“Sanat” Kategorisi İçin Arşiv


Joge-e iki yönlü resim anlamına geliyor. Yanlışım varsa bu konuda bilgisine güvendiğim sevgili Goddess Artemis beni düzeltsin. Kendisi Türk Blog dünyasına Uzakdoğu kültürünü en iyi yansıtan, aktaran kişilerden biri. Yani resmi hem düz tutarak hem de ters çevirerek bakabiliyorsunuz. Bir Çin sanatı olan bu resim tarzı 19.yy’a ait. Sadece birkaç orijinal joge-e resmi günümüze ulaşabilmiş. Bunlardan birkaç örneği benim için değerli olan arşivimden alarak ve uzun bir araştırmadan sonra göstereceğim. Aşağıda aslında beş adet resim var. Ama iki yönlü resim oldukları için bu şekilde oldu ve ben her iki resmin ortasına gerekli ulaşabildiğim ayrıntıları aktarmaya çalıştım.

 

Bu yukarıda ve aşağıda bulunan resim Kuniyoshi’ye (1852) ait. Hotei (Laughing Buddha) ve Shoki (Karakter ”Romance of the Three Kingdom” ). Hotei becomes Asahina ve Shoki becomes Zhang Fei.

(more…)

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Comments Yorum yok »

Avrupa’da yaşayıp ta sanatla uğraşan her insanın bir ayağı hemen, hemen Amsterdam’da dır. Hele bekârsanız kesinlikle yaşanabilecek tek şehirdir. Dünyanın en güzel sanat yaşamına ve özgürlüğe sınır tanımadan nefes aldığınızı hissedebileceğiniz bir yer yani. Ben şuna inanıyorum ki eğer bekar bir erkek olsaydım Amsterdam’da yaşamak en doğru karar olacaktı ama buna imkan yok. Aslında konuyu nereye getirmeye çalışıyorum şuraya. Dedim ya bir ayağımız Amsterdam‘da ve daha dün akşam orada yaşayan fotoğraf sanatçısı arkadaşlarımdan bana gelen en taze haber Avrupa’nın çok yakından tanıdığı bir isim olan Hollandalı ve Amsterdam’da yaşayan fotoğraf sanatçısı Levi van Veluw’dan hakkındaydı. Büyük bir aksilik olmazsa yarın bir sergisini gezmek için yola çıkacağım ve ben oraya gitmeden sizinle elime geçen en son fotoğraflarını paylaşmak istiyorum. Harika ötesi bir çalışma sergilemiş. Doğruyu söylemek gerekirse çok kıskandım ve Hollandalı  sanatçılar ne kadar yaratıcı ve uçuk insanlar olduklarını bir kez daha kanıtladılar. Kişinin kendi sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Ben sayfanın devamında sizler için birkaç çalışmasını paylaşıyorum. Şunu da not olarak bırakmam gerek hiçbir şekilde ne bir Photoshop çalışması ne de Aperture 2. Tamamıyla vücuda monte edilerek oluşturulmuş bir şahane fikir. (more…)

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Comments 1 yorum Var »

 

Dün gece geç saatlerde can sıkıntısından gezinirken birden karşıma adını daha önceden duyduğum ama izleme fırsatı bulamadığım güzel bir uzakdoğu filmi ile karşılaştım. Beni ve Meral hanımı tanıyanlar uzakdoğu ve özellikle Japon kültürüne ayrı ve özel bir ilgi duyduğumuzu bilirler. Elimden geldiği kadar Almanya’ya gelen görsel gösterileri kaçırmamaya çalışıyor ve izlenmesi gereken filmleri izlemeye çalışıyorum. İşte bunlardan biride dün izlediğim Ran’dı.

Yönetmenliğini Akira Kurosava’nın yaptığı başrollerinde Tatsuyo Nakadai ve Akira Terao’nun üstlendiği bu 1985 yılında Fransız ve Japon ortak yapımı olan filmi bu kültüre ilgi duyanların muhakkak izlemesi gerektiğini söylemek isterim.

Konu aslında beni daha bir yakından ilgilendiren hayatı hakkında yüzlerce kitap yazabileceğim İngiliz yazar William Shakespeare’nin Kral Lear adlı oyunundan uyarlanmış hali diyebilirim. Yaşı artık iyice ilerlemiş olan savaş Lordunun krallığını üç oğluna paylaştırmak ister. Ama babalarının vermiş olduğu gerçekten akıllıca öğütlerine rağmen kendi birliklerini koruyamazlar ve savaş çıkar. Bence çok etkileyici bir filmdi.

Ben şuna inanıyorum bizler yıllarca ki hala oyunculuk üzerine eğitimler alıyoruz. Hep çıtamızı ve kendimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Ama Japon oyuncularda nedir bilemem ekstra bir farklılık var. Ben birçok oyunculuk üzerine eğitim almamış Japon oyuncular biliyorum hepimize taş çıkartır. Bazı arkadaşlar çok eski bir film sinemada onca yeni film varken niye izleyelim diye söylenebilirler ama sinema ve uzakdoğu kültürüne ilgi duyanlar bence kaçırmamalılar. Bu yaz bir yerlere gitmeyip tatil için ayırmış olduğumuz parayı biriktirmek ve önümüzde ki yıl üstüne para ekleyip Japonya’ya gitmek gerekir diye düşünüyorum. Ölmeden buraları da görmezsek eşimle gözlerimiz açık gidecek. Filmde ki kadroda bulunan bazı oyuncularda ise şöyle:
Tatsuya Nakadai - Lord Hidetora Ichimonji
Akira Terao - Taro Takatora Ichimonji
Jinpachi Nezu - Jiro Masatora Ichimonji
Daisuke Ryu - Saburo Naotora Ichimonji
Mieko Harada - Lady Kaede
Yoshiko Miyazaki - Lady Sue
Hisashi Igawa - Shuri Kurogane
Peter - Kyoami
Masayuki Yui - Tango Hirayama
Kazuo Kato - Kageyu Ikoma

Sayfanın devamında filmden karelerde bulabilirsiniz.

(more…)

Tags: , , , , , , , ,

Comments 2 Yorum Var »

Bunun sonu gelmeyecek mi ya? Diye seyrettiğim yeni bir film Testere 4. Türkiye’de vizyonda mı bilmiyorum araştırmadım. Eminim birçok kişi izlemiş veya haberdar olmuştur bu filmden. Ama ben daha yeni izledim. Konuyu herhalde özetlememe gerek yoktur. İşin ilginç yanı bu tarz seri filmlerde genellikle çekilen her bölümde ya oyuncu değişikliğine ya da köklü birkaç değişikliğe muhakkak gidilir. Ne hikmetse bu seriye kadar hiçbir kopma olmadan aynı hız devam ediyor. Filmin birinici bölümü çok dar bir bütçe ile çekilmişti. Buna rağmen çok güzel bir etki sağlamıştı. İşin peşinide bırakmadılar. Bence bu filmin senaristi harbi sağlam bir psikopat. En doğru yorumu bence Meral yapmalıydı. O bu tarz korku filmlerinde artık usta yani. Bazen korkuyorum o kadar çok korku filmi izledi ki hayatında beni de bir gece böyle kesip biçer mi diye. Filmi tavsiye ederim yalnız asıl şu filmi izlemenizi istiyorum. Filmin adı: Tödlicher Anruf. Türkçesi ”Ölümcül Telefon” Almanya’da bu ayın 20 sinde gösterime girecek ve dehşet süper bir film olmuş bence. Ben biletimi şimdiden ayırttım. Biraz fikrinizin oluşması için frankmanı nı yayınlıyorum üçüncü video o filme ait. (more…)

Tags: , , , , , ,

Comments Yorum yok »

Her Pazar gününü sadece sanata ayırdığımı artık sağır sultan bile duymuştur. Bu Pazar Venüs ve Botticelli hakkında yazmak istiyorum.

Venüs, ne büyüleyici bir isim. Kızım olsaydı hep böyle etkileyici isimlerde birini koymayı isterdim. Venüs bildiğim kadarıyla Roma mitolojisinde güzelliğin, sevginin sembolü. Aynı zamanda bir gezegen. Bu şekilde yazmak ne kadar doğru bilmiyorum. Ama Arapçada Zühre diyorlarmış. Gerçi Arapçası beni pek ilgilendirmiyor ama araştırdığım dönemde karşıma çıkmıştı. Araplar kadar pis bir millet görmedim. Geçenlerde arkadaşımın ısrarına dayanamayarak bir Arap lokantasına gitmiştik. Gitmez olsaydım. Adam bana yiyeceğim pilavı elleriyle koydu. Az kalsın kusuyordum. Tabiî ki yemedim. İğreniyorum. Türkçe de Çobanyıldızı diyorlarmış. Kabul edin, hiç romantik değil. Ama yine de gerçek olan parlak bir yıldızın gökyüzünde gözüktüğü ve biz insanların ilgisini çekiyor olması. Üstelik bu yıldız gün ışımasında ve gün batımında, özellikle ay hilal halini aldığı zaman daha iyi gözüküyor. Hatta Eski Yunanlar iki ayrı yıldız olduğunu düşünüp iki zıt kelime yaratmışlar aynı obje için. Şu anda da Venüs ün parıl, parıl gözüküyor olması lazım, ama dışarı çıkıp bakmadım. Ay yeniaya yakın şu aralar yanılmıyorsam.

Asıl bahsetmek istediğim tabiî ki Botticelli. Botticelli nin yukarıda görülen ve pek tanınan tablosu aynı zamanda Renaissance ın başlangıcını oluşturan tablolardan. Hıristiyanlığın, doğudan gelen bazıları için tuhaf bir dinin, biraz da fazla baskı yapan düzeninden sonra bu resim, hem resmi yapanın, hem de o zamanın kendisine olan güvenini gösteriyor. Yeni bir başlangıç, yeni bir bakış açısı sunuyor. Eski Roma kültürünün ölmediğini, yeniden yeni kültürle harman edildiğini ve edilebileceğini gösteriyor.

İstanbul alındıktan sonra Doğu Roma dan da Batı Roma ya acaba hangi yazılar geçti ve böyle bir anlayış değişikliğine sebep oldu tam olarak bilemiyorum şu anda. Belli bir süremi de bunu araştırmak için geçiriyorum. Ayrıca bu tabloyu anlatan Boticelli için yapılmış videolardan birini sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabiî ki arkasından her Pazar olduğu gibi pazara yakışır olacağını düşündüğüm Vivaldi nin bir eserini sizlerle paylaşmak istiyorum.

İyi Pazarlar.

(more…)

Tags: , , , , , , , , ,

Comments 2 Yorum Var »

Kapat
E-posta ile paylaş