Bir Pazar gününün sonunda bir günün getirdiklerini yazıya geçirmek o kadar kolay bir şey değil. En basit gün bile zihinsel düzeyde birçok öğeyi bir araya getiriyor. Bütün bir araya gelen şeyler benim detaycı ve dağınık zihnimi daha da bulandırıyor. Bugün hoşuma giden şeyler dinledim. Sanat üzerine. Sanatın terapi olabilmesi üzerine. Sanatçının aslında bir şeyleri onarmaya çalışması üzerine. İki kutuplu nesne algılanışını -iyi ve kötü şeklinde- entegre etmeye (bütünleştirmeye, birleştirmeye) çalışırken sanatçının aynı zamanda kendini terapi etmeye çalıştığına dair. Bu çok hoşuma gitti dinlerken. Üstünde düşünülmeye değer bir konu.

Freud da göre insanın karakteri ilk iki yıl içerisinde önemli bir şekilde belirleniyor. Bu teori bazen bende bir dehşet uyandırıyor. Bazen gerçekten hiç değişmediğimi düşünerek dehşete kapılıyorum. Sonra tabiî ki gençliğimi düşünüyorum ve aklıma master tezim geliyor ve yine Freud var aklımda. ‘Sigmund Freud’un Ölüm güdüsü Hipotezi. Karanlık bir Metafiziğe Cehennem Yolculuğu’ Nerdeyse arabesk geliyor şimdi kulağıma bu başlık ve gülmek geliyor içimden. Hâlbuki çok ciddi, hatta pek çokları için can sıkıcı konulardı. Üstelik bence Almanca da ‘arabesk’ gelmiyor o kadar kulağa. Hocalarımdan bir tanesi o zaman gülerek ‘şairane’ demişti bu başlık için.

Bugün ama sadece bunlardan ibaret değil. Hiç tatmin olmayan narsist ruhumu tatmin etmek için ‘Leyla’ ya gittim Cihangir de ki. Vatan gazetesinde Zülfü Livaneli’nin 30 Ağustos 2001 de Üzeyir Garih cinayeti için yazdığı yazı vardı. Bugüne de maalesef çok uyuyor. Benim düşündüklerime de çok benziyor. Muhtemelen aynı veya benzeri düşünen çok insan var. Türkiye de bir kahraman erkek miti var, hiç işe yaramayan şu zamanda.

Bu blogda fazla şey bir araya gelmiş. Şimdi ben daha da karıştıracağım. Freud un sanat üzerine yazdığı yazılar bellidir. Onları buraya eklemek istiyorum, hafta sonları hazır elime böyle güzel bir şekilde geçmişken. Bu kitapları yukarıdaki tezi yazarken okumuştum ama tez ile ilgili olmadıkları için dâhil etmemiştim kaynakçaya. Ama şimdi buraya not etmek istiyorum. Freud ve sanat denince gerçekten ilk akla gelecek kitaplardır, ama ben yine de Freud un holistic yani bütüncü bir anlayış içerisinde okunması taraftarıyım. Tabii kategoriler insanlara kolaylık sağlıyor, bana da kolaylık sağlıyor ama Freud kolay değildir. Mesela inanılmaz yüzeysel yorumlar duyuyorum ve duyuyoruz Freud hakkında. Çünkü kimse oturup bu kitapları okumuyor. Hâlbuki Freud hakkında en ufak bir yorum yapabilmek için hepsinin ve daha fazlasının okunması lazım.

Biraz da bu güzel Dortmund için karlı günde Hermann Jacobsohn’tan bahsetmek istiyorum.1879 – 1933 yılları arasında yaşamış bir Alman dilbilimci. Babası banker Moritz Jacobsohn. Bir kere zaten sadece bu özellikleri ile bile Alman ve Avusturya küçük burjuvasının hedefi olacağı açık. Zengin ve entelektüel. Cahil ve fakir Hıristiyan olsun, olmasın, küçük burjuva halkın daha nefret ettiği bir şey yoktu o sıralarda. Bunları tekrarlıyorum, çünkü bu çirkin asıl sebeplerdense ırkçılığı bile tarihte bir kere yaşanmış kötü bir istisna gibi göstermeye çalışan suni güncel Nazi kınamaları aslında samimi değil.

Jacobson işten alındıktan iki gün sonra 27 Nisan da intihar ediyor. Jacobson Almanya da doğup, büyümüş bir insandı ve yok edildi 19.yüzyıldan 20.yüzyıla geçerken kültür ırkçılığının bir sonucu olarak. Kendi kültürleri konusunda bu kadar muhafazakâr olan Avrupalılar başka kültürlerin mahremlerine girme konusunda da bir o kadar hırslı idiler. Bu hayret edilecek bir tezat değil midir? Lütfen iki biyografiyi inceleyin. Tabii ki Siebold kötü bir örnek değil, çünkü o zaten Alman ırkçılarının öngördüğü şekilde davranmadığı için politikadan uzak tutulmuş. Ama kendisi ile birlikte yüzyıllardır yaşayan insanlara karşı bu kadar korkak ve kuşkulu olan bir toplumun başka toplumlara karşı gösterdiği ilgi kuşku ile karşılanmaz mı? Japonlar yabancı düşmanı imiş zavallı (!) Avrupalılara karşı. Bak sen! Niye acaba? Eğer 16.yüzyılda Japonlar Almanya ya gelip, Almanya’yı gizli, gizli Budist yapmaya çalışsalardı veya gizli, gizli sivil oldukları halde (!) ajan gibi davransalardı, Almanlar buna izin verirler miydi? Asla. Zaten sivil hayatı ve politik çıkarları birbiriyle bir tutmak büyük cehalettir. Kasabacılıktır. Kozmopolit, şehirli zihniyetin tam tersidir. İşte bu yüzden de Almanya da ve Avusturya da Yahudiler sevilmiyordu. Çünkü onlar ayrı bir sınıfı ve hayat anlayışını temsil ediyorlardı. Ben elimden geldiğince Pazar günlerini bu blogda sohbet havasında güzel bir müzik eşliğinde geçirip kapatmak istiyorum. Şimdi kaçınız bilir bilmiyorum ama benim gurubum geliyor Boney. M ve Daddy Cool tarih 1976. İyi Pazar Geceleri.


Tags: , , , , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Paylaşın Türkçe yazanlar için hatırlatmalar; cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter. Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar. "gelcem, gitcem, gidiyom" denmez "geleceğim, gideceğim, gidiyorum" denir. "Herkez" denmez "herkes" denir. "Yaaaa" çok laubali bir sözdür. "bU şEkiLDE" yazmak sadece okuyanı yorar. "Yanlız" değil "Yalnız" denir. "ğ" harfi "g" şeklinde yazılamaz. "Bende, sende" denmez, "Ben de, sen de" denir. "Dahi" anlamındaki "de" ayrı yazılır. "Geldimi?" yazılmaz "Geldi mi?" yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. "OKmi?" değil, "Tamam mı?" denir. "ahmet, belgin, duru" denmez. "Ahmet, Belgin, Duru" denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır. "ki" eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. "v" yerine "w" yazılmaz... Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi'yle değil.
Yorum yaz

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Kapat
E-posta ile paylaş