Volkan Alabaz Tarafından Sanat Kategorisine Yazıldı
Joge-e iki yönlü resim anlamına geliyor. Yanlışım varsa bu konuda bilgisine güvendiğim sevgili Goddess Artemis beni düzeltsin. Kendisi Türk Blog dünyasına Uzakdoğu kültürünü en iyi yansıtan, aktaran kişilerden biri. Yani resmi hem düz tutarak hem de ters çevirerek bakabiliyorsunuz. Bir Çin sanatı olan bu resim tarzı 19.yy’a ait. Sadece birkaç orijinal joge-e resmi günümüze ulaşabilmiş. Bunlardan birkaç örneği benim için değerli olan arşivimden alarak ve uzun bir araştırmadan sonra göstereceğim. Aşağıda aslında beş adet resim var. Ama iki yönlü resim oldukları için bu şekilde oldu ve ben her iki resmin ortasına gerekli ulaşabildiğim ayrıntıları aktarmaya çalıştım.

Bu yukarıda ve aşağıda bulunan resim Kuniyoshi’ye (1852) ait. Hotei (Laughing Buddha) ve Shoki (Karakter ”Romance of the Three Kingdom” ). Hotei becomes Asahina ve Shoki becomes Zhang Fei.

(more…)
Tags:
19 yy Çin Sanatı Joge-e,
Çin,
Cao Cao,
Daruma,
Ezakiya Tatsuzo,
Japan,
Japonya,
Joge-e,
Kuniyoshi,
Onamuchi-no-mikoto,
Uzakdoğu,
Yoshitora,
Zhang Fei
Yorum yok »
Volkan Alabaz Tarafından Oyunlar Kategorisine Yazıldı

Japonya’nın resmi Play Station sitesinin ana sayfasında şu sıralarda bir geri sayım sayacı çıkıyor karşımıza. Geri sayım Cuma günü sabah saat 8:00 da doluyor. Tam olarak nedeni ise açıklanmıyor ama Sony’den sızan küçük tüyolara göre nisan ayının ortalarında büyük bir sürpriz planlanıyormuş. Bunun ne olacağı ise büyük merak konusu. Kimilerine göre Resident Evil 5 çıkacak denirken kimilerine göre de Metal Gear oyunu online oynanabilecek deniyor. Bunlara benzer birçok iddia var ama hiçbiri iddia olmaktan ileri gidemiyor. Bakalım Sony’nin bize hazırladığı bu büyük sürpriz ne olacak? Merakla bekliyorum. (more…)
Tags:
Game,
Geri Sayım,
Japonya,
Metal Gear,
Play Station,
Resident Evil,
Sony,
Spielen
Yorum yok »
Volkan Alabaz Tarafından Sanat Kategorisine Yazıldı

Dün gece geç saatlerde can sıkıntısından gezinirken birden karşıma adını daha önceden duyduğum ama izleme fırsatı bulamadığım güzel bir uzakdoğu filmi ile karşılaştım. Beni ve Meral hanımı tanıyanlar uzakdoğu ve özellikle Japon kültürüne ayrı ve özel bir ilgi duyduğumuzu bilirler. Elimden geldiği kadar Almanya’ya gelen görsel gösterileri kaçırmamaya çalışıyor ve izlenmesi gereken filmleri izlemeye çalışıyorum. İşte bunlardan biride dün izlediğim Ran’dı.
Yönetmenliğini Akira Kurosava’nın yaptığı başrollerinde Tatsuyo Nakadai ve Akira Terao’nun üstlendiği bu 1985 yılında Fransız ve Japon ortak yapımı olan filmi bu kültüre ilgi duyanların muhakkak izlemesi gerektiğini söylemek isterim.
Konu aslında beni daha bir yakından ilgilendiren hayatı hakkında yüzlerce kitap yazabileceğim İngiliz yazar William Shakespeare’nin Kral Lear adlı oyunundan uyarlanmış hali diyebilirim. Yaşı artık iyice ilerlemiş olan savaş Lordunun krallığını üç oğluna paylaştırmak ister. Ama babalarının vermiş olduğu gerçekten akıllıca öğütlerine rağmen kendi birliklerini koruyamazlar ve savaş çıkar. Bence çok etkileyici bir filmdi.
Ben şuna inanıyorum bizler yıllarca ki hala oyunculuk üzerine eğitimler alıyoruz. Hep çıtamızı ve kendimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Ama Japon oyuncularda nedir bilemem ekstra bir farklılık var. Ben birçok oyunculuk üzerine eğitim almamış Japon oyuncular biliyorum hepimize taş çıkartır. Bazı arkadaşlar çok eski bir film sinemada onca yeni film varken niye izleyelim diye söylenebilirler ama sinema ve uzakdoğu kültürüne ilgi duyanlar bence kaçırmamalılar. Bu yaz bir yerlere gitmeyip tatil için ayırmış olduğumuz parayı biriktirmek ve önümüzde ki yıl üstüne para ekleyip Japonya’ya gitmek gerekir diye düşünüyorum. Ölmeden buraları da görmezsek eşimle gözlerimiz açık gidecek. Filmde ki kadroda bulunan bazı oyuncularda ise şöyle:
Tatsuya Nakadai - Lord Hidetora Ichimonji
Akira Terao - Taro Takatora Ichimonji
Jinpachi Nezu - Jiro Masatora Ichimonji
Daisuke Ryu - Saburo Naotora Ichimonji
Mieko Harada - Lady Kaede
Yoshiko Miyazaki - Lady Sue
Hisashi Igawa - Shuri Kurogane
Peter - Kyoami
Masayuki Yui - Tango Hirayama
Kazuo Kato - Kageyu Ikoma
Sayfanın devamında filmden karelerde bulabilirsiniz.
(more…)
Tags:
Akira Kurosava,
Japon Kültürü,
Japonlar,
Japonya,
Kral Lear,
Ran,
Sinema,
Uzakdoğu Sineması,
William Shakespeare
2 Yorum Var »
meralalabaz Tarafından Günlük Kategorisine Yazıldı
Bu akşam her zamanki gibi RTL televizyonunun akşam haberlerini izlerken kendimi ağlamamak için zor tuttum. İzlediğim görüntülerden sonra hep bir sempati duyduğum Japonlardan adeta nefret ettim. Nedeni ise hep insanların dostu olarak gösterilen yunuslara yaptıkları vahşet dolu insanlık ayıbı. Japonya’nın Taiji sahilindeki balıkçılar önce ağlarla yunusları sığ sulara çekip hapsediyorlar ve zıpkınlarla güçten düşene kadar zavallı hayvanları delik deşik ediyorlar. Sonrasında ise daha canlı iken kamyonetlere yükleyip ve araçların arkasına bağlayıp sürükleyerek asıl kesimhaneye götürüyorlar. Yunuslar burada can çekişirken rasgele bıçak darbeleriyle canlı,canlı kesilmeye başlanıyorlar ve bu can çekişme vücutlarındaki bütün kan boşalana kadar devam ediyor ne yazık ki. Bu vahşetten sonra ise geriye kanlar içinde bir pazar yeri ve kızıla boyanmış bir denizden başka hiçbir şey kalmıyor. Hemen internetten bu olay ile ilgili bir araştırma yaptım ve bu videoya ulaştım. Bu vahşeti sizinle de paylaşmak istedim. Ayrıca buradan da Japonların yapmış olduğu bu kıyıma karşı olan tepkinizi gereken bilgileri girerek gösterebilirsiniz. Bu tepkiler Japonya başbakanına iletilecek. Lütfen biraz duyarlı olalım ve tepkimizi gösterelim. Vahşete uğrayan bir hayvan bile olsa: birazcık bile insafı olan birinin bunlara karşı duyarsız kalmayacağına inanıyorum.
(more…)
Tags:
Delik Deşik Hayvanlar,
Hayvan Katliamı,
Japonların Yunus Katliamı,
Japonya,
Katliam,
Katliam Görüntüler,
RTL,
Taiji Sahili,
Vahşet,
Yunus
9 Yorum Var »
Volkan Alabaz Tarafından Günlük Kategorisine Yazıldı
Evet, adaları dolaşıyoruz şimdi de sanal olarak. Ada olmak coğrafi olarak bazı avantajlar sağlıyor. Eskiden savaşlar daha çok kara üzerinde oluyordu ve ada insanlarının kendilerini dış etkilerden korumaları daha kolay oluyordu. Japonya Avrupa’nın yayılmacılığından uzun süre kendini bu sayede koruyabildi. Hammadde kıtlığı çeken Avrupalılar aynen haçlı seferlerinde olduğu gibi bir bahane bulup Asya’nın hazinelerini ellerine geçirmeye çalışıyorlardı. Şu anda okuduğum ilginç bir kitapta yazdığı gibi misyonerlik sömürünün bir ayağı idi. Misyonerler ‘Biz savaşçı değiliz, sadece gariban dindar insanlarız.’ ayağı ile o ülkeye giriyorlar ama gitgide o ülkeyi içten ele geçirmeye çalışıyorlardı. Mesela Japonya da ve Çin de belli bir sayıya gelince artık o ülkenin hükümdarına değil, Papa ya tabii olduklarını iddia ediyorlardı.Eski dönemden bahsediyorum tabiî ki. Misyonerlik sömürünün önemli bir ayağı idi.Eski Avrupalı zenginler biraz saf olan ve en ufak bir kariyer şansı olmayan kendi insanlarını ‘genellikle sermayesi olmayan sınıflar; küçük burjuva ve köylü’ kullanmış oluyorlardı böylelikle. Özellikle yayılmacılığın ilk yüzyıllarında Portekizlilerin Cizvit papazları ile yaptıkları yayılmacılıkta… Zenginler ve kilisenin ilişkisi her zaman kuvvetli olmuştur Batı da, çünkü birbirlerinden para olarak bağımlı olduklarını bilirler. Yani sömürü sadece dışta değil, en başta Avrupa’nın kendi içinde başlıyordu.
Doğu da bu insanlar en başta gerçekten ruhani insanlar olarak algılanıyor ve ses çıkarılmıyordu. Ama bunun Batı’nın bir Truva atı olduğunu anlayan Asyalılar geç uyandılar. Mesela Japonya ve Japonlar. En başta ciddiye alınmayan, hatta saygı duyulan ve ruhani insanlar oldukları sanılan kişilerin sömürünün baş aracı oldukları anlaşıldığında, inanılmaz bir Hıristiyan takibi başladı Japonya da. Bunun üzerine Hıristiyanlığı bahane ederek bir ‘eziyet çeken zavallı keşiş’ numarasıyla ‘fetih’ peşinde koşan asıl zengin tabakanın foyası çıktı ortaya. (more…)
Tags:
Adalar,
Asyalılar,
Çin,
Eski Avrupa,
Hıristiyanlık,
Japonya,
Müslümanlık,
Portekiz
1 yorum Var »