Kitap İskenderiyeli Ptolemeusun ‘Almagest’ in den sonra Batı nın gökyüzü hakkında en fazla bilgiye sahip olduğu kitap. Nürnberg te 1543 yılında, yani yazarı Kopernik in öldüğü sırada yayınlıyor. Kopernik muhtemelen başına gelebilecekleri tahmin ediyor ve kitabı hayatta iken yayınlamıyor. 1576 da Giordano Bruno aynı fikirlerden dolayı ’sapkınlık’ ile suçlanıyor, bu da ne boş bir laf, Allahım. Bruno Aristoteles i eleştiriyor ve Kopernik in fikirlerini savunuyor… Bunun üzerine engizisyon mahkemesi kendinde Bruno’yu yargılamak için hak görüyor. Hep dogma arayışı içerisinde güç peşinde koşan ödipal erkekler görüyoruz sahnede. ‘Bir doğru var ve ona uyulduğunda her şey harika olacak.’Ne boş bir inanış. Sıfır esneklik. Hâlbuki Avrupa İncilide, Tevratıda, hatta Aristoteles in yazılarını da Doğudan ithal etti. Onlara ama kendi toplum yapısallarında başka yükler, anlamlar yükledi. 1600 yılında diri, diri yakılıyor Giordano Bruno Roma Engizisyonu tarafından, Venedik onu oraya vermiş. Galilei, Yıldızların Habercisin den: Bilgi niye bazıları için ‘güç’, niye bazıları için son derece korkunç bir son bir kader olabiliyor? İlginç değil mi?
Geçenlerde eşimin abisi Erol Çapar ile çarşının ortasında durmuş ne yapalım diye düşünürken aklımıza hemen I Am Legend filmine gitmek geldi. Bence Will Smith’in son üç ya da dört filmi kariyeri açısından olgunluk dönemini yakalamasını sağladı. Bazen çok gülüyorum bizim Türk oyuncularımızda bas, bas bağırıyor Hollywood standartlarında oyuncularımız var diye. Evet, mesela Kadir İnanır. Biraz gerçekçi olmamız gerekir diye düşünüyorum. Mesela sinemaya gittiğimiz de bir Türk filmi vardı. Beş kafadarlarmı ne öyle bir şey di adı galiba yanılmıyorsam. Çok seviyoruz iki milyon dolara abidik gubidik filmler çekmeyi. İnanın bana ‘’ En iyi Türk Filmleri ‘’ diye sıralamaya kalksam yirmi tane filmi geçmez. Aslında ben her türlü sinema sektörünü takip ediyorum Japon film sektöründen tutun ki Bollywood’a kadar mesela en sevdiğim filmler arasında Kim Ki Duk var Koreli yönetmenin sağlam bir yapımıdır. Ama bu tarz yapımlarda izlemem gerekir. Filmin konusunu hemen, hemen herkes biliyordur ama ben biraz kısa bir bilgi verip film hakkında kendi düşüncelerimi söylemek istiyorum. Virüs ve insan ırkının mutasyona uğraması konu alan filmin yönetmeni Francis Lawrence. Drama, korku ve gerilim üçgeninde gösterimde olan filmde eksik ve hatalar yok derecesinde az. Sadece mutasyona uğramış insanlar tarafından yakalanan Will Smith’i kurtarmaya gelen karakterin olduğu sahne biraz hatalıydı. Tıpkı yıllar önce gösterime giren Salkım Hanımın Taneleri filminde Beyoğlunda ki kürkçü dükkânında gerçekleşen sevişme sahnesi gibi. Tomris Giritlioğlu’nun bayıldığı kamera açılarından birinde çalışma masasının üstünde ki lamba benimde o dönemde ki çalışma masamda olan lambaydı. Film 1940 yıllarda geçiyor ama lamba 1999 yapımı. Bu tip hatalar görünce yaptığım tek şey hemen orayı terk etmek. Nedeni açık ve belli hata kabul edilmeyen iki sanat türü var biri Tiyatro diğeri sinema. Ama bu filmde yapılmak istenen şey sağlanmış bence insanları filmin başından sonuna kadar huzursuz etmek ve gergin bir pozisyonda bırakmak. Hala izlemeyenler varsa bence kaçırmasın. Biraz fikrinizin oluşması için filmden kareler yayınlıyorum ve birde frankmanı. (more…)
Evet, geçen hafta yazmıştım. Her Pazar bundan böyle okuduğum bir kitabı ve bende sağlam bir yere sahip olan bir parçayı sizinle paylaşacağım diye. Yine tesadüfen karşılaştığım bir link ama kesinlikle bu blog da yer alması gereken bir kitap. Bütün zamanların en iyi felsefi Almanca metni bence; ‘Dialektik der Aufklaerung’ Aydınlanmanın Diyalektiği Türkçede yayınlanmış bir kitap. Bu blog da maalesef felsefe pek yer almıyor, çünkü blog format olarak felsefeye pek uygun değil. Felsefenin zaman çarkı ağır işler, çok ağır işler. Bu yüzden gündelik hayata pek uymaz belki de bu yüzden balık hafızalı toplumlarda çok yaygın meraklısı yoktur. Ayrıca felsefenin anlaşılması zor, ağır bir dili vardır. Burada felsefece yazsam kaç kişi beni anlar bilemiyorum. Artı ben felsefece konuşmam gerektiğinde Türkçeyi değil Almancayı kullanıyorum. Bunun sebepleri var.
Gençliğimde sırf idealistliğimden Türkçe olarak aldığım orijinali genellikle Almanca olan felsefe yazıları inanılmaz kötü bir çeviri Türkçesi ile yazılmıştı. Yani doğrudan orijinal metni okumak daha mantıklı idi. Çünkü tamamen yabancı dile yaslanılarak bir metin üretildiğinde o metni okumanın bence hiç bir manası yok. Hatta kendi kendime sordum bu kitapları niye üretiyorlar diye… Çünkü normal lise mezunu Türkçe düşünen insan o metinleri anlamaz. Ki onlar asıl hedef kitle olmalı. O metinleri anlayabilmek için aslını bilmek gerekir. Aslını bilen de niye Türkçesini okusun? Meğer böyle melez metinler üniversitelerde derece elde etmek için üretiliyormuş. Yani akademik çevre için üretilen metinler. Ama akademik çevre de tamamen içine kapalı özerk bir siklus şeklinde olunca olayın benim için anlamı kalmıyor… Türkçe felsefe hala çok ciddi bir sorun bence. Çünkü Türkçe düşünmüyoruz. Tercüme ediyoruz. İkisi bambaşka şeyler. Evrensellik diye bir şey yok, bunu iki yüzyıl sonra daha iyi anlayacaksınız…Felsefenin çarkı çooooooooooooooooooooooook ağır işler…
Şimdide aşağıdaki medya player da bulunan parça benim sahnede genelde provalarda veya okulda serbest modern dans derslerimizde doğaçlama yaparken uçmama neden olan kesinlikle harika bir parça.Burial-Southern Comfort. İyi pazarlar.
Geçenlerde TV Total’in yaz dolayısıyla yayınlanan tekrar programlarının birinde Tarkan’ı gördüm. Gerçi daha önce de izlemiştim ama tekrar izlemek keyif verdi. Tv Total Stefan Raab tarafından sunulan Almanya’nın en çok izlenilen talk show’u. Madonna’dan Jackie Chan’a kadar dünyanın birçok yıldızı programına konuk oldu. Ama fotoğraf ve videodan da görebileceğiniz gibi kendisi ne bizim Beyazıt Öztürk ne de Okan Bayülgen gibi gösteriş meraklısı değil. Programını kotun üstüne giydiği sade bir t-shirt ve ceketle sunuyor. Kibirden, kendini beğenmişlikten eser bile yok. Türkler’i de çok sevdiğini söylemeden geçmek istemiyorum. Ayrıca çu da çok ilginçtir ki Stefan Raab 25 yaşına kadar kasaplık yapmış; sonrasında ise fiyaskoyla sonuçlanan bir albüm çıkardı. Şansını show dünyasında showmenlikten yana kullanarak ise kendini kanıtlamyı başardı. Tarkan’ın konuk olduğu program da oldukça keyifliydi. Özellikle de Tarkan’ın almanca konuşmaya çalıştığı ve Stefan Raab’la birlikte bir türk restaurantında yemek yedikleri sırada yaşanan olayların olduğu kareler gerçekten de izlenmeye değer.
Geçenlerde TV Total’in yaz dolayısıyla yayınlanan tekrar programlarının birinde Tarkan’ı gördüm. Gerçi daha önce de izlemiştim ama tekrar izlemek keyif verdi. Tv Total Stefan Raab tarafından sunulan Almanya’nın en çok izlenilen talk show’u. Madonna’dan Jackie Chan’a kadar dünyanın birçok yıldızı programına konuk oldu. Ama fotoğraf ve videodan da görebileceğiniz gibi kendisi ne bizim Beyazıt Öztürk ne de Okan Bayülgen gibi gösteriş meraklısı değil. Programını kotun üstüne giydiği sade bir t-shirt ve ceketle sunuyor. Kibirden, kendini beğenmişlikten eser bile yok. Türkler’i de çok sevdiğini söylemeden geçmek istemiyorum. Ayrıca çu da çok ilginçtir ki Stefan Raab 25 yaşına kadar kasaplık yapmış; sonrasında ise fiyaskoyla sonuçlanan bir albüm çıkardı. Şansını show dünyasında showmenlikten yana kullanarak ise kendini kanıtlamyı başardı. Tarkan’ın konuk olduğu program da oldukça keyifliydi. Özellikle de Tarkan’ın almanca konuşmaya çalıştığı ve Stefan Raab’la birlikte bir türk restaurantında yemek yedikleri sırada yaşanan olayların olduğu kareler gerçekten de izlenmeye değer.
Karşınızda Almanya’nın Super Star yarışmasına 2002 yılından beri aldığı tüm olumsuz yorumlara rağmen bıkıp uslanmadan her elemesine katılan bıçkın Türk delikanlısı Menderes Bağcı…Nam-ı diğer Turkisch Michael Jackson! Onu daha yakından tanıyabilmeniz için aşağıya iki videosunu koydum. Biz Volkan’la bu yarışmayı yıllardır takip ediyoruz ve Menderes’i izlerken artık gülmekten gözlerimizden yaş akıyor. Bu videoları izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Gülmekten gözleriniz yaşaracak garanti veriyorum.
İlk videoda 2002 yılından günümüze kadar her yıl değişen saç modeli ve kıyafeti dikkatinizi çekecektir. Buradaki 3.kuşak Türk gençlerini genellemiyorum ama iyi bir örnek olduğunu söyleyebilirim.
İkinci videoda ise yıllardır bitmeyen ısrarından bıkan jüri üyelerine bir daha katılmama sözü vermesinden sonra Menderes’in yarışmanın canlı final yayınında yaptığı Michael Jackson showunu izleyebilirsiniz. Sakın kaçırmayın.