Yazmak çok özel bir hayat şekli gerektiriyor. Normal bir hayat yaşayan bence yazamaz, yazan da normal hayat yaşayamaz… Orhan Pamuk’un romanları bir yerden sonra mesela bu yüzden çok sıkıcı oluyor bence. Bu kadar da sıkıcı bir yazar dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Yaşanmamışlık var bazı romanlarında, entellektüel, hassas burjuva erkeğinin iş ve düzen hırsı ile yazılmış romanları olarak karşımıza çıkıyor onun romanları… Ama ikisini aynı anda yapmaya da imkan yok… Gerilim…gerilim…grlm… Yaşam ile yazmak arasında hep bir gerilim olacak bence. Asıl konuya dönelim. Arada yazamadığım çok konu var ama yine de konuları toparlamam  lazım geçenlerde  bayramdı. Eskiden bayramlardan hiç haberim olmazdı. Tesadüfen öğrenince de, üzülürdüm. İçim cıız ederdi. Şimdi de içim sevinç dolu değil, artık çocuk değilim, kimse bana yeni elbiseler almıyor Bayramlar da  alan olsa da, çocukluğumdaki sevinç ile bir olabilir mi hissedilen ? Olamaz.

Konu bu da değil. Konu dün yine tesadüfen Koç Bienali’nin Pardon ama İstanbul Bienali olmuyor artık o. Afişler inanılmaz kötü idi. Şimdiye kadar gördüğüm en kötü İstanbul Bienali afişleri. Bir firmanın 50.yıl kutlaması falan gibi. Firmaların reklam olsun diye yaptığı kutlamalar vardır, onlara benzemiş. Ama zaten biz hepimiz Koçistan da yaşamıyor muyuz ? Hepimiz bir Koç vatandaşı değil miyiz ? Evet, içimizde ‘SA’ cılar da var… Mesela T.C. nin ismini TürkiyeSA diye değiştirsek Türk bayraklarına sponsorluk alırmıyız acaba Sabancı Teyze’mizden ? Ayşe Teyze değil tabii Sabancı Teyze. Ne diyeceği, ne düşüneceği önemli. Ahhh ahh… İstanbul da sanat biraz zor iş, orada yaşayan sanatçı arkadaşlarıma büyüklerime çok üzülüyorum. Vicdanı ve beyni olanlar için bence. Çünkü sanat sadece para ve eğitim işi değildir. Bunların zaten olması gerekir ama yetmez.

Yine konudan saptım. Efendim seneler evvel bir Almanca Kursun da Mısırlı çok tatlı bir kadın bana İslam’ın bir bayramını tarif etmeye çalıştı. Onu anlamakta güçlük çekiyordum çünkü Almancası yeterince iyi değildi, benim de Arapçam yoktu. Yine de tabii bir şeyler anladım. Çünkü çok candan bir şekilde, vurgulu bir mimik ve gestikle, yani bütün vücudu ile konuşuyordu. Bana bir şeyler tarif etmeye çalışıyordu. Ben anlamakta güçlük çekiyordum. Yarım, yamalak bir şeyler anladım ama yine de aradaki kültür farkının gerçekliği beni şaşırttı ve de üzdü.

Biz Türkler her konuda zilliz! Evet, bunu iddia ediyorum. İslam Araplar üzerinden Türk kavimlerine geçti. Bu biliniyor. Ama madem başka bir dilden bir şey ithal ediyorsun, bari araştır,incele, doğrusunu öğren. Yok biz Türkler okumadan her şeyi biliriz. Araştırma, kafa karıştırma ile aynı manaya gelir çoğunlukla.İslami bayramlar konusunda bile kültür farklılıkları öne çıkıyor multikültürel ortamlarda. Tabii bunlar multikültürel ama akademik olmayan ortamlar, ki bu da bence çok önemli.

Tiksinti aklımda olan kelime idi. Geçenlerde TV de Ankara da bir gece kulübünün kapatıldığı ve yerine abuk bir kebapçının geldiği ve şu anda Türkiye de yönetimde olan kesimin oradaki bardaklardan daha evvel o bardaklarla alkol içildiği gerekçesi ile tiksinti duyduğu gibi haberler çıktı. Bütün bunlar doğru ise gerçekten durum vahim demektir. Politik olarak bir abeslik ve saçmalık olmakla beraber olay beni psikolojik olarak ilgilendiriyor. Hatta üşenmedim internette tiksinti üzerine ufak bir Google amcaya arattırdım. Beni haberin son kısmı ilgilendiriyordu. Efendim daha evvel alkol içilen bardaklardan su içmek istemeyenler varmış. Bu alkole karşı irrasyonel bir tiksinti belirtisi oluyor benim için. Bunun din ile alakası yok bence. Din ile tabii ki kültürel ve tarihi anlamda ilgisi var, ama olay tamamen sosyolojik olmuş durumda. En başından beri Türkiye’de Necmettin Erbakan gibilerin başlattığı dinci küçük burjuvanın politik çıkışını ve daha sonra Erdoğan ile işbirliği yapan büyük sermayenin ben Türkiye’de en ufak bir şekilde din ile ilişkisi olduğunu düşünmüyorum.

Tiksinti asıl konu ise orda kalmaya çalışalım.Ama kalmakta zorlanıyorum. Necmettin Erbakan herkesin bildiği gibi Almanya da ‘müüüheeendis’ olmuş bir arkadaş. Bu ‘müüühendis’ olmak, ‘mütahit’ olmak gibi şaibeli meslek gruplarına girer benim için. Zaten geçenlerde şunu fark ettim, A.B.D ye giden kapitalist, Fransa ya giden artist, Almanya, İsviçre ve Avusturya üçlüsüne giden ya teokrat ya nasyonalist oluyor. Bkz. Necmettin Erbakan ve dinciler tarafından dolandırılmaya doyamayan bazı Türk işçileri. Öykülerini dinlemekten bıktım artık.

Necmettin Erbakan’ın başlattığı bir hareketin şekil değiştirip, bugünlere gelmiş olması bir kere başlı başına inceleme konusu olabilir. Mutlaka olmuştur da, ama bakış açısı önemli. Tiksinti asıl konu ise neden bütün bunlardan bahsediyorum ? Türkiye de ‘dincilik’ yapanlar var ve bu kişiler de halkın kara cehaletini kullanıyorlar. Kara cehalet o insanların aptal olduğunu değil sadece eğitim almadıklarını belirten bir tanım. Bu kişiler zengin olabilirler, benim gibileri suya götürüp, susuz getirebilirler ama yine de kara cahiller.

Cahil insan yasaklarını başka türlü algılar. Bastırma ona herkesten daha zor gelir ve bunu yaparken negatif bir enerji ortaya çıktığı için, çünkü aslında çocuk gibi tam bastıramaz bunu yansıtma ihtiyacı duyar ve abartıya kaçar. Dinde aşırılık aynı zamanda inançsızlığın belirtisidir. Çünkü kişi kendisi ile mutlu değildir. Hatta dine aşırı bir şekilde başvurması bile bu mutsuzluktan kaynaklanır. Yani dini amaç değil araç haline getirmeye ruhsal hali onu iter nerdeyse. Bu yüzden mesela din ve psikopatolojinin kesiştiği bir alan vardır.Domuz ve alkol konusundaki tiksinti bu bastırmanın bazılarına ne kadar zor geldiğini gösteriyor. Yani aslında bu şeyleri istedikleri için tiksinti duyuyorlar. Yoksa sadece geri durmak ile yetinirlerdi. Özellikle cahil kadınlar bu tip infantil psikolojiye daha yatkın oluyorlar. Yani sanki tiksinti duymasalar bazı yasakları gerçekleştirme de zorlanacaklar. Aynı şekilde eskiden iyi ailelerden gelen bazı Hıristiyan kadınlar da cinsellikten abartılı tiksinti duyduklarında Freud bunu bence doğulu bir mantık ile istek bozukluğu olarak algılıyor. Bu parantez ama aklıma bambaşka bir şey getirdi.

Türkiye’deki başörtü fenomeni ekonomik olarak ezilen sınıfların bir kendi kendilerini disipline etme aracı. Yani tamamen rahibelerdeki fonksiyondan ayrılıyor sosyolojik olarak. Yani başörtü aslında öz disiplinde zorlananların bir fetişi olmuş durumda Türk politikasında.Dinen de puta tapmak gibi bir şey bazılarında. Unutmamak gerekir ki, Benim için yüce olan İslam dini din olarak Hıristiyanlık ve Yahudilikten daha yenidir ve bazı bastırma süreçleri daha yerine oturmamıştır. Fetiş haline getirilen her olgu aslında geniş anlamda puta tapmak gibidir. Bizim başörtülü kadınlarımızın çoğu mesela görünüşte rahibeleri andırmakla birlikte bastırma konusunda bireysel, sınıfsal, toplumsal gerçeklere daha yakındırlar. Batı dan bakan bazı insanlar bu yüzden yanlış anlıyorlar bazı Türk kadınlarının taktığı başörtüyü. Başörtü takan kadınların çoğu dindar değil mesela. Ben bunu bazı iyi niyetli Batılılara anlatmakta zorlanıyorum. Freud’un tiksinti kuramı ile Darvin’in tiksinti kuramı birbirleri ile çelişmez bence. Çünkü ikisi ayrı şeyleri kastediyorlar. Yani tabii ki tiksintinin sadece sosyal psikolojik olmadığı vakalar var.  Freud un tiksinti kuramı bence dinin veya kültürün gerektirdiği disiplin sürecinde zorlananların ve bunu amaç değil araç olarak görenlerin) yaşadıkları ambivalansı göstermesi açısından önemli. Kendi kendilerini ele vermiş oluyorlar. Muhtemelen o gece kulübünde eğlenmeyi isteyen birçok genç kadın kendini ancak psikolojik aşırılık ile belli ediyor. Tabii bir sınıf savaşının söz konusu olduğu burada açıktır. Bunu görmemek için aptal olmak gerekir.Dindar kesim cahil olmayabilirdi, o zaman her şey başka türlü olurdu. Sadece şu restaurant olayı ile bile kara cahil olduklarını gösteriyorlar yine. Yani politik kargaşa ile dini de kavram olarak karıştırmamak gerekir. Bu arada evrim (Evolution) kelimesi benim için önemli. Çünkü Freud Darvin’in 1862 de çıkan meşhur kitabından etkilenmişti.

 


Tags: , , , , , , , , ,

Bu Yazıyı Paylaşın Türkçe yazanlar için hatırlatmalar; cümle büyük harfle başlar, nokta ile biter. Noktadan sonra boşluk bırakılır, yeni cümle başlar. "gelcem, gitcem, gidiyom" denmez "geleceğim, gideceğim, gidiyorum" denir. "Herkez" denmez "herkes" denir. "Yaaaa" çok laubali bir sözdür. "bU şEkiLDE" yazmak sadece okuyanı yorar. "Yanlız" değil "Yalnız" denir. "ğ" harfi "g" şeklinde yazılamaz. "Bende, sende" denmez, "Ben de, sen de" denir. "Dahi" anlamındaki "de" ayrı yazılır. "Geldimi?" yazılmaz "Geldi mi?" yazılır. Soru takıları ayrı yazılır. "OKmi?" değil, "Tamam mı?" denir. "ahmet, belgin, duru" denmez. "Ahmet, Belgin, Duru" denir. Özel isimlerin, illerin, ülkelerin ilk harfleri büyük yazılır. "ki" eki, bağlaç olarak kullanılıyorsa ayrı, iyelik eki olarak kullanıyorsa birleşik yazılır. "v" yerine "w" yazılmaz... Yani Türkçe, Türkçe yazılır. MSN Türkçesi'yle değil.
3 Cevap Var “Yazmak Bir Hayat Şeklidir!”
  1. MaFiAMaX diyorki:

    Yav mühendisliği niye şaibeli meslek grubuna koyuyorsun. Ben de yakında “müendiz” (artist gibi bişi (H)) olacağım. Mütahitliği bizim insanımız şaibeli hale getirdi, bari mühendisliği de getirmeyelim.

    İçki içilen bardaktan su içmeme konusuna gelince, ben olaya şöyle bakmak gerektiğini düşünüyorum. Şimdi eğer ki bir insan Müslümanım diyorsa alkollü içeceklerin haram olduğunu kabul etmiş demektir. İçkiden de uzak durması gerekir. “Tiksinti” duyması da aslında o bardakta bir zamanlar içki olduğunu düşünmesi ve bunu bir türlü kabullenememesinden kaynaklanıyor. Bence burda öyle kestirip cahillik ve benzeri ithamlarda bulunmak yanlış. Kıssadan hisse düşünürsek en basitinden o kişi “sana ne kardeşim ben kendimi rahat hissetmiyorum” diyebilir.

    Başörtü konusuna gelince, bu konuyu hiç bir zaman bir sonuca ulaştıramayacağımız inancındayım. Çünkü bir tarafta başörtüyü siyasi amaçla kullanan bir kesim var (herkes değil) bir yanda ise başörtü takan insanı öcü gören (yine herkes değil) kesim var. Olan her iki taraftaki masum ve doğru insanlara oluyor. Yakın zamana bakarsak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için eşi başörtülü, o yüzden kamusal alana giremez diye söyleniyorlardı. Ne yani şimdi adam eşinden mi boşansın?! Üstelik kimsenin karşılık veremeyeceği bir cümle de söyledi. “Eşimmi seçiliyor? Ben mi?”

    Erbakan konusuna gelirsek, bence bir nesil onun yüzünden yok oldu. Peygamber efendimiz (s.a.s) bile kendisine abdest alırken su tutulmasına izin vermezken o kim oluyorda ayaklarını yıkattırıyor, insanları kendisine kul ediyor?! Abi yazıyı yazarken daldan dala atlamışsın, ben de şu konuya bu konuya gelirsek diye diye bir hal oldum:)

  2. AJANDATR diyorki:

    Orhan Pamuk tam da tarif ettiğin gibi… Bugüne kadar sadece “Kar” adlı romanını okudum…Evet yanlış okumadın dostum zar zor sıkıla ıkıla bitirdim bir kaç sene evvel yanılmıyorsam lise 1′de okuduğum zamanlardı… İğrençti zaten bir daha kitapevlerinde Orhan Pamuk kitaplarına el sürmedim… (V)

  3. gokhans diyorki:

    Selam Volkan.Bende bloguma seninkisi gibi eposta ebonelik bölümü yaptım sonunda.Baya uğraştırdı ama kolaymış.. :P

Yorum yaz

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Kapat
E-posta ile paylaş