“Sanat” Kategorisi İçin Arşiv


Pazar günlerini bu blog için free ilan ettiğimi herkes biliyordur. Sadece sanat konuşmak yazmak iyi geliyor. Beynimi dinlendirmeyi seviyorum bu sayede. İlk önce resim hakkında bilgi verip başlamak istiyorum: (Raising of Lazarus (after Rembrandt), The Oil on paper 50.0 x 65.0 cm.Saint-Rémy: May, 1890 F 677, JH 1972 Amsterdam: Van Gogh Müzesi.Geçen günlerde Van Gogh hakkında yeni okuduklarım zihnimde tekrar Van Gogh temasının canlanmasına sebep oldu. Zaten bu blogda sanat yazılarına ara verdiğimden beri Van Gogh konusu hakkında bir şeyler yapamıyordum. O zaman da söyleyecek çok şeyim vardı bu iki resme baktığımda. Okuduğum kitabın bakış açısı beni sinirlendirdi. Bana sadece başarı peşinde koşan bir toplum ruh hastası geliyor. Batının modern başarısının çok büyük bedelleri vardı.

Van Gogh un resminden V.G.nin tamamen hasta olduğu anlaşılıyor bu resimde. Aşağıdaki Rembrandt ise gördüğünüz gibi domuz gibi. Aslında bu bir tabir yani ruh sağlığı tamamen yerinde, hatta yeteneklerinin doruk noktasında. Kendine hâkimiyeti, fırçaya hâkimiyeti tam, hayal gücü süper!

Bu resimlerden bu iki ressamın Tanrı ya olan inançlarını yargılayabilir miyiz? Yargılamalı mıyız? Bizi ilgilendirir mi? Onların kendi mahremiyetleri değil mi? Kişisel inançları beni tabii ki ilgilendirmiyor, ama inanç kolektif imgedir aynı zamanda ve toplu düşünceye, söze, sanata yapışır. İki resim de Hıristiyanlıkta inanılan bir mucizeden bahsediyor.

Bence Rembrandt gerçek bir sanatçı idi ve böyle güzel, mükemmel bir resim yapması için inanması gerekmiyordu. Hatta inanç onu şaşırtabilir, yolundan alıkoyabilirdi. Van Gogh ise öyle değil. Van Gogh bir zavallı maalesef. Van Gogh un son zamanlarda artık imge ve istek birleşmişti, benlik yok olmuştu. Bu yüzden Van Gogh un bu resmine baktıkça Burghözli deki birçok akıl hastasının hikâyesinde olduğu gibi ağlamak geliyor içimden.

Her Pazar olduğu gibi güzel bir müzik ile bitirmek istiyorum. Türkiye haricinde bütün dünyanın ayakta alkışladığı Fazıl Say ve Nazım Hikmet ‘’Memleketim’’ . Bu arada artık siyaset yazmadığım ve düşüncelerimle Türkiye’nin düşüncelerinin bir olmadığını bildiğim için vazgeçtiğimi herkes biliyor. Ama buradan söylemek istediğim tek şey yüce tanrımdan şehitlerimizi yanına kabul etmesini ve ailelerine de sabırlar vermesini diliyorum.

İyi pazarlar.

(more…)

Tags: , , , , , , , , ,

Comments 5 Yorum Var »

Aslında böyle bir sanat türü yok ama içimden böyle bir başlık koymak geldi. Elimden geldiğince eski çizgimi de devam ettirmek istiyorum ve bunun içinde özellikle Pazar günlerini çok seviyorum. Hafta sonları oyunlarımdan arta kalan zamanlarda Almanya’nın neresi olursa olsun bütün bir hafta boyunca bilgi edindiğim sanatsal etkinliklere katılmayı çok seviyorum. Özellikle aslında bu blogda yazmak istediğim ama baya bir tepki çekeceğini düşündüğüm için vazgeçtiğim bir gelişme olmuştu Almanya’da. Berlin de devlet sahnesinde sadece anadan doğma oyuncuların birçok klasik oyunları farklı bir biçimde sergilemiş olmaları. Amaç çıplaklık değil ki zaten onların bedenlerini görmenizi imkânsız hala getirecek kadar etkili bir sanat onların ki. Hemen farklı taraflara çekecek arkadaşlara fırsat vermek istiyorum. Neyse giriş biraz uzun oldu ben hemen bugün sizler için aslında bahsetmek istediğim iki üç konuya bir giriş yapayım.

İlk önce biraz eski Mısır’dan bahsederek başlamak istiyorum. Biz Türkler kültür konusunda insancılız ama meraksız bir milletiz. Kendimiz kültür üzerinden hâkimiyet kurmaya çalışan bir toplum olmadığımız için kültür olayının Avrupalılar ve dolayısıyla Batı için ne kadar önemli olduğunu anlayamıyoruz. Amerika nefret etsem de Avrupa’dan farklı bence bu konuda. Benzer tarafları da var, ama yine de farklı tarafları da var. Ne söylemeye çalışıyorum? Batı dünya sahnesine oldukça geç çıktığını ve çıkarken de doğudan oldukça çok şey kopyaladığını iyi biliyordu.  Doğuyu yenmek Batı için ne kadar önemli idi, birçoğumuzun bunu anlamanız zor. Çünkü öyle bir kuşak yetiştirildi ki, ya Doğu - Batı farkını bilmiyor veya Doğuyu Batının eksiği olarak görüyor. Bence çok yanlış. Eski Mısır çok önemli bir uygarlıktı. Kuran’da da ismi geçen Firavunların Eski Mısır da yaşadığı biliniyor. Çin deki Tang Hanedanlığı zamanında muhtemelen daha Musevilik ortaya çıkmamıştı ama çıkmaya yakındı diye tahmin ediyorum. Çinlilerin daha monoteizmden evvel o kadar yüksek bir kültür sahibi olmaları hayret vericidir. Belki de Çinlilerin ihtiyacı olmadığı için onlarda bir Tektanrılılık tecrübesi yaşanmadı. Belki de Tektanrılılık kendi içinde çatışma yaşayan ‘edepsiz’ toplumlar içindi. Yine sansürsüz ve düşünmeden yazıyorum. Bu bahsettiğim tabiî ki baya bir geçmiş için ve bu sesli düşünme değil, yazılı düşünme oluyor. Spontane olmak düşünmeden davranmak benim için önemli. Çünkü sözlü geleneği taklit etmek, hatta yaşatmak pc ortamında bana enteresan bir tahayyül olarak gözüküyor.

 

Şimdi isterseniz biraz Avrupa’da ki ressamlara gidelim. Tintoretto nun meşhur ‘Susanna ve Yaşlılar’ tablosu bildiğim kadarı ile yeri değişmediyse Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde asılı. Yeni tanıdığım bir İsviçreli sanatçı ‘Susanna’ ile oldukça ciddi bir şekilde uğraşıyor. Ben de bir ara o tabloya kafayı takmıştım. Pembe olan resim o sanatçıya ait. Ana resimde İncil den bir hikâyeyi resmediyor Tintoretto ama hayal gücü bir kere daha geleneği ve gerçeği bastırıyor. Hani aynen Rembrandt ın bazı resimlerinde olduğu gibi. Artık hikâye ile değil, Susanna ile uğraşıyoruz. Tintoretto ın Susanna sı sonra bir başkasının Susanna sı oluyor. Bu böyle devam ediyor. Üsteki resim benim beğendiğim resimlerden. Ama yine fırsatım olup da bir türlü istediğim yazıyı yazamadığım konulardan biridir Susanna. Onu da bu toparlayamadıklarım ama aslında bir gün toparlamayı istediklerim arasına alarak Hollandaya doğru devam edelim. (more…)

Tags: , , , , , , ,

Comments 7 Yorum Var »

   Kitap İskenderiyeli Ptolemeusun ‘Almagest’ in den sonra Batı nın gökyüzü hakkında en fazla bilgiye sahip olduğu kitap. Nürnberg te 1543 yılında, yani yazarı Kopernik in öldüğü sırada yayınlıyor. Kopernik muhtemelen başına gelebilecekleri tahmin ediyor ve kitabı hayatta iken yayınlamıyor. 1576 da Giordano Bruno aynı fikirlerden dolayı ’sapkınlık’ ile suçlanıyor, bu da ne boş bir laf, Allahım. Bruno Aristoteles i eleştiriyor ve Kopernik in fikirlerini savunuyor… Bunun üzerine engizisyon mahkemesi kendinde Bruno’yu yargılamak için hak görüyor. Hep dogma arayışı içerisinde güç peşinde koşan ödipal erkekler görüyoruz sahnede. ‘Bir doğru var ve ona uyulduğunda her şey harika olacak.’Ne boş bir inanış. Sıfır esneklik. Hâlbuki Avrupa İncilide, Tevratıda, hatta Aristoteles in yazılarını da Doğudan ithal etti. Onlara ama kendi toplum yapısallarında başka yükler, anlamlar yükledi. 1600 yılında diri, diri yakılıyor Giordano Bruno Roma Engizisyonu tarafından, Venedik onu oraya vermiş. Galilei, Yıldızların Habercisin den:
Bilgi niye bazıları için ‘güç’, niye bazıları için son derece korkunç bir son bir kader olabiliyor?  İlginç değil mi?

Geçenlerde eşimin abisi Erol Çapar ile çarşının ortasında durmuş ne yapalım diye düşünürken aklımıza hemen I Am Legend filmine gitmek geldi. Bence Will Smith’in son üç ya da dört filmi kariyeri açısından olgunluk dönemini yakalamasını sağladı. Bazen çok gülüyorum bizim Türk oyuncularımızda bas, bas bağırıyor Hollywood standartlarında oyuncularımız var diye. Evet, mesela Kadir İnanır. Biraz gerçekçi olmamız gerekir diye düşünüyorum. Mesela sinemaya gittiğimiz de bir Türk filmi vardı. Beş kafadarlarmı ne öyle bir şey di adı galiba yanılmıyorsam. Çok seviyoruz iki milyon dolara abidik gubidik filmler çekmeyi. İnanın bana ‘’ En iyi Türk Filmleri ‘’ diye sıralamaya kalksam yirmi tane filmi geçmez. Aslında ben her türlü sinema sektörünü takip ediyorum Japon film sektöründen tutun ki Bollywood’a kadar mesela en sevdiğim filmler arasında Kim Ki Duk var Koreli yönetmenin sağlam bir yapımıdır. Ama bu tarz yapımlarda izlemem gerekir. Filmin konusunu hemen, hemen herkes biliyordur ama ben biraz kısa bir bilgi verip film hakkında kendi düşüncelerimi söylemek istiyorum. Virüs ve insan ırkının mutasyona uğraması konu alan filmin yönetmeni Francis Lawrence. Drama, korku ve gerilim üçgeninde gösterimde olan filmde eksik ve hatalar yok derecesinde az. Sadece mutasyona uğramış insanlar tarafından yakalanan Will Smith’i kurtarmaya gelen karakterin olduğu sahne biraz hatalıydı. Tıpkı yıllar önce gösterime giren Salkım Hanımın Taneleri filminde Beyoğlunda ki kürkçü dükkânında gerçekleşen sevişme sahnesi gibi. Tomris Giritlioğlu’nun bayıldığı kamera açılarından birinde çalışma masasının üstünde ki lamba benimde o dönemde ki çalışma masamda olan lambaydı. Film 1940 yıllarda geçiyor ama lamba 1999 yapımı. Bu tip hatalar görünce yaptığım tek şey hemen orayı terk etmek. Nedeni açık ve belli hata kabul edilmeyen iki sanat türü var biri Tiyatro diğeri sinema. Ama bu filmde yapılmak istenen şey sağlanmış bence insanları filmin başından sonuna kadar huzursuz etmek ve gergin bir pozisyonda bırakmak. Hala izlemeyenler varsa bence kaçırmasın. Biraz fikrinizin oluşması için filmden kareler yayınlıyorum ve birde frankmanı. (more…)

Tags: , , ,

Comments 1 yorum Var »

Hayatımda özelliklede çocukluğumda  tiyatroya ilkokulda alışmaya başladığım dönemlerde bu unutulmaz eserlerin payı büyüktür. En çok güldüğüm ” Devekuşu Kabare” den bir sahne Metin Akpınar ve bakalım bayan oyuncuyuda  tanıyabilecekmisiniz?

(more…)

Tags: , , , ,

Comments 1 yorum Var »

Lucien Freund. Eminim bu isim size tanıdık geliyordur evet Freund’un torunu. Ünlü bir ressam aynı zamanda peki bu bloga nasıl geldi? Aslına bakarsanız ressam kişiliği ilede yada Freund’un torunu olarakta gelebilirdi bu bloga ama hayır bir rüyamın detayının serbest çağrışımı olarak geldi bu bloga. Bende şaşkınım. Ben benliğin sadece görünen kısmı olduğuna düşünmüyorum,hatta bildiğimiz,tanıdığımız en otantik tecrübe alanı olduğunuda hiç düşünmüyorum yani aslında ”Düşünüyorum Öyleyse Varım” değil. Descartes’te olduğu gibi. Bilinç ve benlik bence en büyük bilmece,hiçbir zamanda tam olarak kavranamayacak ve kavranamazda. İnsan bir makine değil çünkü. Rasyonelizim insanın insana hakimiyetinin yolunu açmış oldu bir şekilde. Her ne kadar Kant insanı özgür kılmanın tek yolunu  akılda görüyorduysa da. Bence önceden  her hareketi  bilinebilen  bir makineye indirgendiğinde  insanın artık manipüle edilmesine hiçbir engel kalmamış oldu. Fluxus diye bir akım vardı bir zamanlar bilmiyorum hala hatırlayanınız varmı? Bazen bir akışın içerisinden baş ve son çıkarmak geröekten zor oluyor.  Sadece naklen yayın yapılabiliyor.  Nietzsche  çekiçle felsefe yapma fikrinin geliştirdi.  Bende sanki uykumda sayıklıyorum,sayıklı,sayık,say…

Dip not: Arkadaşlar farkındayım uzun süre yazı yazmıyorum bunun içinde bir sürü özel e-mail alıyorum. Kusura bakmayın ancak kendimizi toparlıyoruz. Bende işlerimi çok aksatmıştım ama bundan sonra daha aktif bir blog haline geleceğiz. Saygılar herkese. (more…)

Tags: , , ,

Comments Yorum yok »

Kapat
E-posta ile paylaş