Red Bull ve PKK Karşıtlığı

resizephp.jpgAşağıda verdiğim bilgiler yine Wikipedia dan. Cola nın bir A.B.D. markası olduğu bilinir de, Red Bull un bir Avusturya markası olduğu bilinmez nedense… Avusturya ve Almanya PKK ya ciddi destek veren ülkelerden. 7 Temmuz daki Tandoğan Miting de ellerinde ölmüş oğullarının resmini taşıyan anneler gözümün önünden gitmiyor, gitmeyecek… Kadınlar o sıcağın altında oraya oturmuşlar, her şeylerini kaybetmişler veya öyle gözüküyorlar… Nerdeyse kendilerinde bile değiller, acıları öyle büyük… Ben o kadınlar için üzülüyorum. İnsan olan herkesin de üzülmesi gerektiğini düşünüyorum. Artı o kurşunların Türkiye deki herkese atıldığını anlamak gerekir. Ama ‘Türk’ milleti anlamaz. Anlamak istemez. İşine gelmez. Hiçbir şey onun keyfini kaçırmamalıdır…

Red Bull firması aynı zamanda Haliç te ‘Air Race’ (’Hava Yarışı’ gibi birşey Türkçesi) denen faşo bir yarışma düzenliyor bir kaç yıldan biri. Ben böyle sporları ve büyük sponsorluklar eşliğinde yapılan yarışmalarını sağ faşizmin bir aracı olarak görüyorum. Roma daki gladyatör savaşları gibi bir fonksiyonları var. Basit halkın dikkatini çekiyorlar.

Türkiye için ölmek yerine mesela Red Bull içmemeniz yeterli aslında…Askeri savaş artık gerçekten başka hiçbir gücü olmayanların yaptığı bir şey ve işe yaramıyor. Ekonomik savaş gerekli! Üstelik bu savaş basit bir savaş. Market te başlıyor…

Red Bull GmbH Type Private Founded 1984 Founder Dietrich Mateschitz and Chaleo Yoovidhya Headquarters Fuschl am See, Austria Key people Dietrich Mateschitz Industry Drink Products Energy drinks Revenue €2,600 million (2006) Operating income Net income Employees 3,903 (2006) Slogan Red Bull Gives You Wings. No Red Bull. No Wings. Website redbull.com

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu Yazıyı Yazdır Bu Yazıyı Yazdır

Konuya yapılan yorumları Buradan okuyabilir veya Bu linki kullanarak herhangi bir Rss aracı ile yorumları takip edebilirsiniz.

Yorumlar

Yazınız çok güzel. Anladığım kadarıyla Pkk ile yapılan mücadelenin ekonomik boyutlarda yapılması gerektiğini dile getirmişsiniz.
Fakat sağ faşizmi derken kasteddiğiniz şey Türk sağımı yoksa genel anlamda dünya sağımı?

Hakan bey kusura bakmayın biraz geç cevap yazıyorum inanın yeni bir oyunun hazırlıkları var ve inanılmaz bir koşuşturmaca yaşıyorum özür dilerim.Şimdi ben Türk sağı için değil Dünya sağı için o şekilde bir açıklama getirdim olaya.Ama bugünlerde benimde sabrım taşmak üzere bir çok siyasi konuda ben elimden geldiğince Dünya siyasetini yakından takip ediyorum eskiden ekonomik olarak bir savaş yapalım diyordum ama bu bizim ülkemizde biraz zor gözüküyor.Ayrıca bende sizi blogcularım arasına aldım ;)

Konu ekonomiyken iyi bir dilekte bulunmamak olmaz tabi.
Umarım işleriniz daha yoğun olur daha çok kazanırsınız. Çünkü şuan kepenk kapatan, hatta borçlarını ödeyemediğinden dolayı iflas eden birçok insan var.

Konuya dönecek olursak, ekonomik savaş aslında çok doğru bir tespit. Şimdi bir örnek vermek istiyorum.

- Korsan olarak aldığımız her türlü yayının (kitap,cd v.s) parasının pkk ye aktarıldığı,
- Birçok sanatçının pkk ya dolaylı ve doğrudan yardım ettiğini
- Uyuşturucu kaçakçılığı başta olmak üzere her türlü kirli işin parasının pkk ya aktarıldığının
- Başta müttefikimiz Amerika, dost olmayı savunduğumuz Yunanistan, ve yıllarca olmayan soykırımı kabul ettirmeye çalışan Ermenistan devletleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesinin yardımları.

Yani kısacası pkk terörü silah alacak parayı yada desteği bulmazsa terör diye birşey en azından biraz olsun hafifler.

İyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim hakan bey.Maalesef Ülkemizde ki ekonomik sistem çok da mükemmel değil.Genelkurbay Başkanına yazmış olduğum açık mektup’da da diel getirdim pkk ya destek verenleri ama gene diyorum ne olursa olsun bizler bu ekonomik darbe konusuna uyamayız.Türkiye’de daha siyaset bunun için engelleme getirmiyor ve bir Diyarbakır belediye başkanına sahip çıkamıyor devletin parasıyla adam açık,açık pkk’ya destek veriyor.Bunun gibi bir sürü olay var halktan önce liderlerin bir örnek vermesi gerekir.Çok büyük bir ilgiyle takip ediyorum Türk siyasetini bakalım neler olacak :(

DTP’NİN GELECEĞİ
22 Temmuz seçimleri yapılacaktı yapıldı derken başladı ve bitti. DTP şimdi büyük bir sınavda. Hem kendisi sınavda hem de biz onun üzerinden sınavdayız. DTP İmralı güdümünde bir politika mı takip edecek, etnik kalıp krizden mi beslenecek, söylemlerini “Kürtlük” üzerine mi oturtacak, yoksa başat sorun olarak demokrasinin yerleşmesini görüp ona mı çalışacak? Bölgeden çıkıp Türkiye’yi görebilecek mi, bağımsızlığını kazanabilecek mi, PKK’ye eleştirel bakabilecek mi? Kürt sorununun çözülmesini gerçekten isteyecek mi, yoksa başka parti çözerse oylar ona kayar diye mi düşünecek?
Bütün bu soruların cevabı zaman zaman toplumda çeşitli kesimlerce dile getirilmeye çalışılırken, PWD üyelerinden Nizamettin Taş, PWD’nin internet sitesinde yaptığı açıklamada, DTP’nin KCK’nın (Koma Civaken Kürdistan) tasallutundan kurtulmadan siyaset sahnesinde varlık göstermesi ve Kürt probleminin çözümüne katkıda bulunmasının mümkün olmadığını, DTP’nin muhatap alınmasının rüştünü ispat etmesine bağlı olduğunu belirterek, bu açıdan KCK’nın bir çuval inciri daha berbat etmeden tekelci zihniyetten vazgeçmesinin büyük önem taşıdığını vurguluyor.
Nizamettin Taş, “DTP’nin mevcut yönetim bileşiminin entelektüel birikiminden yoksun, siyasal açıdan sığ ve sorunları çözüm yönteminde inisiyatifsiz davrandığının görüldüğünü, uzaktan kumanda ile yönetilmesine kesinlikle izin vermemesi gerektiğini, KCK’nın DTP’nin iç işlerine müdahale etmekten vazgeçmesinin imkansız göründüğünü, bundan dolayı DTP’nin kişilik kazanmasının yönetimin bu dirayeti gösterip göstermemesine kalmış bir sorun olduğunu” kaydediyor.
“DTP yönetiminin sahip olduğu pozisyonun rüştünü ispat etmekten hayli uzak bir profil çizdiğini, bağımsız tavır koyma gücünden yoksun olan DTP yönetiminin Türk Devleti ve KCK arasında daha ne kadar zikzak çizeceği ve bu maharetinin devam edip etmeyeceğinin tartışmalı bir konu olduğunu” açıklayan Taş, “DTP’nin siyaset sahnesinde rol oynaması için iki arada bir derede kalmaktan acil olarak kurtulmasının gerektiğini aktarıyor.
KCK’nın DTP’nin iç işlerine müdahale etmekten özenle kaçınması halinde Kürt cephesinde yaşanan kısır döngünün aşılmasının daha kolay olacağını belirten Nizamettin Taş, KCK’nın DTP’nin meşruiyetine saygı göstererek yönetimine inisiyatif tanımasının sadece legal zeminde siyaset yapması açısından gerekli olmadığı, aynı zamanda tüm Kürtleri temsil eden meşru ve muhatap alınan bir oluşumun ortaya çıkmasına yol açacağı tespitini yapıyor.
Nizamettin Taş, seçimden önce Kürt bloğunun yaratılması için son derece uygun bir zemin yakalandığı, KCK’nın müdahalesi yüzünden bu fırsatın heba olduğu, Kürtlerin bu duruma düşmesinin esas suçlusunun KCK yönetiminin tekelci zihniyeti olduğu vurgusunu yaparak, sözlerine şöyle devam ediyor;
“Aynı müdahale mantığı yüzünden, bağımsız adaylara inisiyatif verilmediği ve programları belirsizleştirildiği için DTP seçimde kayda değer hiçbir varlık gösterememiştir. PKK’nın sahip olduğu zihniyet siyasal mücadeleye yatkın olmadığı ve sadece Öcalan’ın esaretine kilitlendiği için yapılan etkinlikler korsan gösteriler düzeyinde kalmış ve daha sonra amaçsız ve anlamsız eylemlerde tüketilen kitlelerin dinamizminin, tüm çağrılara rağmen küçük bir mitingi bile karşılamaya yetmediği görülmüştür. Öcalan’ın sağlığına indirgenmiş bir yaklaşımın bırakalım yüz binleri harekete geçirmesi korsan gösterileri bile süreklileştirmeye yetmediği gibi defalarca kanıtlanmasına rağmen DTP yönetiminin daha doğrusu KCK’nın bundan ders çıkarmadığı anlaşılmaktadır.
KCK’nın dayatmaları yüzünden aynı minval üzerinden seçim mitingleri düzenlemek isteyen bağımsız adayların gerçekleştirdiği etkinlikler, kucaklayıcı bir mantaliteden yoksun bulundukları için, ulusal platforma dönüşmekten uzak kalmıştır. Bu açıdan daha yol yakın iken başarısız seçim sonuçlarından ders alınması gerekmektedir.
Parlamento grubunun muhatap alınması için terör ve şiddet ile aralarına kesinlikle mesafe koyması, bir oluşumun militanı gibi davranmaktan vazgeçmesi şarttır.”
DTP’nin hem kendi kitlesi, hem de genel seçmen kitlesi nezdindeki görüntüsünü aklaması için ciddi bir değişimden geçmesi, inandırıcılık sorununu çözmesi ve sorunlara çağdaş yaklaşımlar göstermesi bekleniyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com

Selam Helin hanım;
DTP nin geleceğide bellidir niyetide ben bu parti diyeceğim ama parti izleniminden uzak bir hava çiziyor bende farklı amaçlar doğrultusunda her gün bir yol alacağı bellidir.Allah sonumuzu hayır etsin umarım TSK üstüne düşen görevi yapar çünkü partilerin her hangi bir yaptırımı olmayacaktır bence.

DTP’DEN BEKLENENLER

Demokrasi kendini kolaylıkla öldürebilen bir kavramdır. Herkes iyi niyetli olup kuralına göre oynasa sorun yoktur; ama gerçek öyle midir? Ya bir taraf şike yaparsa?
Demokrasinin kendini koruyabilmesi için tek etken eğitimdir. İnsan ruhu eğitilip inceltilmeden yapacaklarının kendisini de etkileyeceği tam anlamıyla öğretilmeden demokrasi hiçbir zaman doğru uygulanamaz. Eğitim sürekli gelişim içinde olduğundan toplumların da bu organik yapıya uyum sağlamaları koşuldur. Bu süreç sırasında yöntemleri demokrasinin dışında kalanlar istediklerini demokrasiyi de kullanarak rahatlıkla ortaya koyabilirler.
22 Temmuz seçimlerinden kâh galibiyet kâh başarısızlıkla çıkan DTP’nin hassasiyetleri, beklentileri ve belki de öfkeleri üzerinde duruluyor. Türkiye partisi olmak isteyen DTP’nin ise, Türkiye adına masanın üzerinde neler bulunduğunu hesaba katması gerekiyor.
Zaman Gazetesi yazarlarından M.Naci Bostancı’ya göre, milliyetçilik bu ülkede kadim bir damara, kendini korumaya dayalı kanlı bir mirasın hatıralarına sahiptir. Olağan zamanlarda işinde gücünde olan, hangi millete ait olduğu aklına bile gelmeyen insanlar, şiddetin, kanın, bombalamaların yaşandığı bir zeminde bu kadim çizginin hatıralarını güncellemekte, dünyadaki var oluşlarını en başta her şeyden önce milliyetçi bir duyarlılık üzerinden tanımlamaya başlamaktadırlar. Milliyetçiliğin o geniş coğrafyasının bir tarafında, “Kürt sorunu” denildiğinde soğukkanlı bir şekilde bu konuyu tartışmaya hazır olanlar varken, diğer tarafında terör örgütü PKK’yı bir türlü reddedemeyerek değerlendirmelerini yapanlar yer almaktadır.
Bu ülkede “Kürt sorunu”nun sosyal coğrafyasına derin bir empati ile bakmaya, oradaki acıları, şikayetleri, yaraları, duygusal hasarları, oradaki nedeni ne olursa olsun, sonuç olarak adı ölüm olan halin yaşayanların dünyasındaki yıkımını görmeye çalışan entelektüeller vardır. Onlar kendi etnik kökenleri ne olursa olsun bundan bağımsız olarak sorunu evrensel bir bağlama taşımaya, ancak insani referanslarla anlaşılabilecek bir dile çevirmeye, sorunu temsil etmeye çalışmaktadırlar. Ancak şiddet sürdükçe, o kan aktıkça, bu ülkede ormanlar yakılıp belediye otobüsleri kundaklandıkça, canlı bombalar en kalabalık yerleri seçip en fazla kan, ölüm, parçalanmış beden üzerinden propaganda araçları olarak kullanıldıkça, bu entelektüellerin de sesleri kısılmakta, o evrensel insani bağlama aynı zamanda bunları da taşımayı bir ahlaki yükümlülük olarak görmeye başlamaktadırlar.
Kısacası bir Türkiye partisi olmak isteyen DTP’nin, şimdi Meclis’teki yüksek rakımdan, masanın üzerinde neler olduğunu daha yakından görme fırsatı bulunmaktadır. Bunları sadece sözler olarak görmek farklı bir şeydir, sözlerin tekabül ettiği hayatlar olarak yaşananların içine nüfuz etmek farklı bir şeydir. Sözler medyada da vardır, sahneler halinde acılar geçmekte, ardından rakamlar gelmektedir. Verilerin asıl kaynağına ulaşmadıkça, oradaki insanlarla temas kurmadıkça, onların gözlerine bakıp sofralarına oturulmadıkça Türkiye partisi olmak kolay değildir.
Fakat 25 yıldır yaşanan şiddet Türkiye’yi iki farklı dünyaya bölmüş, muhakemelerde ortaklıklar yakalanmaya çalışılması gibi girişimler çok zayıf kalmıştır ve kalmaktadır. Bu nedenle DTP’den beklenen, demokrasinin gereğini yerine getirmesi ve büyük, tarifi imkansız acılara sebep olan şiddeti bir an önce kınamasıdır.
DTP için Meclis’e girmek, risklerden daha çok tarihi fırsatlar sunan yeni bir zemin olarak değerlendirilebilir. Bu zor süreçte günü ve geleceği değerlendirmede ortaya konulan değişimci tavrın, mevcut siyasi mirastan daha farklı bir geçmiş kurmada gerekli olacağı açıktır. Bu arada DTP’nin Sırat Köprüsü’ndeki bu yürüyüşünü tahriklere kapılmadan denge ve itidal ile sürdürmesi beklenmektedir. DTP’liler kuracakları insani ilişkilerle diyaloğu, siyasetin ucuz bir iddiası olmaktan çıkartacak potansiyele sahip olduklarını göstermek için ellerine geçen fırsatları iyi değerlendirmelidir.
Şimdi, ikinci kongresini 28 Ekim’de yapacak olan DTP’nin sorunu yeniden tanımlaması, çözüm önerilerini netleştirmesi ve Türkiye’yi sarsan insanlık dramına son verilmesi için PKK’yı terör örgütü olarak benimsemesi bekleniyor.

Helin Demir
helindem@mynet.com

(6)

PKK terörü ile mücadele konusunda ne olup bittiğini
sorgulayan hemen herkes “hain – ordu düşmanı” damgası yiyebiliyor.
Ortada bir başarısızlık var ve bu başarısızlık TSK’ya
değil bütün Türkiye’ye ait.

Zira söz konusu olan askerî değil siyasî bir başarısızlık.
Çünkü bir ülkeyi bölmek askerî değil siyasî bir projedir.
Özetle PKK’nın mücadelesi TSK’ya değil Türkiye’ye karşıdır.

Müsadenizle asagidaki makaleyi öneriyorum

http://www.derindusunce.org/2007/09/16/pkk-ters-giden-nedir-bundan-sonra-nereye/

Saygilarimla

DTP TERÖRÜ NE ZAMAN KINAYACAK?

PKK’yla bağlantısı olduğu ve Abdullah Öcalan’ın talimatıyla kurulduğu öne sürülen DTP’nin, sırtını demokrasi dışı bir güce dayadığı, önüne sunulan tüm imkanlara rağmen kendini bu güçten soyutlayamadığı yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımızda duruyor. DTP’nin Güneydoğu’nun sorunları ve genel anlamda Kürt meselesinin çözümü için bir aracı ve tercüman olması tabii ki çok normal. Hatta partinin bu konularla İstanbul’un trafik sorunundan daha fazla ilgilenmesi bile anlaşılabilir bir durum. Ancak DTP’nin kendisini PKK ya da PKK’ya sempati duyan kitlelerin temsilcisi veya sözcüsü olarak gördüğü, bu tarz demeçlere yöneldiği anda Türkiye’de başlayan açılımları zedeleyeceği, kendisine gösterilen iyi niyetleri eriteceği ve genel anlamda sistemi tıkayacağı da maalesef açık açık ortalarda dolaşıyor.

Sabah gazetesi yazarlarından Aslı Aydıntaşbaş’a göre, parti yöneticilerinin bir bölümü bunun farkında değil. Temsil ettikleri coğrafyaya zarar vermek pahasına güç aldıkları odaklara hizmet etmek peşindeler. Birçok Kürt ise, ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin terörist olarak nitelendirdiği ve ayrı bir Kürt devleti kurma sevdasında olan bir örgütün etkisi altında olduğundan partinin kendilerini kandırdığını düşünüyor. ROJ TV’ye konuşan DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız; “Bizden PKK’yı terörist ilan etmemizi istiyorlar, biz kendimize küfretmeyiz, halkımıza hakaret edemeyiz” diyerek, aslında Kürtlere yönelik ne kadar da sinsi bir politika geliştirdiklerini ileri sürüyor. Sözlerinin devamında “onurlu bir barış” istediklerini savunan Yıldız, şiddet ve kanın gölgesinde her gün can veren onlarca bedenden hiç mi utanmıyor, orası da işin en acı tarafı.

DTP’nin bu hafta yeni anayasa çalışmalarına kendi çapında katılarak bazı talep ve koşullar öne sürmesi gündemi işgal ediyor. Resmi dilin Türkçe olmasını kabul ediyor. AB hedefi ve Güneydoğu’nun kalkınmasına yaptığı vurgu anlaşılabiliyor. “Anayasa Türk ve Kürt halkları diye başlasın” gibisinden uçuk önerileri dillendirmemesi önem taşıyor. Bu durum partide ılımlı ve uzlaşmacı kanadın zaferi olarak görülebiliyor. Ancak DTP’nin Aysel Tuğluk’un “Kürt kimliği” diye adlandırdığı etnik temelli ayrımın anayasaya girmesini istemesi, hem yıkıcı hem de kabul edilmesi imkansız bir teklif olarak önümüzde duruyor. “Kürt kimliği” kavramının anayasaya girmesini istemek, Türkiye’nin eninde sonunda etnik temelde bölünmesi sonucunu getireceğinden tehlikeli ve patlamaya hazır bir bomba görevi teşkil ediyor.

Kendi tarihi ile yüzleşemeyen, geriye dönüp bakamayan, yanlışlık ve zaaflarını sebepleri ile birlikte ortaya çıkaramayan bir partinin, geleceği ile ilgili olarak daha az riskli, net ve uygulanabilir bir çizgiyi tespit etmesi “mümkün değil” şeklinde değerlendiriliyor. DTP’den PKK’nın sözcüsü gibi davranmaktan vazgeçmesi beklenirken, adeta kamuoyunun hışmını çekmek istercesine “PKK’yı reddedemeyiz” söylemlerinde bulunması, kendi ifadeleriyle “onurlu ve kalıcı barışa” gölge düşürüyor.

Genel başkan Ahmet Türk de içinde olmak üzere parti kurmayları konumunda olanların önemli bir kısmının zaman zaman Abdullah Öcalan tarafından haksızlığa uğratıldığı, azarlandığı, rencide edildiği, hatta aşağılandığı biliniyor. Öcalan ve doğal olarak PKK’nın isteklerine göre davrandıkları, bu isteklerle güdüldükleri vurgulanıyor. Uğradıkları bu haksızlıkların kişiliklerinde yarattığı travmaların şiddetinin hangi boyutta olduğunu anlamak olanaklı değil. Bundan böyle pratikte, onların ortaya koyacakları tutum analizi doğrulayacak gibi görünüyor. Ama DTP’de yine de bir şeylerin değişmekte olduğu kesin. DTP içinde şahinler ve ılımlılar, PKK’nın atadığı “parti komiserleri” ve bağımsız Kürt siyasetçiler var. Bu ayrışmanın herkes farkında. Ancak PKK komiserleri öne çıktığı noktada, DTP siyasi şansını ve Türk demokrasisine katkıda bulunma fırsatını kaybedecek gibi gözüküyor. Hem kamuoyunu hem de Meclis’in işleyişini gerilim noktasına sürüklememek, bu partinin elinde. Tabii, niyetleri buysa…

DTP aslında terör örgütünü kınamadığı için hem kendine hem de inananlarına yazık ediyor. Kürtler adına yola çıktığını izah etse de yakın gelecekte terörist örgütle bağı olmadığını ortaya koyması imkansız görünürken, PKK tuzağına düşmemek ve sorunlara kalıcı çözümler bulmak için her açıdan dikkatli, kararlı ve tutarlı olması gerekiyor.

Helin Demir
helindem@mynet.com

:@

BELÇİKA’YA TERÖR ÖRGÜTÜ PKK/KONGRA-GEL UYARISI

Terörizmin önlenmesinde devletler arasında tesis edilecek ikili işbirliği mekanizmalarının yanı sıra uluslararası platformlarda gerekli yasal ve kurumsal temellerin oluşturulması yaşamsal önem arz etmektedir.
Terörizme karşı duyarlılığın her fırsatta ifade edildiği dönemde, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) daimi konseyinde konuşan Türkiye daimi temsilcisi Büyükelçi Yusuf Buluç, terör örgütü PKK/Kongra-Gel’in Avrupa ülkelerindeki faaliyetlerini gündeme getirerek, Belçika’yı “Terörle mücadele ve terörizmin örgütlü suç aracılığıyla finansmanının önlenmesi konusundaki AGİT
yükümlülüklerini yerine getirmeye” çağırdı.
PKK/Kongra-Gel’in MED-TV aracılığıyla uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde ettiği kara parayı akladığının Belçika güvenlik birimleri
tarafından saptandığını ve 1996 yılında örgüte karşı bir operasyon düzenlendiğini anımsatan büyükelçi Buluç, “Terör örgütüne karşı başlatılan (Sputnik operasyonu) soruşturmanın 2001 yılında yargıya intikal ettirildiğini, ancak davanın zaman aşımı nedeniyle düşürüldüğünü” bildirdi.
Belçika mahkemesinin “zaman aşımı nedeniyle” davayı düşürme kararının kabul edilemeyeceğini belirten Buluç, “Belçika’yı terörle mücadele ve terörizmin örgütlü suç aracılığıyla finansmanının önlenmesi konusundaki AGİT
yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.
Büyükelçi Buluç konuşmasında, “Yargı sürecinin geciktirilmesinin suçun cezasız kalması sonucunu verdiği durumlarda yargının güvenirliliği ve etkinliğinin sorgulanmasına yolaçacağını” kaydetti.
Türkiye’nin AGİT daimi temsilcisi büyükelçi Yusuf Buluç, daha önce de
Avusturya makamlarının terör örgütü PKK/Kongra-Gel mensubu “Ali” kod adlı Rıza Altun’u gözaltına aldıktan kısa süre sonra serbest bırakarak Kuzey Irak’a gitmesine izin vermesini de daimi konsey toplantısında sert bir dille eleştirerek, “Avusturya makamlarının teröristlere tur operatörlüğü hizmeti verdiğini” vurgulamıştı.
Büyükelçi Yusuf Buluç, AGİT daimi konseyindeki konuşmasında ayrıca, “Türkiye’nin, AGİT üyesi bazı ülkelerce, terörle mücadele yükümlülüklerinin göz ardı edilmesine karşı kararlı bir tutum izleyeceğini” açıkladı.
Türkiye, terörizm konusunda her türlü işbirliğine açık ve çok uzun zamandan beri terörizmle mücadele etmesi nedeniyle edindiği birikim ve deneyimi paylaşmaya hazır olduğunu her fırsatta dile getirmektedir. Uluslar arası istikrar ve güvenliği korumaktan sorumlu BM Güvenlik Konseyi de, 1269 sayılı kararıyla uluslararası terörizmle mücadelede işbirliğinin önemini vurgulamaktadır. Bütün bu gelişmelerin ışığında tüm dünya ülkeleri terörle mücadelede elele vermeli ve aydınlık yarınlara yürümelidir.

Feraye Tekin
ferayetekin@mynet.com

ZANA’NIN KÜSTAHLIĞI

Kapatılan DEP eski milletvekili Leyla Zana’nın, cezaevinden çıkışı sonrasında “demokrasi ve barıştan yana olduğu” yönündeki söylemlerini yalanlarcasına, son dönemde bölgede şiddeti tırmandırmaya çalışan PKK ile arasına net bir mesafe koyamadığı görülüyor.

Leyla Zana, 22 Temmuz seçimleri öncesi Diyarbakır, Adıyaman ve Iğdır’da yaptığı ve eyalet sistemini önerdiği, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’dan ‘Kürtlerin lideri’ diye söz ettiği için hakkında açılan 3 soruşturma kapsamında Diyarbakır’da Cumhuriyet Savcılığına ifade verdi. Leyla Zana ifadesinde, şahsi görüşüne göre Abdullah Öcalan’ın Kürt halkının liderlerinden biri olduğunu ileri sürerek, “Öcalan’ı terör örgütü lideri olarak görmüyorum” dedi.

Önce Iğdır’da yaptığı ve Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini istediği konuşma ile ilgili ifade veren Leyla Zana, “Eyaletler konusunda merkeziyetçi yönetimin ülke sorunlarını yeterince çözemediğini, ertelemeci bir mantık ile yaklaştığını, yerel yönetimlerin güçlendirilerek, toplumla sorumluluk paylaşılarak ülkenin önünün açılabileceğini, sorunların ertelenerek değil, zamanında çözülerek ilerleyeceğini savunduğunu, buna olan inancını belirttiğini” kaydetti. Leyla Zana, “Kürdistan” kelimesini kullanmasıyla ilgili olarak da, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk kuruluşuna kadar bu kelimenin kullanıldığını, tarihsel, sosyal ve psikolojik olarak bir gerçeklik olduğunu, toplumun, Kürt ve Kürdistan dediğinde kendisini rahatlamış hissettiğini, her halk gibi kendi onuru ve kimliği ile yaşamak istediğini, bunun da onların hakkı olduğunu, kendi kimliği ile kendini ifade etmenin herkes için en doğal hak olduğunu” kaydetti.

Diyarbakır ve Adıyaman’da yaptığı konuşmalarla ilgili de ifadesine başvurulan Leyla Zana, kendisinin de Kürt halkından biri kişi olduğunu, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ı Kürt halkının liderlerinden biri olarak gördüğünü ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “Abdullah Öcalan’ı terör örgütü lideri olarak görmüyorum. Bu benim şahsi görüşümdür. O toplantıya katıldığımda ben konuşma yapmadan önce de orada bulunan topluluk, ‘Biji serok Apo’ ve benzeri İmralı’da hükümlü bulunan Öcalan’ı kast ederek değişik sloganlar atıyorlardı. Benim konuşma yaptığım esneda bu sloganlar atılmış olabilir. Ama ben özellikle bu sloganları atmaları konusunda kimseyi teşvik etmedim, kışkırtmadım.”

Zana, DTP’nın 20 Temmuz’da Iğdır’da düzenlediği mitingte yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Kürtler 1999 İmralı süreciyle bir stratejik değişiklik yaptı. Dediler ki ‘sınırları çizmeye gerek yok, halklar birlikte el ele gönül gönüle yaşayabilir. Yeter ki yönetici kadro bunu görebilsin.’ Çatışmasız, kavgasız halkımız bu süreci destekledi. Sekiz yıl bunu uygulamaya çalıştık. Siz ne yaptınız, hiçbir şey. Bir iki adım attınız geri çekildiniz. Bu acıya ne gerek vardı. Demek ki doğru olanın önüne geçemezsiniz. Şimdi yapmanız gereken ilk şey Kürdistan eyalet sistemine geçmenizdir. Diğer bölgelere de eyaletler kur. Bu ülkenin bölünmesi demek değil, aksine ülkenin bütünleşmesi, bir arada yaşaması demektir. Her Kürt yaşadığı toprağın adını bilir, onu asla göz ardı etmez. Tarihin sayfalarına kaydırmaz. Bunun için Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir. Ankara, Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur.”

Tüm bu gelişmeler ışığında, başta Leyla Zana olmak üzere, Kürt siyasi yaşamındaki kişi, parti ve oluşumların, PKK/Kongra-Gel’in uydusu görüntüsünden kurtulup, bağımsız bir Türkiye partisine dönüşemedikleri ve teröre samimiyetle karşı çıkıp net bir tavır alamadıkları sürece, kamuoyundaki olumsuz imajlarından arınmaları oldukça zor görünmektedir. Tavırlarını yeniden gözden geçirip saflarını ve çabalarını netleştirmeleri en acil çözüm olarak kapıda beklemektedir.

Helin Demir
helindem@mynet.com

PKK İLE MÜCADELEDE TÜRKİYE-NORVEÇ İŞBİRLİĞİ
Dünyada yaşanan değişim sürecini takip etmek, gereken tedbirleri almak, her ülkenin en başta gelen sorumluluğudur. Dünya barışını tehdit eden unsurlara ve faaliyetlere karşı ülkelerin ve uluslararası örgütlerin el ele vermesi en etkili yol olacaktır.

PKK’ya karşı kararlı tutumunu sürdüren Norveç’te PKK faaliyetlerinin yasaklanması ve PKK adına faaliyet gösteren derneklerin kapatılması yönünde karar alındığı bildirildi. Türkiye ile Norveç arasındaki ikili görüşmelerde söz alan Norveç Dışişleri Bakanı Jonas Gahr Stoere, “Birçok bölgesel konuda Türkiye’nin görüşlerine değer verdiklerini, Türkiye ile işbirliği yapma isteklerinin çok güçlü olduğunu, AB’nin terör örgütleri listesini desteklemeye devam edeceklerini, Türkiye ile yakın ilişkiler çerçevesinde Ortadoğu’nun başka bir işbirliği alanı olabileceğini” kaydetti. Toplantıda kısaca Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması’nın (akka) da ele alındığı ve Norveç tarafının bu kapsamda yeni gelişmeler ışığında, Nato’nun eski iki kanat ülkesi olarak Türkiye ve Norveç’in işbirliği yapabileceğini söylediği öğrenildi.
Geçtiğimiz yıl Norveç Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Anne Lene dale Sandsten PKK’yı meşru bir örgüt olarak gördüklerini söyleyerek, Kürt sorununu yakından takip ettiklerini ve Kürt gruplarıyla ilişkilerinin olduğunu belirtmişti.
11 Eylül saldırılarından sonra kabul edilen BM Güvenlik Konseyi’nin başta 1373 sayılı kararı olmak üzere terörle mücadele alanındaki ilgili tüm kararları, teröre hiçbir şekilde destek olunmaması ve terörist faaliyetlerin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması yönünde uluslararası yükümlülük doğuran en önemli düzenlemelerin başında gelmektedir. Norveç, terörizmle mücadele konusundaki 12 BM sözleşmesine taraf olup, ulusal mevzuatın terörizmin finansmanıyla ilgili olarak belirlenen ilkelere uyumlu hale getirilmesine yönelik çalışmalara da devam etmektedir.

2008 yılı içinde, farklı devlet organlarının terörizmle mücadele alanındaki faaliyetlerinin koordine edilmesine yönelik olarak bir anti-terörizm merkezi kurmayı planlayan Norveç, yeni bir anti-terörizm programını hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.

Norveç’in, gerek Türkiye’nin terörizme karşı yürüttüğü mücadeleye verdiği destek, gerekse uluslararası ve bölgesel çalışmalara etkin katılım sağlamaya yönelik çabaları göz önünde bulundurulduğunda, Norveç ile ikili ve çok taraflı temelde terörle mücadele alanında mevcut işbirliğimizin pekiştirilerek sürdürüleceğine inanılmaktadır.
Şirvan Altun
sirvan60@mynet.com

PKK’DAN KAÇIŞLAR SON HIZLA SÜRÜYOR

PKK/Kongra-Gel içerisinde teslim olmak isteyen çok sayıda kişinin bulunduğu, ancak ceza almaktan ya da örgüt tarafından öldürülmekten korktukları için, bu konuda çekimser davrandıkları biliniyor.
Konu ile ilgili olarak Jamestown Vakfı’nın yayın organlarından Terrrorism Focus’un 25 Eylül 2007 tarihli sayısında yer alan ve terör uzmanı Frank Hylanda’ın imzasıyla yayımlanan değerlendirmede, PKK’dan ayrılan insanların sayılarına değinilerek, bu rakamların gelişen değil, zor durumdaki örgütün işareti olduğu belirtiliyor. Değerlendirmede, saldırıya uğrayanların tehdidi gerçekte olduğundan daha büyük nitelendirmeleri için PKK/Kongra-Gel tarafından mensupların sayısının abartıldığı vurgulanıyor.
PKK’dan kaçan Gül Kırtan’ın, “Etkin pişmanlık yasası sayesinde çok sayıda insanın serbest kalacak olmasının PKK liderlerini fazlasıyla endişelendirdiğini” itiraf etmesinin, PKK içerisinde kaçışlar konusunda yaşanan paniğin boyutlarını daha iyi yansıttığı kaydediliyor.
Makalede, 2007 yılında gerçekleştirilen operasyonlarda şimdiye kadar 75 PKK üyesinin teslim olduğu, bu sayının etkisiz hale getirilen 362 örgüt mensubunun yüzde yirmisinden fazlasını oluşturduğuna değiniliyor. 3.000 örgüt mensubunun ise PKK’yı terk ettiği ve artık şiddetten uzaklaşmak istediğine yer veriliyor. Yöneticilerden Murat Karayılan’ın, 10.000 örgüt mensubunu komuta ettiği iddiasında bulunduğu örgüt için 3.000 kişinin kaybının, ne zaman gerçekleşmiş olursa olsun, önemli bir düzen bozukluğunu yansıttığı ve sıkıntı yarattığı anlamı taşıdığına da dikkat çekiliyor.
Frank Hylanda, ayrıca, PKK’dan kopmalar ve birçok olayın, grup üyelerinin zaman zaman acımasız davranışlarda bulunmasının bir yansıması olduğu görüşü üzerinde duruyor. 1.500 kadar PKK üyesinin örgüt tarafından öldürüldüğü, terör örgütlerinin tümünde, orta ve üst kademelerde rekabetin eksik olmadığı, kendine güvenenlerin daha üst konumlar için birbirleriyle yarıştıklarını belirtiyor. Abdullah Öcalan’ın hapiste olması nedeniyle PKK yapısındaki orta ve üst düzey üyelerin grup yönetimi içinde daha üst basamaklar için bir yarış sergilemelerinin muhtemel olduğu, terörist grupların askeri karakteri nedeniyle, bu tür rekabetlerin organize suç çeteleri içindekilere çok yakından benzer ve iş dünyasındaki rekabetlere fark attığı tespitini yapıyor.
PKK’nın şiddet uygulamaları ve örgüt içindeki antidemokratik uygulamalar ve terörden uzak yeni bir yaşam kurma arzusu devam ettiği sürece, örgütten ayrılanların sayısında her geçen gün artış olacağı görülüyor.

Helin Demir
helindem@mynet.com
(M)

VAHŞETE BÜYÜK TEPKİ

Bölge halkının sözde temsilcisi olduğu iddiasında bulunan kanlı hain örgüt PKK/Kongra-Gel, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyünde yapmış olduğu eylemle çirkin yüzünü bir kez daha göstermiştir.
PKK/Kongra-Gel, BM İnsan Hakları Bildirgesi’nin bütün hükümlerini ve Türkiye’de yaşayan vatandaşların bildirgede yer alan bütün hak ve özgürlüklerini yok etmeye yönelik insanlık dışı ve teröre dayalı bir eylem sürdürmektedir. Sözde kendi hak ve özgürlüklerinin sağlanması için mücadele ederken, yöre halkının hak ve özgürlüklerini tanımamakta, bunlara saygı göstermemekte, demokratik bir toplum olan Türkiye’de genel ahlak, kamu düzeni ve refahı sağlayan yasalara karşı çıkmaktadır. Gözü dönmüş bu vahşet çetesi hiç düşünmeden insanların yaşama haklarını ellerinden alırken iç ve dış kamuoyunda nasıl olur da “İnsan hakları uğruna savaş verdiğini” savunabilmektedir? İnsanları haince kurşunlayıp öldürmek insan hakları ile nasıl bağdaşmaktadır? Evlerine dönen insanları kurşuna dizmek hangi vicdana, hangi insanlık anlayışına sığmaktadır?
Yaşananların “vahşet” olduğunu vurgulayan bölgedeki sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan açıklamada; “Bu tür eylemlerin ülkeyi geri götürdüğüne dikkat çekilerek, yıllardır bölge üzerinde oyunların oynandığına” işaret edildi. Doğu-Güneydoğu Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu Başkanı Şeyhmus Akbaş, “Bölgede şiddetten çok çektiklerini ve artık insanların şiddet istemediğini” belirterek, “Şiddetin olduğu yerde huzurun olmadığını ve her türlü şiddeti kınadıklarını” kaydetti. Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zahir Kandaşoğlu da, “Eylemlerin acısını yıllardır çektiklerini ve olayı kınadıklarını” aktararak, “Eski günlere dönmek istemiyoruz. Yapılan eylem insanlık dışıdır. Kimden gelirse gelsin terörün her türlüsünü kınıyoruz” dedi. Olayı “vahşet” olarak değerlendiren Batman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Teymur ise, “Eylemlerin bölgeyi olumsuz etkilediğini” vurguladı.
PKK/Kongra-Gel’in bu hain eylemine DTP’den de ilginç bir kınama geldi. Genel Başkan Vekili Nurettin Demirtaş ve Selma Irmak tarafından yapılan yazılı açıklamada; “Saldırının PKK tarafından gerçekleştirildiğine dair bir ifade yer almazken, vatandaşlarımızın katledilmesinin kabul edilemeyeceği” vurgulandı.
Ülkenin birlik ve beraberliğine kast eden terör örgütü PKK/Kongra-Gel, sadece güvenlik güçlerine ve resmi devlet görevlilerine değil, sivil halka yönelik saldırılar da yapmaktadır. Silahla ve adam öldürmekle hiçbir şey elde edilemeyeceği görüldüğü halde, terör örgütü PKK, vahşice ve canice eylemlerine devam etmektedir. İnsanlık dışı saldırı, PKK’nın son çırpınışlarının işaretidir. PKK/Kongra-Gel’in şiddet eylemlerini hiçbir gerekçe haklı gösteremez. Bu gerçeği anlamak için ne Kürt ne de Türk olmanın hiç bir farkı yoktur. İnsanım diyen herkesin konuya duyarlı olması gerekir.

Helin Demir
helindem@mynet.com

HAİN SALDIRIYA TÜM DÜNYADAN TEPKİLER YAĞIYOR

Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin temel taşını oluşturan AB’nin tam üyesi olacak bir Türkiye, yalnız kendi istikrar ve güvenliğine değil, Avrupa ve dünya barışına da büyük katkılar sağlamak için, bu mücadelede üzerine düşen görevi yerine getirmeye devam etmektedir. Bugün uluslararası toplumun, terörizme gereken etkinlikle reaksiyon gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Ancak, birçok ülkede terörle mücadele konusunda mesafe alınmaya başlanmıştır. Türkiye bu konuda tüm ülkeleri hassas olmaya çağırmakta ve ülkelerden dolaylı da olsa terörü destekleyici hatalar yapmaktan kaçınmalarını talep etmektedir.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyünde PKK/Kongra-Gel tarafından gerçekleştirilen hain ve insanlık dışı saldırıyı kınadı. Büyükelçilikten yapılan yazılı açıklamada, “Şırnak’ta 29 Eylül 2007 günü meydana gelen minibüs saldırısından şoke olduk ve derin üzüntü duyduk. Bu acımasız terörün faillerini kesin bir dille kınıyoruz. Saldırıda hayatını kaybeden 12 kurbanın ailelerine ve yakınlarına en içten taziyelerimizi iletiyoruz. ABD, Türkiye’nin PKK ve terörün her çeşidi ile olan mücadelesini kuvvetli bir şekilde desteklemektedir” denildi.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) ise, 12 kişinin öldüğü Beytüşşebap saldırısını kınayarak başsağlığı dileğinde bulundu. AKPM oturumlarının gündemini basına açıklamak için brifing veren AKPM Başkanı Rene Van Der Linden, konuşmasına Şırnak Beytuşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyünde köylüleri taşıyan bir minibüsün taranarak içindekilerin öldürülmesi olayını kınayarak başladı. Van Der Linden, “Çok vahim bir terör olayı olarak değerlendiriyorum ve Türkiye’nin başı sağ olsun” dedi.

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesindeki katliam, Fin Basını’nda da gündemin ana maddelerinden birini oluşturdu. Helsingin Sanomat gazetesinin 30 Eylül tarihli sayısında yayınlanan haberde, Şırnak’ta meydana gelen ve 12 vatandaşımızın hayatını yitirdiği terörist saldırıya yer verilerek, PKK/Kongra-Gel ağır bir dille eleştirildi. Terörün ve şiddetin her türlüsünün kınandığı açıklamada, terörle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemine değinildi.

Almanya’da yayınlanan Die Welt gazetesinin 1 Ekim 2007 tarihli sayısında, PKK/Kongra-Gel tarafından gerçekleştirilen vahşete geniş yer verilerek, terörün nereden gelirse gelsin herkes tarafından kınanması gerektiği vurgulandı.

Moskova’da basılan Nezavisimaya Gazeta’nın 1 Ekim 2007 tarihli sayısında, İvan Groşkov imzasıyla yayınlanan değerlendirmede, “Türkiye’de meydana gelen kanlı terör eylemini PKK’nın düzenlediği belirtilerek, öncelikle PKK olmak üzere, terör örgütlerine karşı mücadele edilmesi için işbirliği yapılması gerektiğine işaret edildi. Yine Moskova’dan yayın yapan Noviyeizvestia gazetesinde, Sergey Putilov imzasıyla yer alan yazıda “Türkiye’nin, PKK’ya karşı yaklaşık 25 yıldan bu yana mücadele verdiği, aralarında çok sayıda sivil vatandaş olmak üzere, 40 bin kişinin hayatını kaybettiği” belirtilerek, “Türkiye’nin PKK ile mücadelesinde haklı olduğuna” dikkat çekildi.

Dünyada yaşanan değişim sürecini takip etmek, gereken tedbirleri almak her ülkenin en başta gelen sorumluluğudur. Dünya barışını tehdit eden unsurlara ve faaliyetlere karşı ülkelerin ve uluslararası örgütlerin el ele vermesi en etkili yol olacaktır. Türkiye, terörle mücadelede üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmeye devam etmekte ve her türlü sorunun karşılıklı diyalog, işbirliği ve açıklık politikası ile çözümlenebileceğine inanmakta ve başta ABD olmak üzere, AB ülkelerinin de, terör örgütü PKK/Kongra-Gel’e yönelik etkin tedbirler almalarını beklemektedir.

Helin Demir
helindem@mynet.com

DTP’YE YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Temmuz ayında Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konu seçimlerdi. Bağımsız adaylara oy vererek onları Parlamentoya gönderen halk şimdi de seçim vaatlerinin inandırıcı ve sorunları çözümleyici karakterde olmasını bekliyor. Bu arada Meclis’e Türkiye partisi olarak girdiğini beyan eden DTP’ye yönelik eleştirel açıklamaların ardı arkası kesilmiyor. Kürdistan-Post adlı internet sitesinde Yaşar Kaya imzasıyla yayınlanan açıklamada; “DTP’nin PKK güdümünde hareket ettiği sürece siyaset arenasında başarı gösteremeyeceğine” değiniliyor. Yaşar Kaya söylemlerini şu şekilde sürdürüyor:
“Önce böyle bir parti var mı diye soralım. Kürtler on üç yıl sonra yirmi kişi olarak meclise gittiler. Bu gidiş de acayip bir gidişti. Rüyasında Iğdır’ı görmemiş Pervin Buldan seçildikten sonra Iğdırlılara teşekküre gideceğine İstanbul varoşlarındaki kadın pikniğine gitti. Bu halkın şikayetidir. TBMM koridorlarında şaşkın ördek tayfası gibi, üçer beşer dolanarak herkesin dikkatini çektiler. Abuk sabuk beyanatlarla siyaset yaptıklarını sandılar. Daha da zor durumda kalacakları kesindir. Şakşakçı bu takım bir şey yapacak durumda değildir. Dillerine doladıkları demokratik çözüm nedir? Bilen yok, Kürtler için iki laf etmekten acizler. Kürtlerin sorunlarını da kucaklayacak kültürden yoksunlar. Mesele bununla bitmiyor.
Hilkat garibesi bir takımı alıp getirip Kürt halkına seçtirdiler. Bu işin tarihi vebali büyüktür. Ekim ayının sonunda kongreye gideceklermiş. Hemen şunu söyleyelim, kimse bu aşure çorbasını yeniden yapılandıramaz. Partiyiz diyorlar ama hangi ideoloji, hangi çizgide, hangi istekle politika yapacaklar. Bu konuda bir birikim yok. Kürt sorunu pusulasız gemi gibi dalgalarla boğuşuyor, gazete kan, ekran kan, her taraf gözyaşı.
Benim gibi, halk da bunların akıbetinin ne olacağını merak ediyor, olan bu bedeli ödeyen halka oluyor. Politikada devamlı kazanmak hedeftir. Gerçekleşir veya gerçekleşmez, o şartlara bağlıdır. Buna karşılık Diyarbakır bir kaledir diyeceksiniz. Neyin kalesi? Bu acemiliğin ta kendisidir. İlk gün demokrasinin kalesidir deseniz zor durumda kalmayacaksınız. Bunu beceremeyenler neyin politikasını yapacaklar? PKK gövdesi ile hareket eden ve DTP kanadından ortaya çıkan bu yeni hareket, yirmi yıldır seyrettiğimiz filmi daha çok, tekrar bize seyrettiriyor. Hangi seçim başarısından bahsedilebilir? Kürt sorunu ve çözümü, ehliyetsiz ellerde kalmıştır. Seçim sonucu bunu en bariz şekilde ortaya koymuştur.”
Artık DTP’nin bağımsız adaylarla Meclis’e girmesini demokrasi mücadelesi gören, faydalı bulan içimizdeki iyi niyetli insanlar daha fazla düşünüyorlar. DTP’nin de inananlarına karşı görevini başarıyla sürdürebilmesi için, PKK güdümünden kurtularak gerçekten bağımsız ve samimi davranması, halkı istismar etmemesi gerekiyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com

HAK-PAR’DAN KINAMA

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyünde PKK tarafından gerçekleştirilen katliama duyarlı çevrelerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Genel Merkezi’nce yayınlanan basın duyurusunda; “Yaşam hakkını hedef alan eylemlerin toplumu bir bütün olarak tedirgin etmeye, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesi yolundaki çaba ve umutları sekteye uğratmaya devam ettiği” belirtilerek, hain saldırı ağır bir dille kınandı.

“29 Eylül 2007 günü Şırnak ili Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyünde meydana gelen ve 12 kişinin ölümüne yol açan saldırının, şiddetten beslenen PKK/Kongra-Gel’in sahnelediği oyunun yeni ve etkili bir perdesi olduğundan kimsenin kuşkusu olmasın” şeklinde ifadelerin yer aldığı basın açıklamasında; HAK-PAR’ın kimler tarafından yapılırsa yapılsın şiddet içeren her türlü eylemi, faillerini esefle kınadığına işaret edildi.

HAK-PAR’ın açıklamasının devamında şu sözlere yer verildi: “Açık ki, insanlarımızın yaşamına kast eden bu tür saldırılar, demokratik bir ortama geçmeyi engellemek amacını taşımaktadır. Bu tür saldırıların korku ve panik yaratarak, toplumun demokratikleşme yönündeki değişim isteminin engellenmesini amaçladığını vurguluyor, Hak-Par olarak, bir kez daha hiçbir ayrım gözetmeden tüm toplum kesimlerini şiddete karşı sorumlu ve duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

Hain saldırı karşısında insan olan herkesin tepkisini göstermesi, duyarlılığını ifade etmesi gerekiyor. Ölenlerin Kürt ya da Türk olması fark etmiyor. Yıllarca bir arada yaşamış insanları birbirlerine düşürerek huzuru bozmak isteyen canilerin şiddetten medet umarak bir yere varamayacakları görülüyor. Tüm insanlığın terörizmle mücadelede el ele vermesi bekleniyor.

Feraye Tekin
ferayetekin@mynet.com

KÜRT MEDYASI ÜZERİNE
Yazılı, işitsel ve görsel yayınlar yanı sıra son yıllarda dünyada revaçta olan internet yayıncılığı da gelişiyor. Bu seyrin dünyadaki gelişme seyriyle paralel olması önemli. Dil, kültür, tarih, politika, haber gibi çeşitlenen yelpazede yayın yapan internet siteleri her gün on binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor. Güncele ayak uydurmak isteyen Kürt medyası da, yoğun şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Ancak bu gidişatın olumlu yönlendirilemediği, terör örgütü ve faaliyetlerini abartmaktan öteye gidemediği de göze çarpıyor. Kürdistan-Post sitesinde “Ezbet Dersimi” imzasıyla yayınlanan “Kürt Medyası” ile ilgili bir değerlendirmede; “İlgili TV ya da radyo kanallarının, internet sitelerinin, Kürt halkının ihtiyaçlarına karşılık veremediği, terör örgütünün propagandasını yapmaktan başka bir işe yaramadığı ve izlenme oranlarının düşük olduğu” belirtiliyor. Dersimi, sözlerine şu şekilde devam ediyor:
“Kürt medyası ya da daha açıkçası söylemek gerekirse Kürt televizyonları ve radyoları artık birer örgüt kanalı olmaktan çıkmalıdır.
DTP’nin Mecliste, Türkiye’ye sözümüz var parolasıyla yapmak istediği hizmetlere paralel olarak bütün aydın, ilerici, devrimci, yurtsever, legal Kürt kurumlarının da, Kürtlere sözümüz var diyerek kendi halkıyla ve diğer siyasal Kürt kurumlarıyla ortak çalışmaya yüzünü dönmesi gereklidir.
Kendilerini dev aynasında görenlerin hala cüce kalmasının bir sebebi de bu noksanlıktır. Kendinizi ne kadar dev görüyorsanız o kadar sorumluluk alıp böbürlenmekten kaçının ve ne kadar böbürlenmekten kaçarsanız siz o kadar da devleşirsiniz.
Nedense her Kürdün bir örgütü vardır ama hiçbir Kürdün sosyal bir vakfı yoktur.
Bireyi bencil yapan onun egolarıysa, bir kurumu da kısırlaştıran onun hegemonyal marjinalitesidir.
Her şeye rağmen, günümüzde bir çoğumuz örgüt fetişizmine düşüldüğünün farkında bile değiliz.
Şimdilerde a öğesinin mensubu olmak halkın çıkarlarından daha önde geliyor. Halk için çalışmak adına sadece a öğesi ya da b öğesi için çalıştığının dahi farkında olunmamasını kanıksayamayız.
Örneğin yaptığı programlar ve genel içerik olarak bakıldığında Kürt TV’lerinin durumu gün geçtikçe daha da içler acısı oluyor. Kendi var oluş nedenlerini dahi bir tarafa attıkları, sadece bir örgütü savunma ve tatmin etme işlevine dönüştüklerini acaba ne zaman fark edecekler?
Halk, Kürt televizyonlarında neyi izliyor? Neyi izlemek istiyor? Günümüz koşullarında normal bir televizyon yayını nasıl yapılmalıdır? Kürt sineması nasıl oluşur ve kim(ler) yatırım yapar? Kürt dizileri nasıl ortaya çıkarılır? Kürt film ve dizilerinin dil ve toplum üzerindeki etkileri ne kadar önemseniyor? Bütün bunlar göz önüne alınmadan yapılan marjinal ve kısır döngülü yani sürekli kendini yineleyen işleyişin kocaman bir yük ve kocaman bir yetersizliğe dönüştüğünü ve kitleleri gerilettiğini bilmek gerekir.
Öğeler, kurumlarını oluştururlarken o kurumlardan kitlelerin sesi, kulağı ve dili olmalarını ister. Oluşan ihtiyaçlara cevap veremeyen kurumları halk neylesin ki?.. Örneğin ROJ TV artık kumandaların son sıralarında geziniyor.
Kürt televizyonların bir hali var ki ben hala anlayabilmiş değilim. Yani spikerlerin yüzünden ekranlara yansıyanların hiçbirinde profesyonellik adına bir iz yok. Sürekli aynı yüzler ve kısır bir döngü var. Haberlerde de bir canlılık yok, yerinde izlenimler ve aktarmalar yok. Spikerler haberleri okuyor biz de dinliyoruz. Yani radyo dinler gibiyiz. Kürt televizyonları ve diğer kurumların fedakarlıklarıyla ömürlerini çürütmekten kaçınmadıklarını da biliyorum. Ama bunun adı mesleki profesyonellik filan değil. Olsa olsa bunun adı örgütçülük olur.
Haber kuşağı diye birşey yok. Sabah 06.00’dan öğlen 13.00’a kadar haberler yok. Bir de 19.00’da ikinci haberler programı var. Yani günde iki defa haberleri izleyebilirsiniz. Bu durum günümüz iletişim çağına ne kadar uyar bilmiyorum. Ne kadar ilginç. Kürtlerin son dakikası yok. Yani Kürt televizyonları şu üzerlerine sinen amatör ruhtan artık kurtulmalıdırlar.
Kürt televizyonları aylık bir dergi gibi yayın yaparsa o zaman herkeste şu düşünce oluşur; izlesem ne olur, izlemesem ne olur? Yani Kürt halkı artık marjinal hareketliliklerin farkındadır. Kürtler medya kurumlarını sorgulamak zorundadırlar.”
Ezbet Dersimi’nin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, Kürt medyasının daha geniş kesimlere hitap edebilmesi için, örgüt adına hareket etmekten vazgeçip, Kürt halkının beklentilerine uygun yayınlar yapması gerekmektedir. “Örgüt kanalı olma” hevesinden vazgeçemeyenlerin sorunların çözümünde bir adım bile ileri gidemeyecekleri açıktır.
Helin Demir
helindem@mynet.com
:@

TERÖRÜ KINAMAK

Bugüne kadar PKK terör örgütü üzerine çok sözler edildi. Yerli yersiz, zamanlı zamansız, yetkili yetkisiz bir çok kişi bu konuda açıklamalarda bulundu. PKK’nın amacı ne bir grup insanın mutluluğuna sahip çıkmak, ne de onların her konuda gelişimine yardımcı olmaktı. Yıllarca, asılsız iddialar ısrarla ve kurnazca örgüt mensupları tarafından işlenerek, bazı siyasi partiler ile yetkili kişilerin dahi duygu ve düşünceleri ipotek altına alınmak istendi.
Radikal gazetesinde yayınlanan konu ile ilgili bir değerlendirmeye göre; yakın tarihimizdeki acı tecrübeleri unutmadık, unutmayacağız…29 Eylül’de Şırnak’ta 12 vatandaşımız, silahlı saldırı sonucu öldü… Su kanalı inşaatında çalışıyorlardı. İşlerine gidip geldikleri minibüsün içindeyken kurşun yağmuruna tutuldular. İçlerinden bir kısmı ‘korucu’ sıfatını taşıyordu. Bu, toplu cinayetin ‘PKK’nın işi’ olduğunun göstergesiydi. Olaydan kurtulan iki kişinin ifadesi de aynı yöndeydi. Ölenler arasında bu yıl üniversiteye başlayacak bir öğrenci de vardı. Üniversite sınavını kazanmış, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydını yaptırmıştı. Artık doktor adayıydı. Şırnak’a ailesine veda etmek üzere gelmişti. O minibüse binmesi kaderini değiştirmişti. Ötekilerden bazısı işçiydi. Bazısı hayvancılıkla uğraşıyordu. Biri sağır ve dilsizdi.
Toplumun her kesimi olayı şiddetle kınadı. DTP dahil… Genel Başkan Ahmet Türk, olayı ‘katliam’ olarak niteledi. Partisinin her türlü şiddet olayına karşı olduğunu tekrarladı. Ölenlerin yakınlarına başsağlığı diledi.

Evet, tüm siyasi partiler dahil, herkes o menfur olaya tepki içindeydi. O hava içinde DTP’li bir milletvekilinin söylediği yersiz bir söz de tepki uyandırdı. “Biz PKK’ya terör örgütü dersek sizleşiriz.” Bu söz, Şırnak’taki ‘toplu cinayet’in işlendiği sıraya rastlayınca, ’sizleşme-bizleşme’ şeklindeki bir kutuplaşmayı teşvik edici ifade olarak algılandı. Bir milletvekilinin, ’sizleşmek-bizleşmek’ kavramları altında ’suçu görmezlikten gelir’ gibi davranması da, son derece yanlış, Türkiye Partisi olacağını beyan eden bir partiye yakışmayan bir davranış…
Yine yüreğimizi kor gibi yakan 13 evladımızın pusuya düşürülmesi olayı…
Herhangi bir terör fiili, kim tarafından işlenirse işlensin, görmezlikten gelinmemelidir. Siyasette sorumluluk taşıyan herkes tarafından aynı kararlılıkla kınanmalıdır. Siyasi partilerimiz ve siyasetçilerimiz, ‘Suçu işleyenler bana yakın gibi görünüyorlarsa ses çıkarmam. Karşı tarafta iseler tepki gösteririm’ alışkanlığını bırakmalı, her çeşit teröre karşı aynı kararlılığı göstermelidir…
İster çok sayıda kişinin ölümüyle sonuçlansın, ister teşebbüs aşamasında kalıp bir zarara meydan vermesin, ‘terör’, ortaya çıktığı her yerde, siyasetçilerimizin tümünü karşısında bulacağını bilmelidir… Bazı siyasetçilerin onu doğrudan doğruya desteklemese de, görmezlikten gelebileceği, kimsenin aklına gelememelidir.
Bu gerek, tabii, sadece Güneydoğu’da kan döken terör örgütünün değil, eline silah alıp beğenmediği siyasi partinin binasına ateş eden münferit teröristlerin eylemleri için de geçerlidir.
Örneğin, DTP’nin Ankara’daki merkez binasına “vatan hainleri” diye bağırıp ateş eden silahlının eylemi… Onu, kurşun atmış, kimseye bir şey olmamış diye hafife almak mümkün… Ama yakalandıktan sonra çıkarıldığı mahkemede söylediklerine bakın. Diyor ki: “DTP’nin açıklamalarına tepkiliydim. Türk milliyetçisi olarak tepkimi gösterdim. “Mahkeme, sanığı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmış. Buna denilecek bir şey yok. Ama bu eylemi, başka partilerin siyasetçileri arasında kınayan yok mu? O konuda bir demeç veren, veya o partiyi ziyarete giden bir parti lideri ya da temsilcisi yok mu? Üstelik o eylemi yapan kişi, bununla “Türk milliyetçisi olarak tepkimi gösterdim” diye övünüyor. Buna, “Türk milliyetçisi” olmakta birbiriyle yarış eden partilerimizin hiçbirinin söyleyecek hiçbir sözü yok mu? “Türk milliyetçileri yasadışı metotlar kullanmaz. Tepkilerini silahla göstermez. Fikirle gösterir” gibi birkaç söz söyleyen?… Bu da bir ‘görmezlikten gelme’dir ki, ’suçu övme’ fiilini oluşturan ceza hukuku alanına girmez ama, demokrasi açısından sağlıklı bir siyasetin örneği değildir. Evet, ‘görmezlikten gelmek’…Bir, cinayet işleyenleri, silah kullananları görmezlikten gelmek var…Bir de, cinayet işleyenleri, silah kullananları ve onları azmettirenleri ‘alenen öven’leri ‘görmezlikten gelme’ var…
O kadar tecrübeden sonra artık, tüm siyasi partilerimiz ve siyasetçilerimiz, her çeşit ’suç’ karşısında aynı kararlılıkla davranmak zorunda olduklarını görebilseler, çok iyi olacak.
Helin Demir
helindem@mynet.com

Fethuullahcılar, erbakancılar, diğer dinciler, PKK.lılar. lerler…larlar. Dış oyunlar, devlet içi oyunlar. PKK bayrağı altında Edip Akbayram Konserleri, Sözde…Konseri engellenmesin diye çuvalla para veren dünün mağara adamı bu günün imparatoru İbrahim Tatlıses. Ve bunları adam vasfına getiren benim güzel halkım. Alın kasetlerini, alın CD.lerini gidin konserlerine, Sosyete günlerinde milyonlarca aç insan, çocuk varken, leş kokan ayaklarına binlerce doları havaya saçın. Çocuğunun sünnetinde eğlenmek ve sırf o şahsı getirttim diye havalar atmak için milyarlarca lira parayı maliyeden habersiz elden ödeyin. Ödeyin yurdumun güzel cahil insanları. Ödeyin ki o paralar silah olarak PKK ya güç versin. Onlarda zorla yetiştirdiğimiz, üzerlerine gül koklamadığımız evlatlarımızı katletsinler. Bu güne kadar sorarım sizlere bir bakan yeğeni hariç, oda eminim yeğeninin askere gittiğinin bile farkında olmamıştır. Ona politik malzeme olmuştur zavallım, HANGİ ZENGİNİN ÇOCUĞU, HANGİ POLİTİKACININ OĞLU ŞEHİT OLMUŞTUR. Bundan da şu çıkıyor DEMEK Kİ ŞEHİTLİK FAKİRLERE VERİLEN MERTEBE. Hadi leeen.
Syn. Tayyip Erdoğan o kadar dindar bir insan. Şehitlikte dini bir mertebe. O halde neden oğlunu, benim oğlumla beraber Kuzey Irak Sınırında sıcak çatışmalara sokamadı. Hiç değilse İstanbul’ lu hayatında kimseyi incitmemiş bir kere bile kavga etmemiş ASLAN OĞLUM DENİZ’ den VATANINI ,takım ruhunu ve arkadaşlarını korumak için nasıl savaşabileceğini öğrenirdi belki. KAptan’dan sevgiler.

KKTC’DEN TERÖR ÖRGÜTÜNE KINAMA

Terör örgütü PKK/Kongra-Gel tarafından Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyünde 12 kişinin öldürülmesi ile son bulan katliam, yine 13 askerimizin pusuya düşürülmesi olaylarına duyarlı çevrelerden tepkiler gelmeye devam ediyor.
KKTC’de çeşitli dernekler, terör örgütü PKK’yı lanetleyerek, son olayların ”yürekleri dağladığını” açıkladı. Dernekler tarafından yapılan açıklamada; “Türk ulusuna sabır ve başsağlığı dilenerek, ”Kuzey Irak’taki terörün kaynağının kökünü kurutmak için artık harekete geçilmesi” gerektiği bildirildi.
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Genel Başkanı Vural Türkmen, PKK terörünü kınadığı mesajında, ”Vatan savunmasında görev alan gençlerin insanlık dışı yöntemlerle PKK’nın cani teröristleri tarafından vahşice şehit edilmesinin yüreklerini parçaladığını” dile getirdi. Türkmen, ”Bu vahşetin bir an önce son bulmasını diler, şehitlerimize Tanrı’dan rahmet, başta aileler olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, Türk milletine sabır ve başsağlığı dileriz” ifadesini kullandı.
Kıbrıs Türk Platformu da, “Masum insanların teröre karşı verilen mücadelede şehit düşmesinin yürekleri dağladığını” kaydetti. Kıbrıs Türk Platformu’ndan yapılan açıklamada, ”Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan PKK terörüyle, bu teröre finans ve lojistik destek sağlayan, bu teröristleri koruyan, sözde stratejik ortaklarımız ile AB üyesi bazı ülkeleri de lanetliyoruz” ifadeleri yer aldı. ”Kıbrıs Türk Platformu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücünü, güvenini ve caydırıcılığını yıpratmayı amaçlayan dış odaklara gereken yanıtın artık ivedilikle verilmesi gereğine inandığı” kaydedilen açıklamada, ”Türkiye Cumhuriyeti’nin, ordusu, milleti, hükümeti ve TBMM’siyle tek bir yürek olup, Kuzey Irak’taki terörün kaynağının kökünü kurutmak için artık harekete geçmesi” gerektiği bildirildi.
Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) Derneği ise, Türkiye’de askerler ve sivil halkı hedef alan terör örgütü PKK’yı ”lanetlediklerini” belirtti. Dernek başkanı Yılmaz Bora, yaptığı açıklamada, ”13 askerin şehit edilmesinin ve hain saldırıların bayram öncesi ve mübarek Ramazan ayında gerçekleştirilmesi, bu lanet örgütün insanlıktan uzak canavar ruhlu olduğunu göstermektedir. Bu örgütü bir kere daha lanetliyoruz” dedi. Bora, ”Örgütün gücünü nereden aldığını ve arkasında kimlerin bulunduğunu ulusun dikkate almasının ve bir an önce gereğini yapmasının kaçınılmaz olduğuna” dikkat çekti.

Hain saldırılar karşısında insan olan herkesin tepkisini göstermesi, duyarlılığını ifade etmesi gerekiyor. Terörün kaynağı ne olursa olsun kınanması ve mücadelede elele verilmesi bekleniyor.

Feraye Tekin
ferayetekin@mynet.com

PROVOKASYONUN ALÂSI

Etnik ayrımcılığa yer vermeyen, gelişen demokrasisiyle bulunduğu bölgede örnek bir yapı oluşturan Türkiye’de PKK, bugüne kadar sürdürdüğü katı ideolojik yapısı ve silahlı mücadele yöntemleri ile varlık sebebini hızla kaybetmektedir. Gerçekleştirdiği katliamlar ve terör eylemleriyle Türk kamuoyunda haklı bir nefret uyandıran ve terör örgütü niteliği birçok yabancı ülke tarafından resmi düzeyde kabul edilen PKK, vazgeçmediği şiddet kullanma tehdidi ve ırkçı görüşleri ile her geçen gün biraz daha taban kaybetmektedir.
Zaman gazetesi yazarlarından Ekrem Dumanlı’ya göre, Kürt meselesinde önemli adımlar atıldıkça, PKK ve yandaşları hırçınlaşıyor. Örgüt, elinden oyuncağı alınmış mızıkçı çocuk psikolojisiyle kavga yolları arıyor! Kürtçe dil kursu yok denilirken şimdi açılan kurslara öğrenci bulunamıyor.
Kürtçe şarkı söylenemiyor deniyordu; yasak kalktı, isteyen rahatlıkla dinliyor. Ekonomik sıkıntı çok büyük, insanlar mağdur deniyordu; sosyal projeler sayesinde halka hizmet götürülüyor…
Problemlerin kökten çözülmediği aşikâr; ancak iyileştirme yolunda adımlar atıldı, atılıyor. Bu nedenle 22 Temmuz seçimlerinde Güneydoğu’nun, PKK’nın işaret ettiği partiye boyun eğmeyerek iradesini hizmetten yana kullandığı görülüyor. Demokratikleşme adına atılan adımlardan mutlu olması gerekenler, durum iyileştikçe hezeyana kapılıyor. Deniyordu ki; “Baraj sistemi sebebiyle Kürt halkı Meclis’te temsil edil(e)miyor”. Şimdi DTP Meclis’te. Ancak PKK’ya terör örgütü diyemeyen DTP’nin tahrik edici açıklamaları hâlâ sürüyor. Seçime birkaç gün kala Leyla Zana, küstah konuşmalar yaparak kışkırtıcı beyanlarda bulunabiliyor. Şimdi de Hasip Kaplan üst perdeden atıp tutuyor. Silopi Parti Teşkilatı’nda yaptığı konuşmaya bakınca, “Buradan sesleniyorum; sınırı geçmeyin. Türkiye, Irak topraklarına girerse bu, sınır ötesi operasyon değil halkların savaşı olacak.” şeklindeki ifadelerin siyasetin şiddet baskısı altında nasıl da kirletildiği göze çarpıyor.
“Bizim arkamızda Cudi var” ne demek? Bu pervasız lafların amacı nedir? Niçin her kritik dönemde bazı DTP’liler anormal açıklamalar yapıyor? Belli ki bu zihniyet, tezkere görüşülürken de tahrik edici beyanda bulunacak. Ve maalesef çok insan “aman bu oyuna gelmeyin” uyarısını idrak edemeden planlı bir kavganın içinde yer alacak. Oysa bu, bir provokasyondur; açık bir provokasyon. PKK, terörün dozunu her geçen gün artırıyor. Bu kadar şehit verildiğinde bilmiyorlar mı ki sınır ötesi operasyon kaçınılmaz hale gelir?
PKK dağda-bayırda saldırılar düzenleyip Türkiye’yi kışkırtmak isterken, onun siyasetteki uzantısı da toplum tepkisinin kar topu gibi büyümesini bekliyor. Şu anki manzaraya göre şöyle demek bile mümkün: DTP, kendini kapattırmak için düğmeye basıyor.. Yıllar sonra Meclis’e girdiler, ancak yeni bir proje üretemiyorlar, halka sempatik gelecek en küçük bir davranış sergileyemiyorlar. Ekonomiden kültür-sanata, spordan dış politikaya kadar DTP’nin bir görüşü olduğunu kim söyleyebilir? Varsa yoksa etnik milliyetçilik. Yönettikleri şehirlerde pek çok belediyenin sınıfta kaldığı izleniyor. Bölge halkının bu durumdan muzdarip olduğunu hiç kimse dikkate almıyor. O yüzden seçmen başka partilere kayıyor. Vatandaş artık iş istiyor, hizmet istiyor, örgüt propagandası istemiyor.
Terörle mücadele edilirken yöre insanını küstürmemek gerekiyor. Hatta halkı kazanmak için tahriklere boyun eğmemek, daha çok hizmet götürmek, insanları örgüt baskısından kurtaracak süreci desteklemek gerekiyor. Örgütün pususu belli; o yüzden “halkların savaşı”ndan bahsediyor birileri. Oysa halkların kardeşliği, bunca senedir süren ayrılıkçı propagandaya rağmen devam ediyor. edecek de. Ekrem Dumanlı’nın da dediği gibi yeter ki önümüzdeki günlerde daha da artacağa benzeyen provokasyonlara boyun eğilmesin!

Helin Demir
helindem@mynet.com

PKK KÜRT HALKINI TEMSİL ETMİYOR

Türkiye’de PKK’nın geride bıraktığı acılar halen yürekleri yakmaya devam ederken, kimi analar PKK tarafından katledilmiş evlatlarının cenazesine sarılıyor, kimi ise parçalanmış bedenine… Bu kez geçtiğimiz yıl hain pusuda şehit düşen Şanlıurfalı Halil Akçakoca’nın annesi Leman Akçakoca’nın ağıdı, içinde bir parça insan sevgisi olan herkesi derinden sarsıyor.

İbrahim Halil’in resmine bakarak gözyaşı döken acılı anne, “Vatan sağ olsun. Bir tek bayrağımız var” diyerek “PKK terör örgütünün hiç kimsenin hakkını savunmadığını, örgütün Kürt ve Türkü birbirine düşürmek için uğraştığını, kesinlikle Kürtleri temsil etmediğini” belirtiyor.

Anne Leman Akçakoca, oğlunu askere gönderirken gurur duyduğunu anlatarak, fidanını koparan ve hain tuzaklarla Mehmetçikleri şehit eden dağdaki terör örgütü PKK’dan “hainler” diye bahsediyor. Kürt anne Leman Akçakoca, “Biz kardeşiz. Türk-Kürt diye ayrım olmaz. Bu vatan için hepimizin dedeleri, nineleri can verdi. PKK’nın kimsenin hakkını savunduğu filan yok ve Kürt halkını da temsil etmiyor. Dağdaki köpekler birilerinin uşaklığını yapıyor. Onlar bölücü, biz ise doğuluyuz. Kürt’ün hakkını savunan askere el kaldırır mı? Geçen hafta şehit edilen askerlerin yarısı Kürt’tü.” şeklinde konuşarak, PKK’nın asla Kürt halkını savunmadığı ve yine en büyük zararı da Kürtlere verdiği konusunda önemli tespitlerde bulunuyor.

“Kendilerinin ay yıldızdan başka bayrakları olmadığını” anlatan şehit annesi, “Evinin önünde dalgalanan bayrağa baktıkça Halil’ini hatırladığını vurguluyor. Akçakoca, “Milleti bölmeye çalışıyorlar. Kavga çıkarıyor, Kürtü ve Türkü birbirine kırdırıyorlar. Bir tek Türkiye, bir tek bayrağımız var. O da ay yıldızlı bayrağımız. Ninelerimizin sandıklarında bile Türk bayrağı vardı. Şimdi çağırsalar bayrağımız için teröristlerle savaşırız” diyerek, Kürt ve Türk halkının yıllarca kardeşlik içerisinde bir arada yaşadığını açıklıyor.

Halil’in annesinin feryadı, bir kez daha PKK’nın acı sona sürüklediği evlatları için yanıp tutuşan Kürt ya da Türk bütün annelerin hikayesine örnek oluyor. Ve bir kez daha kavrulan ana yüreği acıyla haykırırken, kanlı örgüt PKK konusundaki gerçek yine gözler önüne seriliyor: “PKK Kürt Halkını Temsil Etmiyor, Etmedi, Etmeyecek!”

Helin Demir
helindem@mynet.com

TERÖRE PROTESTO BOMBARDIMANI

Türkiye; demokrasi, temel haklar ve hukukun üstünlüğünden yanadır. Türkiye’nin mensup olduğu ideoloji, çağdaşlık ve medeniyet ideolojisidir. Türkiye, bunun dışında hiçbir ideolojinin mensubu veya yanında değildir.
Son 20 gündür Türkiye’de kanlı örgüt PKK’nın gerçekleştirdiği şiddet eylemlerine yönelik tepkiler her geçen gün daha da artıyor. Yurdun çeşitli yörelerinde farklı yöntemlerle dile getirilen tepkiler çığ gibi büyüyor.
İstanbul/Zincirlikuyu’dan, motosikletleriyle Taksim’e gelen Motosikletli Kuryeler Derneği üyelerinin, Şırnak ve Diyarbakır’daki askerilerin terör örgütü PKK/Kongra-Gel tarafından şehit edilmesini protesto ettikleri eylem bunlardan sadece birisi. Zincirlikuyu’da toplanan yaklaşık 200 motosikletli kuryenin, Barbaros Bulvarını takiben Beşiktaş’tan Taksim’e geldikleri, Taksim Meydanı’nda İstiklal Marşı’nı okuyarak, saygı duruşunda bulundukları kaydedildi. Burada bir açıklama yapan Dernek Başkanı İsmail Kılınç, “Amaçlarının, Güneydoğu’da şehit olan askerlerin ailelerinin acılarını paylaşmak olduğunu” belirterek, ”Şehitlerimiz için üzgünüz. İnşallah şehit haberleri bir daha gelmez. Tezkere kararını da tüm kalbimizle destekliyoruz” diye konuştu. Sözkonusu gösteride ”Şehitler ölmez, vatan bölünmez” ve ”Kahrolsun PKK” sloganları atılarak, Türk bayrakları açıldı.
Kastamonu’da sivil toplum örgütlerince düzenlenen ve çok sayıda kişinin katıldığı ”Teröre Lanet Mitingi”nde vatandaşlar terör örgütü PKK’yı kınadı. Kastamonu Sivil Toplum Birliğince Nasrullah Meydanı’nda yapılan mitinge, sabah erken saatlerden itibaren kent merkezinde yaşayan vatandaşların yanı sıra çevre ilçe ve köylerden de vatandaşlar katıldı. Sinop-Kastamonu-Ankara kara yolundan Nasrulah Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen kalabalığın oluşturduğu kortej 10 kilometreyi buldu. Kastamonu kent merkezindeki Nasrullah ve Cumhuriyet meydanlarını dolduran vatandaşlar, bu meydanlarda adeta bayrak denizi oluşturarak, ”Hepimiz Mehmetçiğiz” sloganı attılar. Miting alanında, yaklaşık bir ay önce teröristlerle girdiği çatışmada şehit düşen astsubay üstçavuş Hüseyin Ateş’in babası konuşma yaptı. Şehit babası Metin Ateş, ”Oğlum şehit olduğu gün ağlamadım, bugün de ağlamıyorum, Türk halkı da ağlamasın, biz ağladıkça kahpeler sevinecek.” diyerek, tepkisini dile getirdi. Kastamonu Sivil Toplum Birliği Başkanı Mehmet Çelik de evladını asker ocağına davul ve zurnayla yollayan, şehit olduğunu öğrendiğinde ise “Vatan Sağ olsun” diyebilen analara, babalara, saygı göstermek için alanı doldurduklarını belirtti. ”Ölümlerin en kutsalı, vatan için şehadettir” diyen Çelik, ”Hepimiz Hilalimiz, bağımsızlığımız, devletimizin ve milletimizin bütünlüğü uğruna şehit olmaya hazırız” diye konuştu.
Bilkent Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin organize ettiği eyleme ise, öğrenciler, öğretim üyeleri ve bazı çalışanlar katıldı. İktisat Fakültesi önünde toplanan grup, ellerinde Türk bayrakları ve terör karşıtı pankartlar ve sloganlar eşliğinde kampüs içindeki Atatürk Anıtı’na yürüdü. Öğrenci Konseyi adına hazırlanan açıklamada; “Şehit ailelerinin derin acısının paylaşıldığı belirtilerek, ”Sürmekte olan eylemlerin ve cinayetlerin sona ermesi için var güçleri ile mücadele eden kahramanlarımıza minnet duyuyor, onları yürekten destekliyoruz” denildi. Öğrenci ve çalışanlara “Teröre destek kampanyasına” ya katılma çağrısında bulunulan eylemde; teröre destek veren tüm kişi ve kuruluşlar kınandı.
Bu arada, Samsun’un 19 Mayıs ilçesinde İlçe Belediyesi ve belde belediyeleri ile bazı sivil toplum örgütlerince ”Teröre Hayır” yürüyüşü düzenlendi. Terörü kınayan sloganlar atan katılımcılara çevredeki ev ve iş yerlerindeki vatandaşlar da alkışlarla destek verdi. Tertip Komitesi adına açıklama yapan Belediye Başkanı Yılmaz Erel, “Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü sonuna kadar koruma kararlılığından vazgeçmeyeceğini” söyledi.
Öte yandan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nin Taşlı Çiftlik Kampüsü girişindeki köprüde ellerinde Türk Bayrakları ile toplanan yaklaşık 500 kişilik öğrenci grubu, köprüye bayrak astı. Köprüde grup adına basın açıklaması yapan Kürşat Lale, ”Türk gençliği olarak her gelen şehit haberinde şehitlerle beraber ölerek, o acıyı yüreğimizin en derin köşesinde hissetmekteyiz” dedi. Teröre lanet okuyan Lale, şunları söyledi: ”Türk gençliği olarak kanımızın son damlasına kadar askerlerimizin arkasındayız. Türk milletini kemiren terör illetinin kökünü kazımak niyetiyle yapılacak kutsal gayenin amacına ulaşması temennimizdir.” Açıklamayı yaptıkları köprünün isminin ‘Şehitler Köprüsü’ olarak değiştirilmesini isteyen grup, saygı duruşunda bulunup, İstiklal Marşı okuduktan sonra slogan atarak yürüdü.
Teröre yönelik duyarlılığın her ortamda ifade edildiği Türkiye’de vatandaşlar bireysel olarak da tepkilerini dile getirdiler. Antalya’da, Halil Çizmeci adlı vatandaş terör örgütünün saldırılarında şehit olan Mehmetçikler anısına Tonguç Caddesi’ne dev Türk bayrağı astı. Halil Çizmeci, “Kendi imkanlarıyla yaptırdığı 18 metre boyunda ve 12 metre eninde 216 metrekarelik Türk bayrağının, Antalya’daki en büyük bayrak olduğunu” vurguladı.
İnsanlığa karşı işlenen ihanet suçu olarak tanımlayabileceğimiz teröre karşı, tüm Türkiye’nin elele verdiğini görmek, hepimizi mutlu ederken; yaratıcılık, anlayış ve güçlü bir siyasi irade birleştiği zaman umut dolu yarınlara ulaşacağımız hissediliyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com

GERÇEK BARIŞ NEDİR?

Hangi barış? Kürt ve Türk ne zaman düşman olmuş ki şimdi bu iki ulusu barıştırma veya güncel tabirle arabuluculuk oyunları düzenleniyor? Son olaylarla birlikte bu oyuna yeni bir yol açılmaya çalışılsa da gerçekleri iyi analiz edebilen Türk ve Kürtlerin de mevcut olduğu biliniyor. Her iki tarafta da kendini bilmezler elbette olacaktır, ama gerçekten ülke içinde huzur aranıyorsa bununla hep birlikte mücadele etmemiz gerektiği kesin. PKK ve uyguladığı terör eylemlerine karşı omuz omuza gelmemiz gereken günler yaşıyoruz. Terör örgütü PKK’nın yaptıklarını haklı temellere dayandırmak, desteklemek daha sonrasında da vahşi eylemleri devlete yükleyip, sözde barış haykırışları arasında Apo ve PKK bayraklarını açmak ise iki yüzlülüğün açık göstergesi…

Kürt ve Türk’ün yıllarca kardeşçe yaşadığı bu ülkede Kürt düşmanlığı yapıldığını iddia edenler, bu iddialarını hangi temellere dayandırmaktadırlar, bu da işin en şaşırtıcı yanı. Başta Apo ve PKK olmak üzere etnik milliyetçilik hareketlerini körükleyen, aynı toprakları paylaşıp kardeşi birbirine düşman edenlere karşı tepki gösterenlere yapılan her eleştirinin bizzat PKK’lılar tarafından yapıldığı da artık su götürmez bir gerçek. Gerçekten bazı şeylerin düzelmesini isteyen vatansever bireylerin terör ve bunların türevlerini asla desteklemeyecek kişiler olması gerekiyor. Hiçbir demokratik Kürt veya huzur isteyen Kürtün bir başkasını tehdit etmeye, dağa davet etmeye hakkı bulunmuyor. Roj TV ekranlarından her gün neşredildiği gibi Kürt halkını serhıldanlara çağırmak, barıştan yana olanların söylemleriyle bağdaşmadığı gibi, küstahlık ve amaçsızlıktan öteye gitmiyor.

PKK’nın yakın geçmişte ateşkes açıklamaları olduğu biliniyor. Sonra da “Devlet üzerimize geliyor, meşru müdafaa halindeyiz” diyerek şiddet eylemlerini yeniden başlattıkları da… PKK yandaşlarının bir çok haber sitesinde şiddet eylemlerini derin devletin yaptığına dair yorumlarına her gün denk geliyoruz. Tek amaçları var o da provokasyon. Zaten izleyici bulmakta zorlanan gözden düşen haber kanalları Roj TV’den de aynı türden haberler yayınlanmaya devam ediyor. İşte 21 Ekim 2007 tarihli Roj TV haber bülteninden kesitler: “HPG gerillalarının, Oramar’da Türk ordu birliklerine ağır kayıplar verdirmesi ardından, yine aynı bölgede sivil bir minibüse yönelik saldırı gerçekleştirildi. Düğüne giden sivil bir minibüsün saldırıya uğraması sonucu 17 kişinin yaralandığı bildirildi. Sivil minibüs, Serendi Köyü yakınlarında roketatarlı saldırıya uğradı. Olay bugün öğle saat 12.00 sıralarında meydana geldi. Görgü tanıklarından Abdulvahap ŞADAL, ‘Olayın yaşandığı sırada asker ve korucular bize 50 metre uzakta duruyordu. Hiçbiri yanımıza gelmedi. Hatta daha yaralılarımızı bile kaldırmadan mıntıka havadan bombalandı’ dedi. HPG Ana Karargah Komutanlığı da yaptığı açıklamada, 17 sivilin yaralandığı bu saldırının Türk Ordusu tarafından gerçekleştirildiğini kaydetti.”
Hangi barış, demokrasi ve özgürlük? Kürtler devlet üniversitelerinde okuyamıyor mu? Devlet kadrolarında işe giremiyor mu? Oy kullanamıyorlar mı? Parti kuramıyorlar mı? Metropollerde oturamıyor, oralarda çalışamıyor mu? Kürtlerin özgürlüğü Apo’nun salınmasından ibaret mi? Kürtlerin kendileri için bir istekleri kalmadı da sıra Apo ve PKK’ya genel affa mı geldi?

Kürt halkını desteklediğini ileri süren sitelere bir göz atalım. Barışta kullanılan, insanlığın kardeşliği için üretilebilecek bomba yapma teknikleri, saldırı türleri, kalabalık arasına sızıp masum canları katletme yöntemleri… Gerilla diye tasvir edilen fakat esasında PKK teröristlerinin isimlerini saklamak için kullanılan ufak yalanlarla, teröristlerin devlet malına verdikleri zararı video görüntüleriyle destekleyen vatan hainlerinin görüntüleri… Türk ve Kürtlerin arasını açmaya çalışan, Türkleri her yazılarında faşistlikle suçlayan ve başka kelime bilgisi olmayan bir avuç cahil yazı…Terörist başı Apo’nun övüldüğü, kahramanlaştırıldığı yazılar… Bütün bunlar mı barış? Bütün bunlar mı Kürt halkını savunmak için yazılan yazılar?

Bu ülkede huzur isteyen insanların (Kürt ya da Türk fark etmez) sorunların çözümü için her zaman “gerçek barış”tan yana olmaları, tarafsız, adil ve kalıcı çabalar göstermeleri beklenmektedir. Yoksa bazılarının yaptığı gibi sözde barış söylemleri ile bir adım ileri gidilemeyeceği açıktır. Bu ülke var olduğu sürece, yıllarca kardeşlik türküleri söyleyen Türkleri ve Kürtleri birbirinden ayırmaya, aralarına nifak tohumları sokmaya hiçbir gücün varlığı engel olamayacaktır.

Helin Demir
helindem@mynet.com

MUHABBET DİLİ

Ayrılıkçı terör faaliyetleri, günümüzde halâ ülkelerin sosyal, siyasal, ekonomik ve demokratikleşme süreçleri açısından gelişmelerini engelleyen en önemli sorundur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki insanlarımız başta olmak üzere, tüm vatandaşlarımız, terörizmden tarifi olanaksız zararlar görmüşlerdir, görmektedirler. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu bir sürü vatandaşımızı ve askerlerimizi teröre kurban verdik, veriyoruz. Türkiye’de terörizme karşı kararlı ve başarılı mücadele sürmektedir. Ancak nihai başarının, işbirliği ve dayanışma ile mümkün olabileceği de bir gerçektir.

“Genç Siviller.Net” adlı sitede, yaşanan acının her iki tarafını da bilen Kürt gençleri, beraber yaşamanın altını çizerek gencecik insanları öldürme emri veren PKK’ya soruyorlar: “Bu tavırlarınız hangi akla, hangi vicdana ve en önemlisi hangi ahlaka sığıyor?

Bu bildiriyi kaleme alan İdris Kardaş, Erkan Şen ve İlhan Döğüş adlı gençlerin her üçü de doğulu ve üniversite öğrencisi. “Kürt olmanın kendi tercihleri olmadığını, hiç kimsenin kökenini seçemeyeceğini, sadece bununla bütünleşmek, bunun üzerinden kendilerini ifade etmek istemediklerini, okuma yazmayı ve Türkçe konuşmayı ilkokulda öğrendiklerini, Kürt olmanın ezilen olmakla aynı anlama geldiğini söylemenin çok ajite edici bir kavram olduğunu” belirterek, “İstanbul’da eğitim imkanlarını büyük bir fırsat olarak kullandıklarını, Diyarbakır’da aynı şartların mevcut olmadığını ancak bunun da tek başına devlete yüklenmemesi gerektiğini” vurguluyorlar.

İstanbul’da yüksek öğrenim hayatını sürdüren gençler, farklılıklarla karşılaştıklarını ancak daha demokrat bir tavır alarak, eyleme dönüşebilecek aşırı milliyetçilik duygularını aşabildiklerini açıklıyor. PKK’nın şiddet eylemlerinden dolayı Kürtlerin ihanetle ya da samimiyetsizlikle suçlandıklarını anlatan öğrenciler, “Genel olarak insanların böyle düşünmekte hak payları olduğunu, ancak PKK’nın hiçbir zaman Kürtleri temsil edemeyeceğini açıklamaya çalıştıklarına” işaret ediyor ve bildiride, PKK’ya “Bizim özgürlüğümüz adına karanlık ilişkilere mi giriyorsunuz? diye sesleniyorlar. Kürtlerin özgürlüğü adına öldürme emri verenleri asla kabul edemeyeceklerine dikkat çekerek, PKK sempatizanlarına şiddeti reddetmeleri konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Bildiride Kürtlerin, Kürt olmak istediği, başka bir şey istemedikleri, Kürtlerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri, kendi diliyle istediği şekilde yayın yapabilmek, konuşabilmek, kendi yasal derneklerini, örgütlerini kurabilmek, kültürlerini, geleneklerini yaşatabilmek istediklerine değiniliyor, ancak bütün bunların zaten Türkiye’de gerçekleştiğine, istediklerini yapabilmeleri için ortamın müsait olduğuna da vurgu yapılıyor.

Bildiriyi kaleme alanlardan İdris Kardaş, “Kürtlerin Türkiye’deki bu güzelliklerden vazgeçip başka bir yere gitmek isteyeceklerini sanmıyorum. Bunun ötesinde biz iç içe geçmişiz. Avrupa Birliği yolunda ilerleyen bir Türkiye var. Bu vatan elbette bizim. Bir yere gitmeyi düşünmüyoruz. Havva ananın dünkü çocuk sayıldığı bu topraklarda doğduk. Bu topraklar Havva anadan daha eski. Biz bu kadar eski topraklar üstünde yaşıyoruz. Burada daha önce Kürtler, Ermeniler vs. yaşıyordu. Ama şu anda kaç bin yıllık ortak geçmişimiz var. Artık bu topraklar hepimizin. Şurası Kürtlerindir ya da Ermenilerindir demiyoruz. Hiç kimse bunu söyleyemez. Burası hepimizin ortak vatanı” şeklinde konuşarak, Kürtlerin göç ederken bile akrabaları olmalarına rağmen Suriye ve Irak’a gitmediklerini, bunun da net olarak “Biz burada yaşamak istiyoruz’ ifadesinin bir yansıması olduğunu belirtiyor.

PKK’nın bir sarkaç olduğunu, artık taraftar bulamamasının da son eylemlere yönelmesine sebep olduğunu kaydeden İdris Kardaş, “DTP’nin yanlış yaptığı çok şeyin bulunduğunu, DTP’lileri ve Kürt siyasetini her yönden eleştirdiklerini, Kürtleri temsil etmeyi beceremediklerini, oysa siyasetin bir yerde uzlaşma anlamına geldiğini, zamanla ılımlılaşmalarını beklediklerini” aktarıyor. “DTP’li Ahmet Türk’ün Devlet Bahçeli ile tokalaşması fotoğrafını bilgisayarında arka plan olarak düzenlediğini” söyleyen İdris, bunu çok önemsediklerini, gönül dilinin çok önemli olduğunu, o dilin zaten toplumda var olduğunu, insani ilişkilerden yola çıkmanın sorunları çözümleyebileceğini, var olan muhabbet dilini bulup ortaya çıkarmanın gerekliliğini” açıklıyor. İlhan ise, “Toplumda var olan bu muhabbet dilini siyasete taşımanın şiddet ortamını bertaraf edeceğini düşündüğünü” ilave ediyor.

İdris, “Kürtçe okumayı Mehmet Uzun’un kitaplarından öğrendiklerini, birçok kurumda editör olarak çalıştığını, güzel Türkçe yazıp konuşmayı belki birçok Türk’ten daha fazla sahiplendiğini,” dile getirirken, Erkan, “Türkçenin düşünce dünyası olduğunu, Türkçe düşünüp konuştuğunu, Kürtlerin ve Türklerin iç içe geçmesinin çok önemli yansımalar teşkil edebileceğini” aktarıyor.

Güzel ülkemizin güzel insanları olarak bizler tüm bu güzelliklerin farkındayız ve her şeyin en güzeline layık olduğumuzun da bilincindeyiz. Oyunlara gelecek ve baltayı kendi ayağımıza vuracak kadar da kendimizi kaybetmedik. En büyük görevimiz ise sorumluluklarımızın farkında olarak, tahriklere kapılmamak ve birlikte huzurlu günlere doğru yürümek…

Helin Demir
helindem@mynet.com

ALMAN-TÜRK DOSTLUK DERNEĞİNDEN TÜRKİYE’Yİ
TERÖRLE MÜCADELEDE DESTEKLEYİN ÇAĞRISI

Yaşanan insanlık dışı eylemlerle küresel sınırları zorlayan PKK terörizmine karşı somut adımlar atılması, uluslararası kamuoyunda dikkatle izleniyor.
Alman-Türk Dostluk Derneği Hür-Türk, Alman politikacılar, medya ve kamuoyuna çağrıda bulunarak, Türkiye’yi terör örgütü PKK’ya karşı mücadelede desteklemeleri çağrısında bulundu.
Bunun için bir açık mektup yayınlayan ve herkesi bu mektubu imzalamaya çağıran Hür-Türk Başkanı Hasan Tekin, teröristlerin 12 Türk askerini öldürdüğünü, 16 vatandaşı da ağır yaraladığını belirterek, Alman politikacı, basını ve kamuoyundan Türkiye’ye terör örgütüyle mücadelede sınırsız dayanışma göstermelerini istedi.
“Terör örgütünün 20 yılı aşan bir süreden beri masum insanları öldürdüğü, küçük bebekleri bile katlettiği” kaydedilen mektupta, örgütün kuruluşundan bu yana 35 binden fazla kişiyi öldürdüğüne, faaliyetlerinin Almanya’da ve diğer AB ülkelerinde de yasaklandığına” işaret edildi.
Mektupta, Almanya’da terör olaylarının farklı ölçülerle değerlendirildiği görüşüne yer verilirken, ABD, İspanya ya da İngiltere’de terör olayları olduğunda politikacılar ve medyanın hemen hızlı ve yoğun bir şekilde tepki gösterdikleri, aynı tutumu Türkiye’nin terör kurbanı olması durumunda sergilemedikleri kaydedildi.
Türkiye’deki terör olaylarının Alman medyası tarafından hafife alındığı da kaydedilen mektupta, ARD ve ZDF gibi resmi televizyon kuruluşlarının haberlerinde teröristler için ”militan” ve ‘’savaşçı” gibi ifadeler kullanıldığı, bunun düşündürücü olduğu belirtildi.
Mektupta, ”Politikacılardan, medyadan ve tüm kamuoyundan, Türkiye’nin teröre karşı mücadelesine sınırsız bir şekilde dayanışma gösterilmesini ve PKK’nın tanımlanmasında düzeltme yapılmasını talep ediyoruz” denildi.
Almanya’nın PKK/Kongra-Gel konusundaki kararlı tutumu, diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelere de örnek olmalıdır. AB tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK/Kongra-Gel’in, “şiddeti tırmandırmaya” yönelik çabalarına izin verilmemeli ve terörizmle mücadelede başarının ön koşulunun, “küresel işbirliğinden” geçtiği gerçeği unutulmamalıdır.

Helin Demir
helindem@mynet.com
(M)

PKK’LIDAN HAREM İTİRAFI

PKK/Kongra-Gel’in şiddet eylemlerine her kesimden gelen tepkiler giderek yoğunlaşırken, bir zamanlar örgütle yakın ilişkili olan kişilerden de isyankâr sesler yükseliyor.
Hakkari’nin Çukurca ilçesinde güvenlik güçlerine teslim olan Suriye uyruklu “Çiya Zagros” kod adlı PKK’lı terörist M.B, ilginç itiraflarda bulundu. “Yaklaşık 5 ay örgütün dağ kadrosuna yer aldığını” belirten M.B, “PKK’nın sözde komutanlarının kadın teröristlerden kendilerine harem kurduklarını” söyledi. “Birbirini seven erkek ve kadın teröristlere izin verilmediğini” aktaran M.B, “Örgüt içinde panik ve güvensizliğin hakim olduğunu” kaydederek, “Mağaralarda aç ve susuz yaşıyorduk. Yatacak yerimiz ve zamanımız olmuyordu. Bir çok örgüt mensubu da kaçmayı düşünüyor. Ben, ailemi ve sevdiğim kızı özledim, bu yüzden kaçtım” dedi.
Suriye’nin Halep şehrinde 21 Mart 2007’de düzenlenen Nevruz kutlamalarına katıldığı sırada tanıştığı PKK’lı teröristler tarafından kandırılarak Kuzey Irak’ta bulunan Gare kampına götürüldüğünü açıklayan PKK’lı terörist, bir fırsatını bularak örgütten kaçmayı başardığını” belirtti. “Örgüt içinde insanlık dışı muamele yapıldığını” vurgulayan M.B, şöyle konuştu: “Örgüte katıldığım günden beri kaçmayı düşünüyordum. Bana çok iyi şartlarda hayat yaşatacaklarını söylediler. Kamplarda hayat şartları çok kötüydü. Yiyecek ve içecek çok az olduğundan karnımız doymuyordu. Günlük olarak sadece yufka ekmek ve peynir veriyorlardı. Gece gündüz ağır işlerde çalıştırılıyorduk. Banyo ve temizlik ihtiyaçlarımızı bile karşılayamıyorduk. Yatacak veya istirahat edecek kapalı bir yer yoktu. Mağaralarda yaşıyorduk. Örgüt içerisinde ibadete müsaade edilmiyordu. Kadınlara yaklaşamıyorduk bile. Sürekli gözetim altında tutuluyorduk. Kaçmaya çalışanlar yakalandıklarında bir veya iki ay süreyle mağara içinde hapsediliyordu. İkinci defa kaçıp yakalananlar öldürülüyordu. Örgütte kimse birbirine güvenmiyor ve moralleri hiç iyi değil. Benim oradaki hayatım daha önceki hayatımı özlemekle geçti. Beni, içinde bulunduğum psikolojik durumu kullanarak kandırdılar. Diğer örgüt üyelerine sesleniyorum. Gelin Türkiye’ye sığının!”
Teslim olduktan sonra güvenlik güçlerinin kendisine çok iyi muamele ettiğine işaret eden M.B, yetkililerin kendisine yemek verdiğini, sigara ve çayını kendisiyle paylaştığını” anlattı.
M.B’nin itiraflarından da anlaşılacağı üzere terörün çıkmaz bir yol olduğu, teröre bulaşanların ise pişmanlıklarla dolu yaşadığı görülüyor. İnsanlıkla ilgisi olmayan ve kanla beslenen bir yapının bütün pisliklerinin karaya vurmasıyla, gizli kalmış tüm gerçekler aydınlanıyor. Bu itiraflardan bir nebze olsun ders almayı başaranların da, doğru yolu benimseyerek örgütten ayrılmaları ve adaletin kollarına sığınmaları bekleniyor.

Helin Demir
helindem@mynet.com
:$

AZERBAYCAN’DAN TÜRKİYE’YE TERÖRLE MÜCADELE DESTEĞİ
PKK’nın kanlı eylemler düzenlemeye devam etmesi, tüm dünyadan çeşitlik kesimlerden tepkilere yol açıyor. İnsan olan herkesin terörden rahatsızlık duyduğu kesin. Yıllardan bu yana on binlerce masum insanın ölümüne neden olan terör örgütünün dış güçlerden aldığı destek sayesinde Türk askerlerine saldırması, durumun ciddiyetini gösteriyor. Tartışmasız, Türkiye’nin, Türk ordusunun PKK’ya gereken dersi vereceği biliniyor. Azerbaycan’da böyle bir durumda Türkiye’nin yanında olmanın, ona hiç olmazsa manevi destek vermenin her Azerbaycanlı’nın görevi olduğu vurgulanıyor.
Müsavat Partisi Başkanı İsa Kamber, teröre ilk tepkiyi Müsavat Partisi’nin gösterdiğini hatırlatarak, Azerbaycan’da hem devlet, hem siyasi güçler, hem de kamuoyu seviyesinde Türkiye’ye tam destek verilmesi gerektiğini, bu desteğin çeşitli şekillerde, dolayısıyla kitlesel hareketlerle de ifade edilebileceğini belirtiyor.
Kamber, terör örgütü PKK’nın Azerbaycan’da rolünün ne kadar ciddi olduğuna yönelik haberlerin yıllardır dile getiridiğini ve yeterince ciddi kaynaklardan alınan haberlerin ortaya çıktığını, Türkiye’nin devlet ve hükümet yetkililerinin Bakü’ye geldiklerinde defalarca PKK’nın çeşitli şekillerde Azerbaycan’da faaliyet göstermesinden rahatsızlıklarını ifade etmelerinin tesadüf olmadığını, PKK’nın Azerbaycan’da terör faaliyetine geçmeye cesaret edeceğini düşünmediğini, ancak, bunun, Türkiye’de binlerce insanın hayatını kaybetmesine, şehit olmasına neden olan, binlerce insanı yaralayan, öldüren bir örgütün başka bir formatta Azerbaycan’da faaliyet göstermesine tahammül etmeleri gerektiği anlamına gelmediğini vurguluyor.
İsa Kamber, Azerbaycan parlamentosunun PKK’yı terörist olarak tanımasının tamamen doğru ve zaruri, hatta gecikmiş bir adım olduğunu açıklarken, Müsavat Başkan Yardımcısı Gabil Hüseyinli, Azerbaycan’ın kalbinin Türkiye ile birlikte atması gerektiğine işaret ediyor. Dayanışma eylemine, beyanatlara, Azerbaycan toplumunun bu yönde seferber edilmesine büyük ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Hüseyinli, Türkiye’de yaşananların kaderlerine, insanların çıkarlarına dokunan meseleler olduğunu aktarıyor. Bu nedenle de, söz konusu meselelere, tartışmasız tepki göstermeleri gerektiğini belirtiyor.
Hüseyinli, PKK’nın Azerbaycan topraklarını daha ziyade transit amacıyla kullandığını, Azerbaycan’ın PKK meselesinde Türkiye’nin yanında olması gerektiğini açıklıyor.
Azerbaycan Demokrat Parti Başkanı Serdar Celaloğlu ise, dünyanın hiçbir ülkesinin terörizmi açıkça destekleyemeyeceğini, yabancı güçler tarafından finanse edilen bu silahlı örgütün Türkiye’nin uluslararası rakiplerinin elinde bir alet olduğunu, bu güçleri temizlemenin Türkiye’nin hakkı olduğunu belirterek, Azerbaycan ve anti-terör koalisyonuna dahil olan devletlerin, PKK’nın faaliyetlerine son verilmesi için Türkiye’nin yanında olması gerektiğini kaydediyor.
Azerbaycan Halk Cephesi Partisi Başkanı Ali Kerimli, PKK’nın eylemleri sonucu 30 bin insanın hayatını kaybettiğini, PKK konusuna dünyada çifte standartla yaklaşıldığını, bu yüzden de Türkiye’nin PKK ile tek başına mücadele etmek zorunda kaldığını, halbuki dünya devletlerinin, bütün sivil ülkelerin teröre karşı ortak mücadele etmesinin zorunluluk olduğunu, Türkiye’nin sert önlemler almaya ve örgüte darbe indirmeye hakkının bulunduğunu” söyleyerek, “ABD’nin, terörizmle mücadele koalisyonunun liderliğini yaptığını, bu yüzden de, bugün dünya kamuoyunun, bütün terör örgütlerine yönelik asıl tepkiyi ABD’nin göstermesi gerektiğine dair beklentileri bulunduğunu” aktarıyor.
Bu arada Azeri-Türk Kadınlar Birliği Başkanı Tenzile Rüstemhanlı da, “Azerbaycan halkının Türkiye’ye bu meselede manevi destek vererek dayanışma sergilemesi gerektiğini” ifade ediyor. “Türkiye Büyükelçiliği’ne grup grup gidilerek başsağlığı dilenebileceğini” kaydeden Rüstemhanlı “Türkiyemiz’in başına gelen bu faciada, vatan evlatlarının kurban gittiğini, bunların hepsinin dış güçlerin PKK terörüne sıcak bakmasının sonuçları olduğunu, Azerbaycan’ın her zaman olduğu gibi, bu meselede de millet olarak Türkiye’nin yanında olması gerektiğini, bugün Türkiye’nin başına gelenleri bir gün Azerbaycan’ın da yaşayabileceğini” anlatıyor.
Yıllarca bir arada huzur içinde yaşadık. Gelecekte de huzur ve mutluluk içinde yaşamaya ihtiyacımız var. Hep birlikte barışa doğru koşarken, sağ duyulu olalım, tahriklere kapılmayalım, birbirimizi incitmeyelim.
Helin Demir
helindem@mynet.com

PEKI ORADA ONLARCA ASKER SEHIT DUSERKEN BIZLER BEN VE SIZLER NE YAPIYORUZ HEPIMIZ ELESTIRMEN OLMUSUZ O ZAMAN TV CIKIP SPORLA UGRASALIM BEN ASKERLIGIMI HAKKARI CUKURCADA YAPTIM YASAYAN BILIR HADI BUYRUN BAKALIM NE YAPACAZ DUNYADA ALAY KONUSU OLDUK NEYMIS EFENDIM BUS DENEN ADAMDAN HABER BEKLENIYORMUS BEN SEFER BERLIK ICIN IMZA VERDIM INSANLAR NE BEKLIYORLAR BILMIYORUM :$

TÜRKİYE GERÇEĞİNDE KÜRTLER

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla Batı’nın gündemine giren Kürtlerin, günümüzde Ortadoğu’daki diktatörlük rejimin baskısı altında ezilen, en temel kültürel haklardan, insan haklarından mahrum bırakılan, haklarına kavuşabilmek için silahlı ayaklanmaya mecbur kalan, evleri yakıp yıkılan, işkenceye, kötü muameleye tabi tutulan, üzerinde kirli bir savaş yürütülen mazlum bir halk olarak tanımlanması, halâ taraftar bulabilmektedir. Gerçekten de bazı Ortadoğu ülkelerinde bu izlenimi destekleyecek görüntüler ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de ise, terör örgütü PKK ve yandaşlarının dile getirdikleri gibi Kürtlerin çeşitli haklardan mahrum kaldıkları doğru değildir. Kürtler, Türkiye’de her türlü Kürtçe yayınları takip edebilmekte, film çevirebilmekte, müzik dinleyebilmekte, eğitim haklarından yararlanabilmekte, milletvekilliği, bakanlık gibi yüksek makamlara gelebilmekte, oy kullanabilmekte, parti kurabilmekte, metropollerde ikamet ederek oralarda çalışabilmektedirler.

Türkiye’nin bir Avrupa Devleti olduğu hususu, uluslararası a