Her ne kadar artık blogun içeriğini grafik, tasarım, teknoloji üzerine bilinçli bir şekilde çevirmeye çalışsam da yinede arada bir biraz rahatlama ihtiyacı hissediyorum kafamda beni rahatsız eden şeyleri burada paylaşarak. Son zamanlarda yazmayı düşünüp, yazmaya vakit bulamadığım şeyler oldu. Mesela Türkiye AKP ye karşı açılan kapatma davası ile sarsılırken gazetelerin internet sayfaları o kadar sığ, saçma, konu ile ilgisiz haberlerle dolu idi ki. Milliyet in internet sayfası giderek daha kötü oldu, en az Hürriyet in internet sayfası kadar kötü oldu sonunda. Zaten aralarında bir fark yok. İki çıplak kadın, üç tane şiddet haberi, al sana gazete! Gelsin reklamlar, gelsin paralar. Hiç ama hiç saygım kalmadı Türk basınına karşı. Olması gerekli imi di? Onu da bilmiyorum. Medya zaten başlı başına sorgulanması gereken bir kurum değil mi idi?
Mesela ülkede politik gerginliğin yükseldiği bir günde iğrenç bir şiddet haberi Milliyet in yanardöner sayfasında insanın gözüne sokuluyordu ana haber olarak; akademisyen bir ebeveynin kızının akıl almaz vahşice cinayeti ilk önce babasını öldürdüğü şeklinde, daha sonra annesini öldürdüğü şeklinde verildi. Politik bir haber değildi, önemli de değildi. Maksat zaten haber olsun, torba dolsun, Doğan zengin olsun, boş geveze gazeteciler para bulsun.
Yanlış haber verdikleri halde, ne bir özür, ne bir açıklama. Öteki gazetelerde de tık yok. Nasıl bir ülke burası? Türkiye yi şöyle bir 150–200 yıl çok özlememe rağmen gelmesem diye zihnimde düşündüm. Hiç bir zaman politik görüşlerini paylaşmadığım ve hayatımda ilk defa göz attığım Vatan’ın internet sayfası daha iyi idi. Vatan hatta iddianameyi vermişti ki bu önemli. Milliyet Fehmi Koru’nun yazısını en başa koymuştu. E tabii AKP den zıkkımlanmak konusunda aynı kefedeler. Doğan milyarderleri olmasa doğan gazetecileri parayı nereden bulacak? AKP zamanında en büyük parayı yaptılar. Tabii ki ‘demokrasi’ yanlısı olacaklar, ‘keh keh’. (more…)
Sevgili Pekinte ve Hakan Yamanoğlu dostlarım beni blog kürede uzun bir süredir güncelliğini yetirmeden devam eden ve etmesi gereken bir mim için paslarını sundular. İlk olarak açıklamak istediğim bir konu var bazı blog yazan arkadaşlar farklı konularda beni birçok defa aynı dönemlerde mimlemişlerdi. Ben kendilerine teşekkür etmiş ama bu mimleri yazamayacağımı söylemiştim. Şimdide işine gelenleri yazıyor demesinler lütfen. Bu konu ve bu çağrıya duyarsız kalmak imkansız bir durum. Hele ki iki çocuk babasıysam. Yoksa ortada bir ayrımcılık söz konusu değil. Ben bir insana Alexa ya da pr bilgilerine göre değer vermiyorum bazıları gibi. Neyse hemen konumuza dönelim.
Mimimizin kuralları neymiş bir hatırlayalım.
Mim konusu; Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.Banner
Benim çocukluğumda dinlediğim daha doğrusu annem sayesinde günde 300 kere duyduğum ama büyük bir zevk aldığım ‘’Bu Ne Dünya Kardeşim’’ şarkısı. Ben unutulmaz Hababam sınıfı uyarlamasını sizinle paylaşmak istedim. Bu müziği duyduğumda içimde hep geçmişe dönme arzusu oluşuyor. İmkansız olduğunu bilsem de yinede en çok arzuladığım şey bu.
Türkiye’de bunun için daha fazla ne yapılabilir bilmiyorum. Ama özellikle net aleminde bunu durdurmanın tek yolu ilk olarak ailelerden geçiyor. Aslında en güzeli daha haklarına ve beynine tecavüz edilmemiş bir çocuğun yetişme tarzı ailesi tarafından oldukça fazla doğrularla doldurulsa belki çocuklar yetişkin birer birey oldukları zaman bu tip psikolojik bozukluklar yaşamayacaklar. Bence ilk iş ailelerde. Ailelere ve kişilere iletilebilinecek en etkili söz “Çocuk istismarını durdurun”. Şimdi de sıra geldi bu mim pasını göndermeye. Sevgili Seyrusefer’e gönderiyorum. (more…)
Doğu da, Batı da kadın hakları konusunda ilkeller… Sadece tarzları değişik… İnsan sanat tarihi ile ilgili bir kitap okurken bile sömürgecilik tarihinden kurtulamıyor. Gerçi sömürü her gün oluyor, şu anda da oluyor, olay sadece tarih değil ama bazıları sömürüldüğünü idrak etmek istemiyor…(Bugün Garanti Bankası yüzde 5 değer kaybetti mesela. Bu da bir tür ’sömürü’ aslında…Irak ta 5000 kadına tecavüz edildiğini duydum. Yugoslavya da da aynı şeyler oldu. Bunların üzerine gidilmiyor. Çünkü kadınlar kimsenin umurunda değil. Batı nın kendini ama kadın hakları savunucusu olarak öne çıkartması gerçekten enteresan…Türkiye’den hiç bahsetmiyorum bile olanlar belli ve çok acı utanıyorummmm…..
Medyayla bulaşmak veya bulaşmamak.Okumak yada okumamak.İşte bütün mesele bu. Bu aralar Türk medyasından kaçıyorum Hiç bir şey okumuyorum çünkü bana Türkiye de yaşadığımı hatırlatıyor.Sanki Almanya’da değilim de ordayım.Halbuki 19.yüzyılda yaşamak benim hoşuma gidiyor. Nedenine gelince isterseniz kısa bir geri dönüş yapalım bazı konularla Dünya’ya. Ankara da atılan bombalar herkese atılmıştır. Türkiye deki herkese. Bu bombaların karşısında yeterince sağlam durulmadığı için böyle oluyor. İnsanların sokağa dökülmesi lazım: ‘Şiddette hayır!’ diyerek! Şiddet karşıtları sakin bir şekilde PKK nın ve Kürtlerin içerisinde şiddet yanlılarını barışçı bir dille eleştirmeli. Sakin kalmak kolay değil böyle durumlarda biliyorum ama deli ile deli olunmaz. Artı güçlü ve istikrarlı bir devlet olsaydı bütün bunlar olmazdı, bunu da ayrıca hatırlatmak isterim. Güçlü devlet ama ufuksuz asker ve polislerle sonu gelmeyecek maceralara giren de değildir… (more…)