Çin,Öss,Hindistan,Türkiye

Eveet yine çılgın bir başlık oldu.

Daha geçenlerde okuduÄŸum bir yazı hakkımda söylediklerimin eksik kaldığını düşünüyorum. Türkiye de birçok insanın Taha Akyol gibi düşündüğünü bildiÄŸim için, zaten onun söylediÄŸi ÅŸeylerin benzerlerini baÅŸkalarından da hep duyduÄŸum için onun metnini ‘demonte’ etmeyi, yazılı metin olarak burada bulundurmayı uygun buldum. Tabii birilerinin üşenmeyip, o yazıları yazması yine de iyi oluyor.

Üç tane konu üzerinde durmak istiyorum. Sanayi Devrimi, Hindistan ın enformatikteki iş gücü, Çin ve yabancı sermaye.

En kolayından başlayalım. Çin ve yabancı sermaye. T.A. diyorki:

‘Kızıl Çin bile 50 milyar dolar yabancı sermaye alıyor.’

Bir kere ‘Çin bile’ deÄŸil, Çin dahi demek lazım… Türkiye den çok daha büyük olan, ekonomisi çok daha parlak gözüken, dolar rezervleri fazla vermiÅŸ olan merkeziyetçi bir ekonomi için 50 Milyar dolar temkinlidir. Çünkü sorun yabancı sermaye ‘per se’ (bunun Türkçesini ÅŸimdi bulamayacağım) deÄŸil tabii. Türkiye’nin durumunda bütün kırmızı çizgiler aşılmış durumda. Yani Çin dahi 50 Milyar dolar yabancı sermaye alıyorsa, Türkiye için 20 Milyar dolar artı borsa intihardır.

Ekonomisi iyi durumda olan yabancı sermayeden çekinmek zorunda değildir. Ama Türkiye ne bir şey üretiyor, ne de borçlarını azaltabiliyor. Türkiye bir şey yapıyor, biraz da dışardan yabancı sermaye geliyor şeklinde değil olay. Türkiye kendini götüremiyor yabancı para olmadan.

Yani bir evin boÄŸazına kadar borcu varsa ve geliri yoksa, o haneye bütün bunlara raÄŸmen hala kredi veriyorlarsa, kotarılması gereken baÅŸka ödünlerden dolayıdır bu… Hiç kendinizi baÅŸka ülkeler ile karşılaÅŸtırmayın, çok özel bir durumdasınız.

Sanayi Devrimi ve Hindistan konusunu beraber geçiştireceğim, çünkü bunlar üstünde kitap yazılabilecek geniş konular. Biz ise birkaç cümleyi hafızalara sokmak istiyoruz.

Sanayi Devrimi’ni ‘kaçırmadık’ arkadaÅŸlar! ‘Yakalamadık’ ve ‘yakalamayacağız’ da!’

Bu zihniyet pozitizimden ileri gelen bir zihniyet. Gelişim sonsuz iyiye doğru, hatta mükemmele doğru tek çizgide giderek iyileşerek bir subje ile tahayyül edilir. Halbuki her toplumun, aynen insanların olduğu gibi, gittiği ayrı ve muhtemelen özgün bir yol vardır. Yani ayrı çizgiler ve subjeler, ayrı tarihsel özneler söz konusu.

Tarih teleolojik, tek ÅŸeritli, önceden belirlenmiÅŸ bir yol deÄŸildir. Tabii bu gerçek Türkiye gibi kendine gerçekten tuhaf bir yol çizmiÅŸ olan Batı dışı bir toplum için biraz hazmedilmesi zor bir gerçektir. Ama bunun üzerinde düşünmeye nerden baÅŸlasak iyidir. Åžimdi Hindistan a geliyorum. Hindistan alternatif çözüm buldu enformatik ile. Yani Sanayi Devrimi’ni ‘yakalamaya’ çalışmanın zaten aptalca olduÄŸunu anladılar ve alternatif çözüm geliÅŸtirdiler. Model bu yüzden baÅŸarılı oldu.

Türkiye de ben en ufak bir zeka kırıntısı bile görmüyorum bu konuda.
Biz aynen bütün aptal 3.Dünya ülkeleri gibi sadece ithal ediyoruz. Çünkü yerli kapitalist için ithalat daha karlı bir hale geldi. Yani biz deÄŸil Sanayi Devrimi ne yetiÅŸmek, borcumuzun faizini bile ödeyemeyiz…

İnsan yeni bir kapitalist ise, gidip araba ithal ediyorsa, burda zaten bir sorun var… Yani 3.Dünya yeni zengini derken zenginlerin de ufkunun pek geniÅŸ olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Yoksa bir ülkede ne kadar zengin varsa, o kadar iyidir, refah artar diye de düşünülebilir ama bu biraz baside indirgenmiÅŸ bir bakış açısı olur.

ÖSS ye zaman kalmadı. ÖSS kalkmalı tabii ki! Ama bu kolay bir iş değil.
Daha sonra yazacağım.

Aşağıda Hurşit Güneş in bir yazısı var.

ÖSS’yi kaldırmak yerine yükseköğrenim reformdan geçmeli

ÖSS önceki haftalar da yapıldı. İlginçtir, bu seçimlerde ÖSS siyasal gündemin bir parçası haline geliverdi. Konu gündeme Genç Parti lideri Cem Uzan’ın ÖSS’yi kaldıracağını açıklamasıyla girdi. DiÄŸer birçok lider de bu kervana katıldı. ÖSS elbette lise eÄŸitimini verimsiz hale getiriyor. Bir yandan müthiÅŸ bir rekabet oluÅŸturulurken, diÄŸer yandan yaratıcılığı öldürüyor. Ancak ÖSS’nin kaldırılması kolay deÄŸil. Çünkü 400 bin öğrencinin yerleÅŸtirileceÄŸi sınava 1.7 milyona yakın müracaat oluyor.

Merkeziyetçilik bitti mi?
Geçenlerde Sabancı Üniversitesi bünyesinde kurulan, baÅŸkanlığını da Prof. Üstün Ergüder’in yaptığı EÄŸitim Reformu GiriÅŸimi toplantısına katıldım.Toplantıya katılanlar bürokrasinin son zamanlarda temel eÄŸitimle ilgili reform çalışmalarına sağırlaÅŸtığını belirtmiÅŸ. Neye sağır olunmadı ki? Yükseköğrenimde yeniden yapılandırma olmadan ya da doÄŸru dürüst bir eleme sistemi tasarlanmadan ÖSS’yi kaldırma vaadiyle partiler ortalığa döküldü.

ÇoÄŸu Avrupa ülkesinde yükseköğrenime merkeziyetçilik egemendir. Yani kaç kiÅŸinin öğrenime alınacağı, ne süreyle, hatta hangi içerikte eÄŸitileceÄŸine devlet karar vermiÅŸtir. ABD’de ise bu farklıdır. Rekabet ve kârlılık kavramları yükseköğrenime girdiÄŸi için sayı, süre veya içerik gibi konulara üniversitelerin kendileri karar verir. Bu ikinci yapı artık dünyada giderek daha geçerli hale geliyor. Ama bunun doÄŸruluÄŸu tartışılabilir.Çünkü ABD’de yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı eÅŸdeÄŸer yaÅŸ grubunda yüzde 45′i buluyor.

EÄŸitimde küreselleÅŸme.İngiltere ve Japonya’da yüzde 30, Almanya ve Danimarka’da ise bu oran yüzde 15. Kısacası, ABD’de yükseköğrenim bir ayrıcalık oluÅŸturmuyor. Kaldı ki ABD’de yükseköğrenim kurumlarının çoÄŸunun düzeyi düşük. Anlaşılan o ki bizde de ABD benzeri bir sistem oturtulmaya çalışılıyor. Daha az nitelikli, gereksinimlerle verilen eÄŸitimin örtüşmediÄŸi ve sonunda birçok mezunun iÅŸ bulmakta zorlandığı bir yapı.

Öte yandan, dünyada yükseköğrenim hızla küreselleÅŸiyor. GeliÅŸmiÅŸ ülkeler para karşılığı bilgi satıyor. ÖrneÄŸin, AB’den 120 bine yakın öğrenci İngiltere’de okuyor. Çin’den gelen öğrenci sayısı ise son 10 yılda yüzde 50 artarak 40 bine ulaÅŸmış durumda. (BeÅŸ yıl önce Çin’in yükseköğrenimdeki öğrenci sayısı 11 milyonken ÅŸimdi 20 milyona yaklaşıyor.) Hindistan da aynı durumda… ÖrneÄŸin 2004-2005 döneminde ABD’de lisansüstü çalışmaya giden Hintli sayısı yüzde 20 oranında artmıştı.

Dünyada yükseköğrenimde 100 milyon öğrenci var. Bunun 2 milyonu kendi ülkelerinin dışında eğitim görüyor. Yükseköğrenimde bulunan öğrenci sayısı her yıl yüzde 8 oranında artıyor ve (bunların bir kısmı parasız olmasına rağmen) yılda 30 milyar dolarlık okul ücreti ödüyor.

Almanya reformu lise düzeyinde gerçekleÅŸtirmiÅŸ. Temel (grammatik) okullar, teknik liseler ve kariyer (vocational) okulları. Böylece hem seçkin, hem de kitlesel eÄŸitim, hem fen, hem de sosyal bilimler beraberce saÄŸlanıyor. Ancak Almanya yükseköğrenime bütçesinin yüzde 10′unu ayırıyor. ÇoÄŸu geliÅŸmiÅŸ ülke ise yüzde 12’sini.Bundan tam 15 yıl önce (21 Kasım 1992) The Economist dergisinde okuduÄŸum bir yazıda ÅŸu cümle dikkatimi çekmiÅŸti: “Ulus-devletler önceleri doÄŸal kaynaklara egemen olabilmek için yarışırdı. Günümüzde ise en iyi eÄŸitimli iÅŸgücüne sahip olmaya çalışıyorlar.”

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Konuya yapılan yorumları Buradan okuyabilir veya Bu linki kullanarak herhangi bir Rss aracı ile yorumları takip edebilirsiniz.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)