıca tekrar ediyorum keşke size gelen yorumları onaylasaydım da benim şuan yaşadığım üzüntüyü anlasaydınız. Neyse hiç olmazsa sabah kahvaltıda bizimkiler benle baya bir geyik yaptılar. Kimin adına çalışıyorsun söyle diye? Amacın nedir? Baya bir güldüler bana.
‘’Ya siz Sn. V.Alabaz, asker çocuğu olduğunuzu ifade ediyorsunuz ama, beni bu siteden kaçıran son beyanatlarınızı unutmuşa benziyorsunuz?. Bizler çeyrek asırdır bu ülkede bir avuç azınlıktan ibaret bir takım yandaşlarınızın bizlere uyguladığı onca baskıya rağmen bir kere olsun bu ülke vatandaşlığından ayrılmayı aklımıza bile getirmezken, bizden farklı hiçbir özelliğiniz olmamasına rağmen, sadece başınız açık ve kıyafetleriniz dekolte, alkol kullanıyorsunuz diye bu ülkenin kaymağını yiyip, işinize gelmeyince,zaten rahatlıkla açık giyinen sizler bir 5cm. daha fazla kısa giyebilmek uğruna TC. kimliklerinizi iade etmeyi aklınızdan geçirebiliyorsunuz?. Sizin bu satırlarınızı okuduktan sonra hakkınızdaki kanaatlerim değişti. Demek ki, gözünüzde, bu ülkenin, Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün bir mini etek kadar değeri yokmuş. Her fırsatta Atatürk’ün değerlerinden ve laiklikten bahseden sizler yoksa Atatürk’ü aklı fikri kadın bacağı görmek ve alkol masasında alem yapmak olan biri mi sanıyorsunuz? Ona böyle bir hakareti nasıl edersiniz?. Bir asker oğlu olan siz nasıl olabiliyor da Atatürk’ü ve onun değerlerini bu kadar hafife alabiliyorsunuz?. O sizlere başınızı açın dediyse, yanınızdakini de zorlayın mı dedi?. O size Avupa veya Batı’yı takip edin dediyse, sadece etek boylarını mı takip edin dedi. Sizler Atatürk’ün nutuklarını okumuşsunuz ama anlamamışsınız. Bence Cumhuriyet’in ve Laikliğin etek boyundan ibaret olmadığını artık anlayın ve bir asker oğluna yakışmayacak sözler etmekten de vazgeçin sizin gibi birinden bunu beklemezdim.’’
Ben Almanya’ya artislik olsun diye gelmedim. Okulumu okuyup dönünce Şuan hazır bir şekilde beni bekleyen Üniversite’de ki görevime başlamak için buradayım. Kaçmak gibi bir şey söz konusu değil. Ben ne zaman başınız da ki örtü için laf söyledim? Ben belli kurumlarda bu uygulamanın olmaması gerektiğini söyledim. Herkesin düşüncesine de saygı duydum. Size ne benim karım kız kardeşim 5 cm etek giyiyorsa? Siz kimsiniz ki benim bu yaşıma kadar bir kere giyim ve yaşam tarzları için laf söylemediğim kız kardeşim ve eşime laf söylüyorsunuz. Size mi düşmüş tasası. İster içerim ister Hıristiyan olurum ister Ateist size ne. Atatürk’ü maşallah en kral siz tanıyorsunuz ki onun adına konuşuyorsunuz. Bütün cemiyetiniz Atatürk’ün adını ağzına alarak sakız yaptınız. Zaten belli bir süre bu Ülkede yapmayı planladığınız aslında dönüştürmeyi planladığınız şeriat devletini yapamayacak oluşunuz size büyük bir sinir veriyor. Siz beni hangi hakla nereye kovuyorsunuz. Siz gidin asıl İran’a orada gayet rahat edersiniz. Bu zamana kadar tek kelime saygısızlık yapmadım ama zorla adamı hele ki benim gibi zor kızan bir insanı bile yapmış olduğunuz show ile çileden çıkardınız.
Bana bu iddianamedeki soruların cevabını verin. Hangisi yalan acaba? Kabul edin artık ve şunu da iyi bilin ben şahsım adına bu Ülkede kara çarşaflı bir insan görmek istemiyorum siz istiyorsanız beni kovduğunuz gibi bende sizi kovuyorum İran’a gidin ya da Arap Ülkelerine:
- Anayasanın laiklik ilkesi ortadan kaldırılmaya çalışıldı
- Erdoğan’ın sözleri laiklik karşıtı eylemlerin odağı
- AKP’nin ‘yenilikçiyiz’ söylemi gerçekçi değil
- AKP referansını dinden alan model öngörüyor
- Dini hükümleri referans gösterme çabaları var
- 11 belediye başkanına siyaset yasağı getirilmesi isteniyor. Bunlardan bazıları Isparta, Eyüp, Kocaeli ve Beyoğlu belediye başkanları..Bazı AKP’li il başkanlarına da aynı yasağın getirilmesi isteniyor.
- İddianamenin ekinde görüntü ve ses kayıtları var
- Parti içi soruşturmalar göstermelik
- Devlet kadrolarında siyasal islamcı kadrolaşma yapıldı
- AKP, Fazilet ve Refah Partisi ile bağını koparmadı
- YÖK Başkanı kanunlara uymayacağını açıkladı
- AKP’nin eğilimi siyasal islamdır. Siyasal İslam’ın temel düsturu şeriattır. AKP, şeriatı amaç edindiği için kaynağını şeriattan alan takiyyeyi kullanıyor.
- Danıştay saldırısı ile ilgili dava süreci de iddianamede
- Belediye başkanları hurafelerle dolu kitaplar bastırdı
Kapatma davasını başlatan süreç Başbakan Erdoğan’ın İspanya’da türbanla ilgili sözleri oldu. İddianamede Erdoğan’ın birçok sözü delil olarak gösterildi:
* VELEV Kİ: Erdoğan’ın, 14 Ocak’ta İspanya’da bir gazetecinin türbanla ilgili sorusunu yanıtlarken “Velev ki siyasi simge olsun. Siyasi simge olarak türban takmak suç mu? Simgelere, sembollere bir yasak getirebilir misiniz?” yanıtı.
* 3 ÇOCUK KONUŞMASI: Erdoğan Uşak’ta söylediği “Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyorlar, yaptıkları şey bu. Eğer nüfusunuzun azalmasını istemiyorsanız, bir ailenin 3 tane çocuğu olmalı. Takdir sizindir, o ayrı bir mesele” sözleri.
* AF AÇIKLAMASI: Erdoğan’ın yine Uşak’ta söylediği “Af yok.Suç işleyen cezasını çeker. Devlet katili affetme yetkisine sahip değildir. Katili affetme yetkisi aslında maktulün varislerine aittir, öyle olması lazım” sözleri.
* ULEMAYA SORUN: Erdoğan’ın AİHM’in türban yasağı kararını yorumlarken söylediği “AİHM’nin verdiği bu karara ben yargı kararı olarak uyarım, ama haklar, özgürlükler noktasında doğru bakmam. Mahkemenin de bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. Açarsın o dinin mensubuna sorarsın, bunun dinde gerçekten emredici bir hükmü var mı?” sözleri.
KURMAYLARIN SÖZLERİ DE DELİL
İddianamede AKP kurmaylarının bazı açıklamaları da delil olarak yer aldı ve bu isimlerin siyasi yasaklı olması talep edildi. Siyasi yaşamı boyunca tüm partileri kapanan Bülen Arınt için de yasak istendi. Arınç’ın “TSE olmazsa, YÖK o zaman 5 tane türban modeli oluştursun. İsteyen öğrenci birini kullansın”, ”Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine“ sözleri iddianamede yer aldı.
Egemen Bağış da iddianamede
Başbakan Erdoğan’ın danışmanı ve İstanbul milletvekili Egemen Bağış’ın ”Türban, kamusal alan ve üniversitelerin dışında Meclis’te de geçerli olmalıdır“ sözleri iddianamede delil sayıldı.
Türban-don benzetmesi
AKP’Lİ Cüneyt Zapsu’nun ”Türbanını çıkar demek, sokaktaki bir kadına donunu çıkar demekten farksızdır“ sözleri laiklik karşıtı sayıldı.
Çelik’in 19 Mayıs açıklaması
Yalçınkaya, iddianamede Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in açıklamalarına da yer verdi. Bunlardan biri 19 Mayıs kutlamalarının “lise öğrencilerinin milliyetçilik duygularını sömürmek için yapıldığını” söylemesiydi.
‘Hamdolsun yangın mevsimine ulaştık’
Orman Genel Müdürlüğü Yangın Harekât Merkezi’nin bölge müdürlüklerine gönderdiği resmi yazı da deliller arasında yer aldı. Bu genelge dini ibarelerle süslenmişti. Resmi yazıda şöyle denilmişti: ”Hamdolsun ki bu yıl da yangın mevsimine ulaştık. Arkadaşlarımızın bir bölümü ulaşamadı. Rahmetullahi aleyhim ecmeıyn (Allahın rahmeti hepimizin üzerinde olsun). Allah korktuğumuzdan emin eylesin.”
Ve son sözüm artık bırakın dini alet edip üstümüze gelmeyi ve bize din dersi vermeyi. Siz neye nasıl ne şekilde inanıyorsanız inanın beni ilgilendirmez. Unutmayın ki Kulla Allah arasına girilmez siz kim oluyorsunuz Daha İngilizce bile bilmeyen kültürden yoksul olsa, olsa cami hocasından başka bir şey olmayacak olan başbakanı bana savunuyorsunuz. Kalkıp ta birde 100 okul okumuş gibi ya da bunu geçin bilgi ve kültürün sadece sizde olduğunuz sanıp bizi aşağılamaya kalkıyorsunuz. Sadece din kitabı okunma ile ayetlerden örnekler vermekle bilgili âlim olunmaz. Size burada Dünya ya adı silinmeyecek on tane adam sayarım bir tanesini tanımazsınız bana kalkıp süreden örnek verirsiniz ve bize en önemlisi şu ana kadar kimseye laf söyletmediğim aileme laf söyleme cesaretini kendinizde bulursunuz. Herkesin inancı kendine kardeşim. Ama yeriniz cennetlik merak etmeyin. Sakın da bir daha bana en hassa olduğum konuda askerlik ve şehitlik konusunda ders vermeyin. Benim üvey babam çok süper bir askerdi ondan çok şey öğrendim. Sakın aban kalkıp ne Çanakkale nede kurtuluş savaşı nede Atatürk nede LAİKLİK adına hoca vazifesi görmeye çalışın. Kimseden ders alacak değilim.
Volkan Bey, aslında birkaç gündür yayınlanmayacağını bildiğim, hatta bu konu da ısrarlı da olmadığım halde gönderdiğim yazılarımdan dolayı umarım bana küfür etmiyorsunuzdur. Bunları bir yandan gönderiyorum bir yandan çekiniyorum. Gönderiyorum, çünkü zaman zaman karşılaştığımız, ve şu sıralar da gemi azıya alan ve laik geçinen bir kesimden farklı bir yanınız var sizin, her ne kadar aramızda bir takım problemler yaşansa da, aslında benim gözümde bir çok kişiden değerlisiniz. Değerlisiniz çünkü bana tahammül ettiniz, değerlisiniz çünkü bana söz hakkı tanıdınız, değerlisiniz çünkü, paylaşmasanız da, düşüncelerime saygı duydunuz. Ben bunları inkâr edemem, bu nedenle size ilgimi çeken bir takım yazıları toplayıp gönderiyorum. Çünkü siz, eğer karşınızdaki elle tutulur, somut deliller getirirse okuyorsunuz, karşınızdaki kişi mantıklı açıklamalar ya da savunmalar yapıyorsa, her ne kadar paylaşmasanız da onu tanımak açısından, ilgiyle izliyorsunuz. Benim hayat felsefem dürüstlük üzerine kuruludur, fakat bu lafla olmaz, “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” derler, herkes ben dürüstüm der ama, o kişinin ne kadar dürüst, ne kadar demokrat olduğu asıl tartışma anında belli olur. Her şey yolundayken tabii ki, insanlar bir birine hoş sohbet davranacak, zaten aksi olursa bu delilik olur. İnsanların gerçek kimliği tartışma anında ve sonrasında belli olur, Bu yüzden ben size derim ki, yeni biriyle tanıştığınızda , onu tanımak istiyorsanız bir takım testlerden geçirmelisiniz. Belli konularda, yaşanan tartışmalar da bunlardan biridir. Sonuçta biz sizinle karşıt düşüncelere sahip iki insanız, danışıklı döğüşür gibi, sürekli birbirimize iltifat edemezdik, ben olanlardan üzgünüm ama size kırgın değilim. Çünkü bugüne kadar, medyada ve sağda solda bizlere o kadar çok hakaretler edildi ki, alıştık, tabiri caizse bu tür sözlere karşı yüreklerimiz adeta nasır tuttu. Aslında alıştık diye hay hay dememizi kimse beklemesin bizden, sonuçta bizler “Suratına tükürsen yağmur yağıyor sanan” cinsten insanlar değiliz. Fakat bir şeyin bilincindeyiz, o da şu ki, kim ne derse desin bizim davamız haktır , bu yüzden kırılıp gücenerek vakit kaybetmek gibi bir lüksümüz yok. Bu sebeple, bizler bu davayı bir sancak gibi elden ele taşıyacağız, birimiz kurşun alır, yaralanırsa o bayrak yere düşmeden bir diğeri yetişecektir, bu yüzden kimse bizleri Sn. Prof. N. Erbakan hocamızın sağlık sorunundan dolayı hafife almasın. Her fani gibi o da bugün değilse yarın ömrünü tamamlayacaktır, ama misyonu ondan uzun yaşayacaktır.
Bende bu davanın zayıf da olsa bir neferiyim ve gücüm nispetinde bir şeyler yapmaya çalışıyorum belki başarılı değilim, belki de faydamdan çok zararım vardır, eğer öyleyse Rabbim günahlarımı affetsin. Ama “Ameller niyetlere göredir” (H.ş.)’ne ümit bağlıyorum, benim cesaretimin ana kaynağı gücümden ziyade bu Hadis-i Şerif’e olan inancımdır. Belki duymuşsunuzdur, Hz. İbrahim(as). Firavun tarafından ateşe atılacağı zaman , insanlar toplanmış o, alevleri gökyüzünü kaplayan ve ısısından kuşların bile üzerinden uçamadığı büyük ateşin yanışını izlerken, gökyüzünde bir kuş, gagasıyla ateşi söndürmek için su taşıyormuş ve yanında diğer kuş demiş ki, sen ne yapıyorsun bu kadar büyük bir ateş bir damla suyla söner mi?. Kuş demiş, ben de biliyorum sönmeyeceğini, ama tarafımız belli olsun istedim, …..İşte Volkan bey, benim yapmaya çalıştığım da budur.
Aslında sesimin bir takım insanlara ulaşmasına fırsat veren siz de bu vesile ile , gagasıyla su taşıyan bu kuş gibi,tarafınızı belirlediniz. Belki dostlarınız bu satırları okusa sizinle yine bir geyik muhabbetine gireceklerdir. Ne o Volkan, Erbakancı mı oldun?, hûculara mı karıştın?. Onlara şu cevabı verin. (Ben gerçek bir laik’im sözde değil, ben demokrasiyi sadece kendim için değil, herkes için istiyorum. Onların davalarına inanmayabilirim, belki ,ama inandığım bir şey var ki, o da demokrasi herkes içindir.)
Size, bir diğer yandan bu yazılarımı göndermeye çekiniyorum dedim, çünkü ben bir bayanım ve siz de bir erkek, önceden siteniz aracılığıyla, ortak bir zeminde görüştüğümüz için çekinmiyordum, ama şimdi bu şekilde ikili hatta tek yönlü bir görüşme halini aldı ve bu nedenle hakkımda olumsuz düşüncelere kapılmanızdan çekinirim.
Bu yazışmaların sizi incitmemesi temennisiyle, bana son yazınızda “Sen Atatürk’ü ne kadar tanıyorsun ki, onun adına böyle konuşuyorsun? Vs…..sözlerinizden dolayı elime geçen belge niteliğindeki yazıyı size göndermek istedim.
Bu yazı, Atatürk’ün, bir takım laiklerin, varlıklarından utandıkları, adını anmaktan kaçtıkları şanlı tarihimizi yazan şahsiyetlere nasıl baktığına dair bir belge niteliğindedir. Aslında yazılacak o kadar çok şey var ki, aklımdan geçen, ve de önemli bulduğum konuların hepsini yazmaya kalksam bir kitap olur. Bu yazıyı, sitemi ilk kurduğum günlerde ziyaretime gelen ama işlerim nedeniyle ancak zaman ayırabildiğim bir dost siteden derledim. Dilerseniz “Arkadaşlar “ listemde kayıtlı bulunan bu “abdulhamid” adlı siteye giriş yaparak bu haberi ve daha fazlasını benim derlediğim yerden de okuyabilirsiniz.
Konu, Atatürk’ün bir gazeteciye, Abdulhamid’le ilgili uyarı niteliğindeki cevabıyla ilgili
Abdülhamid’in idare tarzı, âzami müsamahadır.
Atatürk
Nizamettin Nazif Tepedenlioğlu, 1930′lu yılların delişmen kalemlerinden biridir. İstikbalin parlak ediblerinden biri olarak bakılır kendisine. Ancak 21. yüzyılda Ordu ve Politika adlı kitabının yeni basımıyla girebildiğini söylemek zorundayım. Demek ki, zaman dediğimiz gizemli varlık, bazen bu denli acımasız davranabiliyor şöhretli kalemlere.
Nizamettin Nazif’in ilginç bir hatırası, onu Abdülhamid kitabının içine taşıyıverdi. Neydi bu hatıra ?
23 Temmuz 1958 tarihinde Hürriyet gazetesi Nizamettin Nazif’in bir yazı dizisini yayınlamaya başlar. Niye bu tarihte yayınlanır yazı dizisi ? Meşrutiyet’in ilanının üzerinden 50 yıl geçmiştir de ondan.
Bu hatıraların bir yerinde, 31 Temmuz 1958 tarihlisinde o zamana kadar bilinmeen bir hatırasını anlatır Tepedenlioğlu (kendisinin ünlü âsi Tepedenli Ali Paşa’nın torunu olduğunu belirtelim). Anlattıkları gerçekten de hayret vericidir. 1937′de artık devlet adamlığında iyice olgunlaşan Atatürk’ün Abdülhamid’i nasıl gördüğüne ilişkin çarpıcı bir anekdottur anlattığı. Kendisinden dinleyelim.
1937 yılında idi. Yaz aylarından biri.
Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede “Makedonya” adlı bir eserim tefrika ediliyordu. Bir akşam üstü başyaver Celâl Bey beni telefonla aradı. Dolmabahçe sarayına davet edildim ve saraya gidince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata çıkarıldım. Bir kapı açıldı, kendimi büyük adamın karşısında buldum. Saygılarımı bildirince mutad bir iki nezaket cümlesi ise beni taltif etti. Sonra:
- Yazını okuyorum, dedi. Hürriyetin ilân edildiği zaman küçük bir çocuk olman lâzım. Fakat tebrik ederim, o günleri iyi canlandırıyorsun. Yalnız Abdülhamid’i hiç sevmediğin belli.
Biraz durdu. Elindeki bir renkli kalemi, önünde açık duran kalın ciltli bir Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu. Ben susuyordum. Bu hal bir iki dakika devam etti. Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:
- Sevme Abdülhamid’i. Gene de sevme ! Fakat sakın hatırasına hakaret edeyim deme. Senin neslin biraz daha temkinli kararlar vermeye alışmalı. Bak çocuk ! Şahsi kanaatimi kısaca söyleyeyim:
Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkûk (Ne olacakları şüpheli) ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid’in idare tarzı, âzami müsamahadır (en yüksek hoşgörüdür). Hele bu idare, on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında tatbik edilmiş olursa…
Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı. Saygılarımı tekrarlayarak huzurundan uzaklaşmıştım.
Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
———————————————————————————-
İşte Volkan Bey, bizler Atatürk’ü böyle tanıyoruz, bu yüzden de öyle konuşuyoruz.
Volkancım Almanya’da başörtüyle rahatlıkla ders gören insanlar vardır mutlaka.
Ya bu ülke aşırı laik ya da medeniyetler medeniyeti Avrupa Birliği’ne üye olan Almanya laik değil aşırı dinci.
Laikliği din ve vicdan özgürlüğü ile bütünleştirip bağdaştırmak lazım.Mademki din ve vicdan özgürlüğüne sahip bu vatandaş din gereği olan başörtüsü ile eğitim görmeye hakkı yokmu?
Çoğunluğu müslüman olan bir ülkede müslümanlığın gerektirdiğini yerine getirmekle eğitim görülemezken azınlığı müslüman olan bir ülkede nasıl görülüyor gariplik abidesi.
Gelelim iks partinin durumuna bu parti %48 oy almış bunu senin vatandaşın seçmiş ki siyasette %48 oyla iktidar biraz anormallik gösterir.Bu da kapatma davasının ne kadar demokratik bir çözüm olduğunu gösterir.
Ayrıca burdaki bütün siyasi partileri fitilleyen rant olayı “türban” ise türk yönetimine,siyasetine ve bakanlarına yazık.Eğer ki türban gericiliğin simgesi olsaydı türk halkının çoğunluğunun tercih ettiği kutsal dinlerden olan müslümanlık bunu emretmezdi.
Son olarak eğer ki şunu düşünüyosanız bu işler ; “türban” ile başlar “şeriat” ile son bulur.
“Türban” ile başlasın ardından “şeriatımsı” hareketler gelirse,bu ülkede yaşayan 80 milyon var bırakın bunada onlar karar versin emin olun ki Atatürk’ün getirdiği demokrasi herşeye ilaç olacaktır…
Merhaba Volkan Bey,
güzel, gercekten güzel. Sitemde en yakin zamanda link göstererek müsadenizle yayinlayacagim. Zaman, zaman mizahi bir yaklasimla bende elestirmeye calisiyorum. Ancak benim yaklasimim biraz daha “bilimsel”. Bir örnek vermek gerekirse:
19.03.2007
Ben demokrat değilim!
Eğer “Türk demokrasisi” denilen olgu AKP’nin sergilediği tutum ve şimdiye kadar ki uygulama anlayışı ise ben demokrat olamam.
Demokrasinin d’sini bilmeyen bir zihniyetin:
— Özgürlük, eğitim ve inanç kisvesi altında Demokrasinin temel öğelerinden biri olan hukuk düzenini sorgulamaktan öte, yıpratmaya hatta yıkmaya çalışıyorsa…
— Laikliğin ilkesi olan din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını hiçbir yaptırım ile karşılaşmadan sarsabiliyorsa…
— Kanun önünde eşitlik kaidesini AKP’ye özgü bir anlayış ile yorumluyor ve hiç çekinmeden uyguluyorsa…
— Gerçekdışı beyanlar ile demokrasi ve özgürlük - özgürlük ve demokrasi diye, diye bitmez, tükenmez kısır bir döngüye girdiyse…
AKP yöneticilerinin demokrasi anlayışlarından kuşku duymak benim en doğal hakkımdır.
Demokratik tahammüller işinize geldi mi “demokrasiye” toz kondurmayın, işinize gelemedi mi yaygarayı koparıp, mazlum ve mağdur edebiyatına sığının. İyi be…
Sormazlar mı, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye.
Sizi gidi çeyrek demokratlar, sizi…
*
RTE, devlet böyle yönetilemez!
Bilirsiniz, özdeyiştir: Lafla peynir gemisi yürümez!
Lafla, şairlik ile “peynir gemisini” yürütmeye çalışıyorlar, ama yürümüyor.
RTE kıyaslamıştı, hatırlarsınız:
Devlet yönetimini, kabile yönetimi diye.
- Yüzeysel düzenlemeler ile seçim öncesi zamsız, seçim sonrası zam furyasını patlatarak!!!
- “Reform paketi” denilen ve hangi amaçlara hizmet ettiği belirsiz düzenlemelerin Türk kamuoyundan önce AB(D) kamuoyuna sunulması ile…
- Kâğıt üzerinde kişi başına düşen milli geliri yükselterek!?
- Hayali ekonomik atılımlar ile Refah düzeyinin artması!?
- AB üyeliği!?
- Borsa, balon…
Gerçekten bu anlayış ile değil devlet, kabile dahi yönetilemez. AKP, iktidar süreci tam bir “arınamamışlık” ve iflas göstergesidir.
Daha yeni geldim Türkiye’den. HAYAT, ATEŞ PAHASI. Sözüm ona istikrar adı altında, ekonomi hesaplayabildiği bir siyasi çizgiden dolayı menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. İşsizlik aldı başını gidiyor. Küçük esnaf can çekişiyor. Gençlere istikbal nerede??? İş, aş, nitelikli bir eğitim ile uluslararası rekabet imkânı nerede? Milletin orasıyla burasıyla uğraşacağınıza gençlere bir gelecek verin! Yalnızca Allah rızkını da veriri ile olmuyor!
Türkiye Cumhuriyeti seçmeni AKP’nin “çağdaş” ve buna rağmen dininde, kitabında bir parti olduğu kanısına varmıştı. Şüphesiz AKP’nin söylemleri ve “göstermelik” eylemleri de ilk anda bu intiba’yı yaratıyordu. Tüm partiler teker, teker sınanmış ve süreç içerisinde şu ya da bu gerekçeyle seçmen tarafından onay alamamıştır. Diğer partiler vaat ettikleri hedefleri tutturamamışlardı. AKP, söylemi ile inandırıcı geldi. Ama AKP’de göstermelik hedeften şaştı ve gerçek yüzü ortaya çıktı. Seçmen eninde sonunda bunun bilincine varacaktır.
Milli Nizam Partisi = Milli Selamet Partisi = Refah Partisi = Fazilet Partisi = Saadet Partisi = Adalet ve Kalkınma Partisi = ???
Ne değişti?
Hedef şüphesiz aynı, demokrasiyi kullanarak din ekseninde bir devlet yönetimi. İşte size demokrasinin zaaflarından biri.
Kuşkusuz toplum yaşamını düzenleyen yeni bir kurallar manzumesi bulunana kadar, demokrasi kötünün iyisidir ve demokrasinin kendini savunma araçları vardır. Ama AKP bu savunma araçlarını bir, bir iptal etme gayretindedir.
Sorumluluk sahibi devlet görevlileri, görevlerinin gereğini yerine getirdikleri zaman hedef gösterilmeleri hiçbir şekilde demokrasi ile bağdaşmayan bir tutumdur. Bu davranış biçiminden hemen vazgeçilmelidir. Söylemleriniz neyin peşinde olduğunuzu açıkça ortaya koymaktadır. Seviyesiz bir şekilde kendinizi savunmaya, halkın gözü önünde ben mağdur oldum “laikler demokrasiyi engelliyorlar” oyunlarından derhal vazgeçin. Ayıptır!
Siz olsanız nasıl yorumlardınız:
RTE, AK Parti Çanakkale İl Teşkilatı tarafından Kolin Otel’de düzenlenen yemekli toplantıda yaptığı konuşmada, ”İşte bu toprakları vatan yapmak için şehit oldular. Kolay değil, hep konuşulur; olur mu olmaz mı… Olur kardeşim olur, ‘İmandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.’ Seyit Onbaşı’yı Seyit Onbaşı yapan odur. O mermiyi ona kaldırma gücü veren odur. Hadi inkar etsinler bunu. Herhalde buna da ‘laikliğe aykırıdır’ demezler. Her 18 Mart’ta buraya geldiğimizde Seyyit Onbaşı’nın o mermiyi namluya yerleştirişini işliyoruz. Onunla hep beraber komuta kademesinden ta eratına kadar kendimize yeni bir güç devşiriyoruz. Bu bizim doğal hakkımız. Bunu kimse bir yerlere çekmemeli, çekemez.”
Seyit Onbaşı > iman gücü nasıl bir ilişkilendirme bu? Ne alaka?
Kaldırmaya gücü yetmeyen imansız mı? İnsanların imanlı olup olmadığı AKP tarafından mı belirleniyor? Rabim seni, beni, bizleri bilmiyor mu, bir aracıya ihtiyacı mı var?
RTE, siz ve partiniz artık ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin bir nevi gözetim altındasınız! Çünkü alakası olmasa da sizler, evirip çevirip olayları din ekseninde yorumluyorsunuz. Eskisi gibi gizli saklı konuşamıyorsunuz!!!!!!!!!!!
Zihniyet aynı, söylem aynı. Sizler ne demokrasiyi, ne hukuku nede laikliği içinize sindirememişsiniz. Eğer sindirmiş olsaydınız son günlerde yaşadıklarımıza şahit olmazdık. Önemli olan sizin gibi düşünenlerin bunu sindirip, sindiremediği değil. Hayal ettiğiniz “İslam Cumhuriyeti” hedefine ulaşma uğrunda verdiğiniz zarardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin siyasi ve yasal bir partisi gibi bu cumhuriyetin kazanımlarını, içersinde yaşayan insanların menfaatlerini gözetmediğiniz aşikârdır. Vahim olan, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinizdir.
***
Nemesis, Asala, PKK, ılımlı İslam, ???
Nerede kalmıştık?
Kafalar karışık, konular bulanık, hava pusulu idi. Maalesef durumda bir değişiklik yok. Doğru ya; AKP’nin, isteyerek ya da istemeyerek dışta kimlerin emellerine hizmet ettiğinden bahis ediyorduk.
Bunun için tarihte biraz geriye gitmemiz lazım. Tarih sayfalarını karıştırmadan önce bir tespitte bulunmak istiyorum. Bu tespitin nedeni kesinlikle yanlış anlaşılmak istemediğim içindir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını oluşturan insanlar, daha öncede belirttiğim gibi, benim insanımdır. Hiç bir şekilde ırk, dil, din ayrımı gözetemem. Çünkü bizler bu toprakların insanıyız. Hani okyanusun üstünde yol alan bir gemide bulunan insanlar misali. Bu gemi batarsa hepimizin sonu olur. Ölen, ölür kurtulan sağlar bizimdir diyemem!
Bu tespitten sonra adalet tanımayan partinin muhtemelen hangi oyunların ve kimlerin maşası haline geldiğine geçelim.
Ben 13 yaşımdan beri siyaset ve tarih ile yakından ilgili bir insanım ve ömrümün çok büyük bölümünü Avrupa’da geçirdim. Sanırım bu insanların “ciğerlerini” biliyorum desem yalan olmaz. Sıralayacağım isimler, yerler ve olayları ayrıntılı bir şekilde ele almam bu makalenin sınırlarını zorlar. Eğer ilgileniyorsanız araştırmanızı öneririm.
Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde yaşayan insanlar kayıtsız şartsız şu olgunun bilincine varmalı:
Batı, yani AB(D) ‘nin politikalarında istikrar, devamlılık, menfaat bazında ilişkiler, alternatifler ile oynama ve para dolayısıyla güç esastır. Bizler önümüzdeki belirli bir zaman birimi için hedefler saptarken, batı onlarca yıl sonrasını belirler ve zamanı geldikçe bu hedeflerini uygulamaya koyar.
“…İleride dara düşüp bize yardım için geldiğinizde, burada reddettiğiniz her şeyi, cebimden çıkartıp önünüze koyacağım…”
Lord Curzon
Batı, Lozan anlaşmasını hiç bir zaman hazmetti. Bu Türklere özgü bir paranoya değil, maalesef bir gerçektir. Hiç kendinize sordunuz mu, Azınlık hakları nedir diye?
Bizim kültürümüzde, dinimizin ümmet anlayışından dolayı olmayan ama batının hayat anlayışının temel taşlarından biri olan bu kavram tarihten gelen karşılıklı ihlaller yüzünden ilk kez 1815 viyana milletlerarası insan hakları anlaşması ile ele alınmıştır. Daha önceki yazılarımda da değinmiştim, batı kendine göre doğru olan anlayışları zorla kabul ettirmeye çalışır diye. Konuyu fazla dağıtmamak için kısa keseceğim. Azınlık hakları, temcit pilavı gibi önümüze konmaktadır. Bu olmayan bir anlayışı yaratma çabalarıdır. AKP bu konuda nasıl bir tutum içersindedir?
— 1920 Sevres Türkiye’yi paylaşma antlaşmalarında sadece biridir ama günümüze kadar gelebilmiş bir plandır. Üniter yönetim, yerini federal bir yönetim biçimine bırakmalı ve federasyon etnik ayrılığa dayalı olmalıydı. Son zamanlarda yükselen sesler neyi istiyorlar? Federasyonu! Devam edelim, Sevr bir anlaşmadan çok bir arzunun dile getirmesidir. Osmanlı bünyesinden 25 civarında devlet türemiştir. Bunlardan batı için gerçekten önem arz eden “bağımsız” bir Kürt devletidir. Paylaşım planlarına baktığınızda özellikle Fransa’nın ve İngiltere’nin hangi bölgeler ile ilgilendiği ve nedenleri ilgi çekicidir. Araştırmanızı şiddetle tavsiye ederim.
— Cumhuriyet isyanları, burada dikkat edilmesi gereken isyanın kimin tarafından çıkarıldığı değil kimler tarafından desteklenip körüklendiğidir. Birçok somut kanıt mevcuttur. Yine başrolleri Fransa (Ermenileri) ve İngiltere (Arapları ve Kürtleri) oynamaktadır (bkz. Binbaşı Noel ve Lawrence) . Fransa ve ermeni soykırım iddiasını tanıma gibi. Bu çıkarlar yumağı tarihten günümüze kadar gelmektedir.
— Batının tarihinden günümüze Türklere bakış açışı.
— Baltaliman antlaşması. Bkz. Günümüzün özelleştirme uygulamalarına. Sata, sata bitiremediler. Bu anlayış şüphesiz Türkiye’nin lehine değildir.
— Sykes – Picot anlaşması.
— Osmanlının Arap yarımadasındaki egemenliği ve bu egemenlikten ilerde doğabilecek Petrol sömürüsü. Günümüzde Güneydoğu Anadolu suyu! Yani Fırat ve Dicle nehirlerindeki suyu elde edebilmek için etnik koz yine kullanılmaktadır.
— İkinci dünya savaşından1965’e kadar batı Lozan anlaşması ile güvence altına alınan üniter yapıyı sorgulanmamıştır.
— 1965’den sonra Amerika Birleşik Devleti Lord Curzon sözlerini anımsayarak Türkiye’ye karşı politikasını değiştirmiştir.
— Türkiye birinci dünya savaşından sonra oluşan iki kutuplu dünyada tarafsız kalmayı başaramadı.
— İsmet Paşa, geleneksel bir Asker! Sanırım tarihten de gelen bir anlayış ile Rus tehdidini bir devlet adamı anlayışından çok bir asker gözü ile değerlendirdi.
— Menderes zamanında o güne kadar doğrudan doğruya bir müttefik olma anlayışı bir uydu olma politikasına dönütsü.
— Truman doktrinleri.
— İkinci dünya savaşından sonra Türkiye’nin - ABD tarafında yer alma koşulları -.
— Marshall planı ve şartnameleri.
— 1948’den sonra diş borçlanma.
— Yine ikinci dünya savaşından sonra Türkiye’nin ağır sanayi kurma çabaları ve kimler tarafından engellendiği.
— Yine günümüze kadar gelebilmiş bir görüş:
Türkler ne Avrupalaşabildiler ne Asyalaşabildiler. Türkler ırkları soylarına göre değil dinlerine göre ayırırlar. Şiddetle karşı çıktığım bir uygulama anlayışı, bunu Avrupa’da şuan yaşıyoruz - ulusal potada eritebilmek!
— Adnan Menderes, kredi, ABD, Sovyetler ve malum sonuç!
— 1960’larda Türkiye adım, adım batıya yüz çevirmeye başladı. Sovyetlerle dostluk derinleşirken, Kıbrıs’ta olaylar çıkmaya başladı. İlginç bir tesadüf değil mi?
— İsmet İnönü “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye bu dünyada yerini bulur…” sözlerini neden sarf etmiştir?
— 1960 sonlarına gelindiğinde Batı ile dostluğun kendine zarar verdiğini açıkça gören Türkiye, Batı’ya muhtaç olmadan kalkınma yollarını aramaya girişir. GAP bu arayışın bir ürünüdür. GAP projesinin ayrıntılarına girmeyeceğim. Ama bu dev proje Batı’yı kaygılandırdı. Lütfen bu sıralar Güneydoğu Anadolu bölgesine esmeye başlayan bölücülük rüzgârları ve GAP arasındaki ilişkiyi bir düşünün.
— 1970’in başlarında ABD Iran ve Iraktaki Kürtler üzerinden günümüze kadar süren “ilgi çekici” politikasını para ve silah desteği ile gündeme oturtmaya başladı.
— Kıbrıs çıkarması ve günümüze kadar süren olaylar zinciri. Başrolleri kimler paylaşıyor? Türkiye’nin 1974’den sonra iki yakası bir araya gelebildi mi?
— 1975 ASALA “faaliyete” geçiyor. Asala şiddeti, uygulama şekli ile 1920 Sevr günlerinde faaliyet içersinde bulunan Nemesis’i andırıyor.
— Turgut Özal
— 1978 PKK kuruluyor. Sonraki yıllarda Terör örgütünün başı Ankara’da tutuklandı ve nedenleri bence şeffaf olmayan bir biçimde serbest bırakıldı!?
— Lojistik destek! Federasyon adı altında siyasi bölünme, 1978 yıllarında Almanya ve İtalya en üst düzeyde “Kürt sorunu uluslararası bir platforma taşınmalıdır” diyebiliyor.
— 1984 GAP projesine kazma vuruluyor. 15.08.1984 Şemdinli – Eruh ile PKK Terörü başlıyor. Tesadüf mü?
— Eski bir oyunun yeni yüzü Fethullah Gülen. Anlayamadığım rahmetli Bülent Ecevit gibi tecrübeli bir siyasetçinin dahi bu ne üdü belirsiz insan’ın söylem ve faaliyetlerine intiba etmesidir. Demek ki maske ve sahne mükemmeldi.
— 1990’lı yıllarında Büyük Orta Doğu Proje’si (BOP sosyoekonomik yönden araştırılmaya değer bir proje) düşüncelerinden biri de; “ılımlı İslâm”dır.
— 1990’lı yılların ortalarında Fethullah Gülen saf değiştirip Amerikacı oluyor.
— Nisan 2000, Washington ve toplantı, Türkiye bir kez daha nota yolluyor, “dostluğa” sığmayan bu davranışları kınıyor.
— Kutsal dinimiz AB(D) tarafından soğuk savaş dönemlerinde hep siyasi amaçlı kullanılmaktayken şimdilerde ekonomik yararlar için kullanılmakta.
— Özellikle 2000’den sonra Batı yaşam tarzının temelini teşkil eden sekülerlik anlayışına eş değerde diyebileceğimiz Laiklik ilkesine ve Laik Türkiye taraflarına karşıt bir tutum içersine girmesi nasıl yorumlanmalıdır?
Türkiye’nin AB(D) kontrolünün dışına çıkma şansı var mıdır?
Bu Cumhuriyeti elbirliği ile kimler kurdu? Kimlerin oyununa alet oluyoruz?
***
T.C. Kimlik numarası - AKP sendromu
Bugün Türkiye’deki kuzenimle msn üzerinden sohbet ediyorduk.
Birden bana “biz fişlendik” dedi. Haydaaaaaa, nerden çıktı bu dedim. T.C. kimlik numarası vasıtasıyla, tanıdığım herkesin numarası çift bitiyor dedi. Hemen internet’te kısa bir araştırma yaptım ve gerçekten internet’te bu konuda kafalar karışık.
Arkadaşlar, AKP - Erdoğan falan derken bizim ruh sağlığımız bozuldu galiba! Yapmayın, lütfen. Bizler aklıselimimizi korumalıyız ki bu zihniyete geçit vermeyelim. Çoğu şeyin mantıksal bir açıklaması vardır.
T.C kimlik numaraları aslında 9 hanelidir.
Son 2 hane‚ önceki rakamları doğrulayan bir nevi güvenlik rakamını oluşturuyor (bilgisayar terminolojisinde parity bit). Çift numara olması da‚ belirli bir Algoritmanın ürünüdür.
T.C kimlik numaranızdaki son rakam hariç bütün rakamları tek, tek toplayıp‚ çıkan toplamın 1’ler basamağındaki sayının ‚ T.C kimlik numaranızın rakamına eşit olup olmadığına bakınız.
Yani eğer T.C kimlik numaranızın ‚ 23846114616 ise‚
2 + 3 + 8 + 4 + 6 + 1 + 1 + 4 + 6 + 1 = 36
Bu toplamın birler hanesindeki rakam olan 6 = T.C kimlik numaranızın son rakamı olan 6 olması lazım.
gibi.
Önder Gürbüz
http://www.gurbuz.net
Almanya
Merhaba Önder Bey;
Yazıyı beğendiğinize gerçekten sevindim. İstediğiniz zaman alıp kullanabilirsiniz tabiî ki. Sizin vermiş olduğunuz bilimsel örneklerde gerçekten güzel ve üzerinde uzun saatler tartışıla bilecek konular. Ben yaklaşık altı aydan fazla bir şekilde bu tarz konulara her şekilde değindim ama sonuç kendimizi tatmin etmekten ileri gidemedi.
Ayrıca beni şaşırtan ne oldu biliyor musunuz. Almanya’da yaşıyorsunuz galiba ve ben çok uzun zamandır Bu Ülkede sizin gibi düşünen insanları görmedim inanın bana sizin gibi insanlarında bu Ülkede nefes alması beni gerçekten memnun etti. Ne tür örneklerle sürekli karşılaştığımızı biliyorsunuz söylememe gerek yok. Sevgiyle kalın. Görüşmek yazışmak üzere.
“Egemenlik her hal ve şart altında kayıtsız ve şartsız milletindir.”
M.Kemal Atatürk
NOT: Savcıların ve bir kısım postalcıların değil MİLLETİNDİR denmiş, dikkatinize sunarım…
Merhaba Volkan Bey,
Durmak yok! Pes etmek yok!
„Onların“ doğruları bizim yanlışlarımız. Eğer bizler M. K. Atatürk’ün ve arkadaşlarının evlatlarıysak…
1. “Onların” doğrularını özümseyerek kendi yanlışlarımızı düzeltmemiz lazım.
2. İnsanlık ve tatlı dil ile “onların” yanlışlarını düzeltmeliyiz.
3. Nerede birlik orada dirlik Atasözümüzden yola çıkarak el, ele – omuz, omuza vererek elbirliği ile ülkemizi kalkındırmalıyız. Ne işimiz var gurbet ellerinde? Güzel vatanımız dururken…
4. Kendimizi sorgulamayı öğrenmeliyiz! Bir iş yapıyorsak o işi öyle bir yapmalıyız ki AB(D) bize imrensin biz onlara değil. Hayal mi, diyorsunuz. Hayır, değil!!! İnsanoğlu isterse neler yapamaz ki? Atatürk ve arkadaşları yedi cihana meydan okumadılar mı? İnsanoğlu uzaya çıkmadı mı? Vs.
5. Tüketici değil, üretici olmayı çocuklarımıza daha küçük yaşta öğretmeliyiz.
…
Anlayacağınız yapılacak iş çok! İşe başlamak ve bitirmek lazım.
Sen iş’den değil, iş senden korksun… :)
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre:
Genellikle askerlerin giydiği konçlu ve kaba potin, mecaz anlamda düşkün kadın demek.
Postalcıymışım!
Farkında değilim, olabilir mi? Olabilir!?
Günümüz Türkiye’sin de herkes, her şeyle gurur duyar oldu…
Bence gerçekten gurur duyulacaklar arasında ilk sıralarda; canı ve kanı ile Türkiye Cumhuriyetinin beka’sı için çalışan güvenlik güçlerimiz ve askerlerimiz, vatan ve millet sağ olsun diyen aileler, insanlık veya Türk ulusu namına çalışan bilim adamlarımız, öğretmenlerimiz, sanatçılarımız var. Beni “postalcı” olarak görüyorsanız özür dilerim, böyle bir izlenim yaratma kastım yoktu…
Gerçi “postallarımla” da gurur duyuyorum! “O” postallar olmasa acaba bu topraklara vatan diyebilir miydik? Her neyse, ya ben gerçekten neler his ettiğimi ve düşündüklerimi dile getiremedim ya da “siz” benim ne demek istediğimi anlamadınız! Ama şunu da tekrarlamaktan ne bıkarım nede sıkılırım:
Ben Atatürk milliyetçisi, ulusalcıyım…
Ne demiştiniz “…Egemenlik kimin…”
Bu sözün sahibi kim? Ve bir Atatürk milliyetçisi olarak bu tespite katılmamak, milletin istek ve gereksinimlerini göz ardı etmek mümkün mü? Ama lütfen yukarıda Allah var, bir an için elinizi vicdanınıza koyup benim şu soruma cevap verin:
1. Türkiye genelinde eğitim durumuz - çok yönlü ve karmaşık olayları – “doğru”
değerlendirmeye müsait mi?
2. Hurafelere, sahte hacı - hocalara kulak veren ve en kötüsü inanan milletimiz
din istismarına açık mı, değil mi?
3. Siyasi amaçları, kişisel çıkarları için vatanını, milletini “satmaya” müsait kişiler
var mı, yok mu?
4. Eğitimsiz insanlardan en çok kimler faydalanabilir?
5. Türk ulusunun eğitimine en çok önem veren insan kimdi?
Atatürk milliyetçiliği her şeyden evvel vatan ve millet demektir! Atatürk milliyetçisi kişisel görüş ve inançlara saygı göstermekle birlikte toplumsal düşünür, illeri görüşçü olmaya gayret gösterir. “Olayları” çok yönlü değerlendirmek gerektiğinin bilincindedir. Kendi şahsına istediği şey milletçe özgür olmak ve refaha kavuşmaktır. Milli menfaatler, kişisel menfaatlerin çok ama çok önündedir.
Not: Türk Dil Kurumu, milliyetçi ve ulusalcı kavramları hakkında ilerlide bir kaç sözüm olacak





























































“Bana söylermisiniz demokrasi sizce nedir?”
Demokrasi; tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Kynk:Wikipedia
Hepimiz bu sitemin içerisinde yer alıyor ve bu sistemde eşit haklara sahipsek birbirimizi seçimlerimizden ötrü yargılayamayız. Demokrasi sitemi bireye eşitlik hakkını veriri ve bu hakkı istediği gibi kullanabilme imkanını ve uygun şartları hazırlar.
AKP hükümetide demokrasinin tüm aşamalarından geçerek bu noktaya gelmiştir. Bireyler tercihlerini bu doğrultuda yapmışladır. Üzerinde tartışılabilir ve görüşler belirtilebilir. Ama bireyin demokrasiden doğan hakkını kullanış biçimine saygı duyulmak zorundadır. Eğer saygı duymuyorsanız sorun bu hakkı kullanan bireyde değil sizdedir.
İnsanlara demokrasi dersi vermeyi kendilerine vazife edinen ve kendilerini seçkin grup olarak adlandıran azınlık önce demokrasnin gereklerine ve sonuçlarına saygı duymayı hazmetmlidirler.
AKP ye açılan kapatma davasını yorumlamak kadar hukuk bilgisine sahip değilim. Fakat bildiğim şudurki bu kapatma davası ne etiktir ne de çözüm getiririr. Demokrasi ile ülke yönetiine getirilmiş bir partinin davalarla bu mevkiden indirilmesi 21. yy ‘da Türkiye için vahim ve utanç vericidir. Demokrasi ile elde edilmeyen bazı konumların birilerinin çabalarıyla yargı yoluyla yapılmay çalışılmasıda yargıya olan güvenin ve yargı itibarının zedelenmesinden başka birşey değildir.
AKP kapatılsa dahi değişen hiç birşey olmayacaktır. Siz milleti hiçse saydıkça millet de sizi hiçse sayacaktır.
Büyük Önder Mustafa Kemal ‘in de dediği gibi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”.
Saygılarımla!