Volkan Alabaz Tarafından Sanat Kategorisine Yazıldı
Joge-e iki yönlü resim anlamına geliyor. Yanlışım varsa bu konuda bilgisine güvendiğim sevgili Goddess Artemis beni düzeltsin. Kendisi Türk Blog dünyasına Uzakdoğu kültürünü en iyi yansıtan, aktaran kişilerden biri. Yani resmi hem düz tutarak hem de ters çevirerek bakabiliyorsunuz. Bir Çin sanatı olan bu resim tarzı 19.yy’a ait. Sadece birkaç orijinal joge-e resmi günümüze ulaşabilmiş. Bunlardan birkaç örneği benim için değerli olan arşivimden alarak ve uzun bir araştırmadan sonra göstereceğim. Aşağıda aslında beş adet resim var. Ama iki yönlü resim oldukları için bu şekilde oldu ve ben her iki resmin ortasına gerekli ulaşabildiğim ayrıntıları aktarmaya çalıştım.

Bu yukarıda ve aşağıda bulunan resim Kuniyoshi’ye (1852) ait. Hotei (Laughing Buddha) ve Shoki (Karakter ”Romance of the Three Kingdom” ). Hotei becomes Asahina ve Shoki becomes Zhang Fei.

(more…)
Tags:
19 yy Çin Sanatı Joge-e,
Çin,
Cao Cao,
Daruma,
Ezakiya Tatsuzo,
Japan,
Japonya,
Joge-e,
Kuniyoshi,
Onamuchi-no-mikoto,
Uzakdoğu,
Yoshitora,
Zhang Fei
Yorum yok »
Volkan Alabaz Tarafından Teknoloji Kategorisine Yazıldı

Klon mu? Bence bu iPhone’nun ta kendisi tabii ki birkaç ayrıntının dışında. İlk bakışta hiçbir fark görünmese de dikkatli bakılınca alttaki Apple ambleminin ters olduğu ve kameranın yerinin de değişik olduğu görülüyor. Çin’in bu son kopyası gerçekten çok başarılı olmuş. Şu an piyasada ne kadar sahte iPhone olduğunu da artık tahmin etmek size kalmış.


(more…)
Tags:
Apple,
Çin,
Çin Malı,
Cep Telefonu,
iPhone,
Klon,
Sahte Telefon,
Taklit
4 Yorum Var »
Volkan Alabaz Tarafından Kültür, Sanat Kategorisine Yazıldı
Aslında böyle bir sanat türü yok ama içimden böyle bir başlık koymak geldi. Elimden geldiğince eski çizgimi de devam ettirmek istiyorum ve bunun içinde özellikle Pazar günlerini çok seviyorum. Hafta sonları oyunlarımdan arta kalan zamanlarda Almanya’nın neresi olursa olsun bütün bir hafta boyunca bilgi edindiğim sanatsal etkinliklere katılmayı çok seviyorum. Özellikle aslında bu blogda yazmak istediğim ama baya bir tepki çekeceğini düşündüğüm için vazgeçtiğim bir gelişme olmuştu Almanya’da. Berlin de devlet sahnesinde sadece anadan doğma oyuncuların birçok klasik oyunları farklı bir biçimde sergilemiş olmaları. Amaç çıplaklık değil ki zaten onların bedenlerini görmenizi imkânsız hala getirecek kadar etkili bir sanat onların ki. Hemen farklı taraflara çekecek arkadaşlara fırsat vermek istiyorum. Neyse giriş biraz uzun oldu ben hemen bugün sizler için aslında bahsetmek istediğim iki üç konuya bir giriş yapayım.
İlk önce biraz eski Mısır’dan bahsederek başlamak istiyorum. Biz Türkler kültür konusunda insancılız ama meraksız bir milletiz. Kendimiz kültür üzerinden hâkimiyet kurmaya çalışan bir toplum olmadığımız için kültür olayının Avrupalılar ve dolayısıyla Batı için ne kadar önemli olduğunu anlayamıyoruz. Amerika nefret etsem de Avrupa’dan farklı bence bu konuda. Benzer tarafları da var, ama yine de farklı tarafları da var. Ne söylemeye çalışıyorum? Batı dünya sahnesine oldukça geç çıktığını ve çıkarken de doğudan oldukça çok şey kopyaladığını iyi biliyordu. Doğuyu yenmek Batı için ne kadar önemli idi, birçoğumuzun bunu anlamanız zor. Çünkü öyle bir kuşak yetiştirildi ki, ya Doğu - Batı farkını bilmiyor veya Doğuyu Batının eksiği olarak görüyor. Bence çok yanlış. Eski Mısır çok önemli bir uygarlıktı. Kuran’da da ismi geçen Firavunların Eski Mısır da yaşadığı biliniyor. Çin deki Tang Hanedanlığı zamanında muhtemelen daha Musevilik ortaya çıkmamıştı ama çıkmaya yakındı diye tahmin ediyorum. Çinlilerin daha monoteizmden evvel o kadar yüksek bir kültür sahibi olmaları hayret vericidir. Belki de Çinlilerin ihtiyacı olmadığı için onlarda bir Tektanrılılık tecrübesi yaşanmadı. Belki de Tektanrılılık kendi içinde çatışma yaşayan ‘edepsiz’ toplumlar içindi. Yine sansürsüz ve düşünmeden yazıyorum. Bu bahsettiğim tabiî ki baya bir geçmiş için ve bu sesli düşünme değil, yazılı düşünme oluyor. Spontane olmak düşünmeden davranmak benim için önemli. Çünkü sözlü geleneği taklit etmek, hatta yaşatmak pc ortamında bana enteresan bir tahayyül olarak gözüküyor.
.jpg)
Şimdi isterseniz biraz Avrupa’da ki ressamlara gidelim. Tintoretto nun meşhur ‘Susanna ve Yaşlılar’ tablosu bildiğim kadarı ile yeri değişmediyse Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde asılı. Yeni tanıdığım bir İsviçreli sanatçı ‘Susanna’ ile oldukça ciddi bir şekilde uğraşıyor. Ben de bir ara o tabloya kafayı takmıştım. Pembe olan resim o sanatçıya ait. Ana resimde İncil den bir hikâyeyi resmediyor Tintoretto ama hayal gücü bir kere daha geleneği ve gerçeği bastırıyor. Hani aynen Rembrandt ın bazı resimlerinde olduğu gibi. Artık hikâye ile değil, Susanna ile uğraşıyoruz. Tintoretto ın Susanna sı sonra bir başkasının Susanna sı oluyor. Bu böyle devam ediyor. Üsteki resim benim beğendiğim resimlerden. Ama yine fırsatım olup da bir türlü istediğim yazıyı yazamadığım konulardan biridir Susanna. Onu da bu toparlayamadıklarım ama aslında bir gün toparlamayı istediklerim arasına alarak Hollandaya doğru devam edelim. (more…)
Tags:
Avrupa,
Çin,
Çinliler,
Öykü-Berk,
Doğu-Batı,
Eski Mısır,
Ressamlar,
Sanat
7 Yorum Var »
Volkan Alabaz Tarafından Günlük Kategorisine Yazıldı
Evet, adaları dolaşıyoruz şimdi de sanal olarak. Ada olmak coğrafi olarak bazı avantajlar sağlıyor. Eskiden savaşlar daha çok kara üzerinde oluyordu ve ada insanlarının kendilerini dış etkilerden korumaları daha kolay oluyordu. Japonya Avrupa’nın yayılmacılığından uzun süre kendini bu sayede koruyabildi. Hammadde kıtlığı çeken Avrupalılar aynen haçlı seferlerinde olduğu gibi bir bahane bulup Asya’nın hazinelerini ellerine geçirmeye çalışıyorlardı. Şu anda okuduğum ilginç bir kitapta yazdığı gibi misyonerlik sömürünün bir ayağı idi. Misyonerler ‘Biz savaşçı değiliz, sadece gariban dindar insanlarız.’ ayağı ile o ülkeye giriyorlar ama gitgide o ülkeyi içten ele geçirmeye çalışıyorlardı. Mesela Japonya da ve Çin de belli bir sayıya gelince artık o ülkenin hükümdarına değil, Papa ya tabii olduklarını iddia ediyorlardı.Eski dönemden bahsediyorum tabiî ki. Misyonerlik sömürünün önemli bir ayağı idi.Eski Avrupalı zenginler biraz saf olan ve en ufak bir kariyer şansı olmayan kendi insanlarını ‘genellikle sermayesi olmayan sınıflar; küçük burjuva ve köylü’ kullanmış oluyorlardı böylelikle. Özellikle yayılmacılığın ilk yüzyıllarında Portekizlilerin Cizvit papazları ile yaptıkları yayılmacılıkta… Zenginler ve kilisenin ilişkisi her zaman kuvvetli olmuştur Batı da, çünkü birbirlerinden para olarak bağımlı olduklarını bilirler. Yani sömürü sadece dışta değil, en başta Avrupa’nın kendi içinde başlıyordu.
Doğu da bu insanlar en başta gerçekten ruhani insanlar olarak algılanıyor ve ses çıkarılmıyordu. Ama bunun Batı’nın bir Truva atı olduğunu anlayan Asyalılar geç uyandılar. Mesela Japonya ve Japonlar. En başta ciddiye alınmayan, hatta saygı duyulan ve ruhani insanlar oldukları sanılan kişilerin sömürünün baş aracı oldukları anlaşıldığında, inanılmaz bir Hıristiyan takibi başladı Japonya da. Bunun üzerine Hıristiyanlığı bahane ederek bir ‘eziyet çeken zavallı keşiş’ numarasıyla ‘fetih’ peşinde koşan asıl zengin tabakanın foyası çıktı ortaya. (more…)
Tags:
Adalar,
Asyalılar,
Çin,
Eski Avrupa,
Hıristiyanlık,
Japonya,
Müslümanlık,
Portekiz
1 yorum Var »
Volkan Alabaz Tarafından Türkiye Kategorisine Yazıldı
Eveet yine çılgın bir başlık oldu.
Daha geçenlerde okuduğum bir yazı hakkımda söylediklerimin eksik kaldığını düşünüyorum. Türkiye de birçok insanın Taha Akyol gibi düşündüğünü bildiğim için, zaten onun söylediği şeylerin benzerlerini başkalarından da hep duyduğum için onun metnini ‘demonte’ etmeyi, yazılı metin olarak burada bulundurmayı uygun buldum. Tabii birilerinin üşenmeyip, o yazıları yazması yine de iyi oluyor.
Üç tane konu üzerinde durmak istiyorum. Sanayi Devrimi, Hindistan ın enformatikteki iş gücü, Çin ve yabancı sermaye.
En kolayından başlayalım. Çin ve yabancı sermaye. T.A. diyorki:
‘Kızıl Çin bile 50 milyar dolar yabancı sermaye alıyor.’
Bir kere ‘Çin bile’ değil, Çin dahi demek lazım… Türkiye den çok daha büyük olan, ekonomisi çok daha parlak gözüken, dolar rezervleri fazla vermiş olan merkeziyetçi bir ekonomi için 50 Milyar dolar temkinlidir. Çünkü sorun yabancı sermaye ‘per se’ (bunun Türkçesini şimdi bulamayacağım) değil tabii. Türkiye’nin durumunda bütün kırmızı çizgiler aşılmış durumda. Yani Çin dahi 50 Milyar dolar yabancı sermaye alıyorsa, Türkiye için 20 Milyar dolar artı borsa intihardır.
Ekonomisi iyi durumda olan yabancı sermayeden çekinmek zorunda değildir. Ama Türkiye ne bir şey üretiyor, ne de borçlarını azaltabiliyor. Türkiye bir şey yapıyor, biraz da dışardan yabancı sermaye geliyor şeklinde değil olay. Türkiye kendini götüremiyor yabancı para olmadan. (more…)
Tags:
Çin,
Öss,
Borsa,
Hindistan,
Taha Akyol,
Türkiye,
Yabancı Sermaye
Yorum yok »