Nihayet rahat bir şekilde bilgisayarımın başına oturabildim. Bugün sabah saat 03.00’de meral hanım ve çocukları Düsseldorf havaalanından Antalya’ya gönderdim. Gece de uykusuz kalınca bugün baya bir geç kalktım. Bu hafta da baya yorucu bir iş temposuyla geçmişti benim için. İlk bekar günümün akşamını da güzel bir Japon lokantasında doya, doya söylemesi ayıp sushi yemekle geçirdim. Size de şiddetle tavsiye ederim. Evet, dönelim konumuza yeni bir mim pası çok sevgili blogcu arkadaşım Goddess-Artemis tarafından bana paslanan. Büyük bir memnuniyetle cevaplamak istediğim kırk yılın başı adam gibi bir mim dedirten konu Back To The Future yani ‘’Zamanda yolculuk’’ Böyle bir ihtimal olsaydı gitmek isteyeceğiniz iki zaman dilimi. Muhteşem tekrar teşekkür ederim Artemis’e ve bu mim dalgasını başlatan Sessiz Sakin Ama İşinde İyi adlı blog yazarı sevgili hasan arkadaşıma.
1) Hayatımda en çok böyle bir imkan olsa gitmek istediğim ilk zaman dilimi Kurtuluş savaşından önceki dönem. Peki neden? Tek ama tek istediğim şey ULU ÖNDER Atatürk’ü tanımak onun emir ve komuta altında olan en yakın silah arkadaşlarından biri olmak. Bu ihtimali bırakın bana deseler ki volkan sadece beş dakika Atatürk’le beraber zaman geçireceksin. Ama canından olacaksın sonra. Yemin ediyorum Tanrıma bir saniye düşünmem bile sadece beş dakika elini tutayım yanaklarından öpeyim saçlarını okşayayım, dizine yatıp bırakmayın beni paşam diyebileyim. Konuşmasak bile olur. Ben bu soruyu hep kendime soruyorum ara, ara. Neden? Böyle bir zaman diliminde Dünya’ya geldim Tanrım? Keşke böyle bir imkan olsa da ona ulaşabilsem o benim ulaşılmazım her şeyim her şeyden önemlisi olanım ATAM.
2) M.Ö. 525-456 tarihleri arasına gitmek isterdim. Her tragedya üslubunu benimsemiş tiyatro oyuncuların isteyeceği şeydir bu. Kimden bahsetmek istiyorum tabiî ki Aiskhylos’dan. Yunan edebiyatına en parlak ürünlerini M.Ö. V.-IV. yüzyıllarda vermiştir. Antik Yunan’da bir yazardır. Dönemin en büyük tragedya Şairidir. Sofokles ve Evripides ile beraber; yazıları tamamen kaybolmayan en eski 3 tragedya yazarlarından biridir. Tiyatro o yıllarda tek kişilik maskelerle oynanan replik dışı diyalog geçirmeden sadece hareketlerle anlatılmaya çalışılan bir sanat türüydü ve hala tiyatronun bu günlere gelmesinde büyük rol oynamış bu ozanla tanışmak onun yazdığı oyunlarda onun tiyatrosunda oynamak tahminimden bile büyük bir zevk olur herhalde. Hayatımda iki kere Elefsis taraflarına onu yaşamak ve hala günümüz Dünyasında ki etkilerini izini yakından tanımak için Yunanistan’a gitmiştim. Hayran kalmamak imkansızdı. Aradan onca yıla rağmen büyük bir ozan olarak yaşatılan başka bir Tiyatrocu göremedim daha. O dönemden miras olarak kalan 7 tragedyası hala bilinmekte.
Sıra geldi bu güzel mim dalgasını paslaşmaya. Bu yazdığım blogcu arkadaşlarım yazıp yazmamak konusunda doğal olarak serbestler ben mim kuralını yerine getirerek ben sevdiğim arkadaşlarımı mimlemek istedim. İlk olarak Henster Gay Kedi ve , Mecazi Yaşam son olarak ta Donjuanyasin’e paslıyorum. (more…)
Hayatımda özelliklede çocukluğumda tiyatroya ilkokulda alışmaya başladığım dönemlerde bu unutulmaz eserlerin payı büyüktür. En çok güldüğüm ” Devekuşu Kabare” den bir sahne Metin Akpınar ve bakalım bayan oyuncuyuda tanıyabilecekmisiniz?
Ali Poyrazoğlu’nu kim ne derse desin severim. Gerçekten Tiyatro görüşüne saygı duyduğum bir büyüyümdür.Net de gezinirken bulduğum eski bir oyunundan bir kısımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Devletin matematik hesabı nasıl olur?? Bazen eski tiyatro oyunlarını çok özlüyorum.Bence bu blog da daha fazla tiyatro yer almalı.
Efendim biliyorum bu hafta blogu çok aksattım ama malumunuz bir Eylül’de yeni bir oyunla perdelerimizi açtık. Oyunumuzun adı ”My Fair Lady” gerçekten yorucu bir prova dönemi yaşadık dünde nihayet bir nefes alabildik. Ben asıl konumuza dönmek istiyorum ama bu arada bir hatırlatma yapmakta fayda var bu kış benden asıl beklenen sanat yazılarıma daha çok ağırlık vereceğim siyaset ve politika üzerine son iki yazım diyebilirim bu oyunla alakalı başka bilgiler için sonra bir yazı hazırlamayı düşünüyorum. Yaklaşık iki üç haftadır Türkiye’yi inceliyorum. AKP’yi, Emin Çölaşan’ı, Bekir Coşkun’u ve akıldan uzak saçma sapan hareket eden kürtleri. Bir çok kişi bloglarında bu konulara değindiler ama ben konuların biraz soğumasını istedim.Şimdi sadece kürt konusuna değinmek istiyorum biraz.Türkiye’deki arkadaşlar ne iş yapar çok merak ediyorum. Arkadaşlar hayat sadece teknolojiden ibaret değil. Buradan bana öyle bir imaj veriyorsunuz ki sanki her şey günlük gülistanlık. Bu ülkede sadece askeriye konuşmamalı. Ulu önder Atatürk ne demişti unuttunuz galiba: Ey Türk gençliği birinci vazifen Türk istiklalini ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Peki sizler ne yapıyorsunuz? Birkaç arkadaşı görüyorum bu işler için çırpınan. Bakınız; çok açık ve net yazıyorum artık: kürtler haddini fazlasıyla aşmıştır. Normalde iki nokta üst üsteden sonra büyük harfle başlar ama konu kürtler olunca büyük harfle başlamayı onlara lüks olarak görüyorum. Son iki olay; birincisi DTP’nin yapmış olduğu sa….ça açıklamalar, ikincisi ise Bodrum’da emekli üst teğmene üç birbirinden geri…..lı kürdün ‘TÜRK bayrağını indir ve kürt bayrağını as’ tehdidi ve ardından tartaklaması. Bu iki olay kürtleri kulağından tutup zamanında İran’ın yaptığı gibi bu ülkeden dışarı atmaya yeterli bir sebeptir. Unutmayın ki kurunun yanında her zaman yaş da yanar. Bana kalkıpta üç beş arakadaş ‘bütün kürtleri genelleyemezsin; Türkiye’yi çok seven kürtlerde var’ gibi saçma sapan laflar söylemesin. Bir tarafımla gülerim sadece. (Bu arada sakın bana tarih dersi vermeye kalkmayın hepinizi bilgimle ezerim; bu kadar da küstahımdır. Benim arkadaşlarım Ortaköy’de gezerken ben tarih kitapları okurdum.) Nedeni belli: Daha ben bir kere kürtlerin pkk’nın karşısına dikilip ‘kesin lan artık sesinizi‘ dediğini duymadım. İşlerine gelince Türkiye’yi çok seviyorlar. DTP’ye gelince söyleyecek söz bulamıyorum. Yargımız pkk köp……ne gereken desteği sunmuştur zaten. Yine inatla savunuyorum ki askeriye acilen ülkenin her alanına el koymalıdır. Milyonlarca Türk varken üç tane şer….iz kö..k kalkıp bir Türk’ün önünü kesip tehdit edebilecek cesareti gösteriyor artık. Bizim milletimiz uyusun hala. Bence sabahtan akşama kadar kürt halkının ve DTP’nin Allah’a dua etmeleri gerekir ki ben asker değilim. Neyse sinirimi daha fazla bozmadan bu konuyu kapatayım.
Uzun zamandır okumak istediğim bir kitabı nihayet alma fırsatı buldum. Bu kitap Ömer Uluç’un ‘Heves Kuşu Durmaz Döner’ adlı kitabı. Sanat ile uğraşın dışında uğraşanlara ‘Pazar’ genellikle 19.yüzyılı pazarlıyor. 19.yüzyıl batı sanatını pazarlıyor genellikle çünkü o devir bitti artık. Yine de yanlış değildi tabii. Bir yerden başlamak gerekir. Kendimi sanatçı olarak görmediğim için ukalalık yapmaya gerek görmüyorum bu konuda. Ama iş modern sanatlara gelince de bu dalda uğraşan Türk ressamlarından ve tiyatrosundan insanların aklına çok fazla isim gelmiyor. Ben bu işle profesyonel olarak ilgilenenleri değil olayı biraz da genel kültür olarak görenleri kastediyorum. Sanat ile ilgilenen bir insan sanatçı değildir. Avrupa’da öğrendiğim en önemli şey bu ama bunu Türkiye’dekiler anlar mı bilmiyorum? Bu işten parasını kazanan ya da kazanmayan herkes sanatçı değildir. Sanat bence sanat dışı bir alana muhtaç yoksa kendi arasında bir narsizim yaratıyor ve onun içinde dönüyor, dönüyor, dönüyor… Ve ‘iş’ haline geliyor…
Nizza’dan harika bir müzik eminim beni ve sizleri üst düzeyde sakinleştirecektir. İyi Pazarlar.